11 Bin Kişilik THY’den 90 Binlere Ulaşan Dev Ekosistem — Son Dakika Havacılık Haberleri | Türk Hava Yolları, Pegasus, Sunexpress, Corendon, Havacılık, Havayolları, Havalimanları, Havaalanları, THY, Hostes, Pilot, Uçak, Kabin Memuru, SHGM, DHMİ

Değerli Okurlar,

Gökyüzünde 25 Yıl: Türkiye Havacılığının Bir Sektörden Ekosisteme Yolculuğu

Bazı değişimleri anlatmak için rakamlara bakmak yeterlidir. Bazı değişimleri ise rakamlar bile anlatmaya yetmez.

Türkiye’nin son 25 yıldaki havacılık hikâyesi tam da böyle bir hikâyedir.

Bunlara da Göz Atabilirsiniz

THY 850 Uçaklık Filo ve 50 Milyar Dolar Gelir Hedefliyor

thumbnail

THY’nin TK199 Seferinde Yolcu Rahatsızlandı: Kurtarılamadı

thumbnail

THY’nin Havana uçuşları geri dönüyor: Tarih belli oldu

2000’lerin başında uçak denildiğinde hâlâ birçok insan için “uzakların ulaşım aracı” olarak akla gelirken, bugün Türkiye’de uçmak milyonlarca insanın günlük hayatının sıradan bir parçası haline geldi. Havalimanları yalnızca uçakların indiği-kalktığı yerler olmaktan çıktı; dev istihdam merkezlerine, lojistik üslerine, bakım-onarım kümelenmelerine, teknoloji şirketlerine ve küresel ticaret noktalarına dönüştü.

Ve bu dönüşümün ölçeğini anlamanın en kolay yolu, takvimin iki ucuna bakmak.

2002 yılında Türkiye havalimanlarında yaklaşık 34,5 milyon yolcu ağırlıyordu. 2025’te bu sayı, direkt transit yolcularla birlikte 247 milyon 163 bin 531’e çıktı. Yani yaklaşık yedi katlık bir hacimden söz ediyoruz. Dahası, 2002’den bu yana Türkiye havalimanlarında hizmet verilen toplam yolcu sayısı 3,2 milyarı geçti.

Bu, yalnızca “daha fazla insan uçtu” demek değildir.

Bu, Türkiye’nin ekonomik ve sosyal yapısının değiştiğini gösteren rakamlardan biridir.

26 havalimanından 58’e

2003 yılında aktif havalimanı sayısı 26 idi. 2024’te bu sayı 58’e yükseldi. Terminal kapasitesi ise yüzde 530 artarak yıllık 347 milyon yolcu seviyesine çıktı. Aynı dönemde toplam yolcu trafiği yüzde 568 artış gösterdi.

Bugün Türkiye’nin hava ulaştırma anlaşması yaptığı ülke sayısı 175. Dış hatlarda 2000’lerin başında 50 ülkede yaklaşık 60 noktaya uçulurken bugün 133 ülkede 356 noktaya ulaşılmış durumda.

Başka bir ifadeyle Türkiye yalnızca havalimanı yapmadı; bir hava ulaşım ağı kurdu.

İstanbul Havalimanı bunun en görünür sembolü. 2025’te yaklaşık 84,5 milyon yolcuya hizmet veren bu havalimanı, artık Avrupa ve dünya havacılığının en yoğun merkezleri arasında yer alıyor.

Fakat havacılığın asıl hikâyesi beton ve pistlerden ibaret değil.

Asıl hikâye insan kaynağında.

65 bin kişiden 262 binin üzerine

2002 yılında Türkiye’deki hava ulaştırma sektöründe çalışan sayısı yaklaşık 65 bin seviyesindeydi. 2023 itibarıyla bu sayı 262 binin üzerine çıktı. Sektör cirosu da aynı dönemde 2,2 milyar dolardan 35,7 milyar dolara yükseldi.

Üstelik bu rakama yalnızca pilotları veya kabin ekiplerini koyup geçemeyiz.

Bir uçağın havalanabilmesi için arkasında mühendisler, teknisyenler, bakım personeli, yer hizmetleri çalışanları, güvenlik görevlileri, ikram ekipleri, yazılımcılar, operasyon uzmanları, hava trafik kontrolörleri, kargo çalışanları, yakıt ekipleri, planlamacılar ve daha onlarca uzmanlık alanı var.

Havacılık büyüdükçe, aslında bir “meslekler evreni” büyüdü.

Türkiye’nin havacılıkta yaşadığı dönüşümün en çarpıcı örneklerinden biri de Türk Hava Yolları’nın kendisidir.

11 bin kişilik THY’den dev bir havacılık ekosistemine

2001 yılında Türk Hava Yolları’nın çalışan sayısı yaklaşık 11 bin 242 idi. O yıllarda 69 uçaklık bir filodan ve yaklaşık 1,43 milyar dolarlık cirosundan söz ediliyordu.

Bugün yalnızca THY A.O.’nun çalışan sayısı 2025’in ilk yarısı itibarıyla 35.539.

Ancak THY’nin hikâyesini sadece bu rakamla anlatmak artık mümkün değil.

Çünkü THY, zaman içerisinde bir havayolundan çok daha fazlasına dönüştü.

Bakımdan, Yer hizmetlerine, İkramdan, Teknoloji üretimine, Destek hizmetlerinden, Kabin içi üretimine, Kargodan, Yakıt hizmetlerine, Motor bakımından, Turizmde iş birliklerine kadar uzanan devasa bir yapıya dönüştü.

Ve bütün bunların etrafında oluşan onlarca şirket ve iş ortaklığı oluşturuldu.

Bugün THY’nin grup yapısında TGS Yer Hizmetleri, THY DO&CO, THY Teknik, TSS, Turkish Technology, TCI gibi havacılığın farklı halkalarını omuzlayan çok değerli şirketler bulunuyor.

Örneğin 2025 itibarıyla THY Teknik’in çalışan sayısı yaklaşık 12 bin, TGS’nin 21 binin üzerine, THY DO&CO’nun ise 7.400’ün üzerine çıkmış durumda. TSS ise 10 binin üzerinde çalışanıyla başlı başına büyük bir destek hizmetleri organizasyonuna dönüşmüş bulunuyor.

Dolayısıyla sadece THY A.O., THY Teknik, TGS, DO&CO ve TSS’yi yan yana koyduğumuzda bile 90 binin üzerinde bir insan kaynağı ölçeğinden bahsediyoruz.

Bu rakam konsolide bir “THY Grubu toplam çalışan” rakamı değildir; şirketlerin farklı raporlama tarihleri ve kapsamları vardır. Fakat ölçeğin nereden nereye geldiğini anlatmak için son derece çarpıcıdır.

25 yıl önce yaklaşık 11 bin kişinin çalıştığı bir havayolu şirketinden, bugün yüz binlerce kişinin doğrudan veya dolaylı biçimde ekmek yediği dev bir havacılık ekosistemine gelmesini küçümsenecek bir hadise değildir.

Ve bu dönüşümün belki de en az konuşulan kahramanı ise THY Teknik tarafı.

Bir genel müdür yardımcılığından küresel MRO oyuncusuna

Bugün THY Teknik’e bakıp sadece “THY’nin uçaklarını bakım yapan şirket” demek, şirketin geldiği noktayı haksızlık olur.

THY Teknik 2006 yılında kuruldu. 2011’de başlatılan Habom projesi ise 2015’te birleşerek bütün aktif ve pasifleriyle Teknik A.Ş. çatısı altında toplandı.

Bu birleşmenin arkasındaki hikâye aslında havacılık sektörünün nasıl profesyonelleştiğini de gösterdi.

Sabiha Gökçen’deki HABOM projesi, geniş ve dar gövdeli uçak hangarlarından atölyelere, eğitim ve sosyal tesislerden enerji merkezine kadar gerçek anlamda bir havacılık kampüsü olarak tasarlandı. Tesis yaklaşık 400 bin metrekarelik kapalı alana ulaştı ve LEED Gold sertifikası aldı.

Bugün THY Teknik beş ayrı havalimanındaki hangarlarında faaliyet gösteriyor; İstanbul Havalimanı’nın devreye girmesiyle birlikte bakım altyapısının ölçeği de başka bir seviyeye taşındı. 2025’in ortasında şirketin çalışan sayısı yaklaşık 12 bine ulaştı.

Bu, yalnızca personel artışı değildir. Bu, bakım sektörünün Türkiye’de artık bir “yardımcı hizmet” olmaktan çıkıp başlı başına küresel bir endüstri haline gelmesidir.

Uçak sayısı arttıkça bakım ihtiyacı arttı. Bakım ihtiyacı arttıkça hangarlar büyüdü. Hangarlar büyüdükçe teknisyen ihtiyacı arttı. Teknisyen sayısı arttıkça eğitim ve sertifikasyon altyapısı gelişti.

Sonra motor bakımı, Parça bakımı, Komponent bakımı ve Mühendislik hizmetleri ile büyük bir hizmet zinciri haline geldi.

Ve bir gün bakıyorsunuz ki başlangıçta havayolunun organizasyon şemasındaki teknik bir fonksiyon gibi görünen yapı, milyarlarca dolarlık küresel MRO pazarında söz sahibi olmaya çalışan dev bir şirkete dönüşmüş.

THY Teknik’in yabancı havayollarıyla yaptığı bakım anlaşmalarının ve müşteri portföyünün genişlemesi de bu dönüşümün ticari karşılığıdır.

Kısacası uçakların üzerinde yalnızca THY logosu büyümedi.

Uçağın altında çalışan Türkiye’nin teknik kapasitesi de büyüdü.

Gökyüzünün yeni cephesi: İHA ve SİHA

Türkiye’nin havacılık hikâyesinin bir başka ve çok daha stratejik boyutu ise savunma sanayii.

25 yıl önce Türkiye’nin savunma ve havacılık ihracatı yalnızca 248 milyon dolar seviyesindeydi. 2025’te bu rakam 10,054 milyar dolara çıktı.

Yani yaklaşık 40 katlık bir artış.

2002’de yürütülen savunma projesi sayısı 62 iken bugün 1.400’ün üzerine çıkmış durumda. Sektörde 3.500’ün üzerinde firma ve yaklaşık 100 bin doğrudan istihdam bulunuyor.

İnsansız hava araçları ise bu dönüşümün dünya tarafından en fazla görülen yüzü.

Baykar’ın 2025 yılında 2,2 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirmesi ve gelirlerinin yüzde 88’ini uluslararası satışlardan elde etmesi, İHA/SİHA alanındaki dönüşümün ekonomik karşılığını gösteriyor. Şirketin TB2 ve AKINCI için onlarca ülkeyle ihracat anlaşmaları bulunuyor.

Bu artık sadece bir savunma projesi değildir.

Bu yüksek teknoloji, gelişmiş Mühendislik ve Elektronik Sistem yazılım ihracatıdır.

Ve en önemlisi, Türkiye’nin “uçak yapan ülkeler” ligine farklı bir kapıdan girmesidir.

Üstelik mesele artık yalnızca SİHA ile sınırlı da değil. HÜRJET’in İspanya’ya 30 adetlik ihracatına yönelik 2,6 milyar avroluk anlaşma ve KAAN’ın Endonezya’ya 48 adetlik satış anlaşması, Türkiye’nin savunma havacılığında daha üst basamaklara tırmandığını gösteriyor.

Fakat gökyüzü büyüdükçe risk de büyür

İşte bütün bu başarıların arkasından sorulması gereken daha zor bir soru var: Bu kadar büyük bir sistemi yönetmek kolay mı?

Kesinlikle değil. Hatta havacılıkta büyümenin en tehlikeli tarafı, başarıya alışmaktır. Çünkü havacılık hata kaldırmayan bir sektördür. Bir restoranın geç açılması müşteriyi kızdırabilir. Ama bir havayolunun operasyonundaki küçük bir hata ise binlerce yolcuyu etkileyebilir.

Bir bakım hatası, bir güvenlik zafiyeti, bir siber saldırı, bir yanlış planlama veya zincirin herhangi bir halkasındaki iletişim kopukluğu çok daha ağır sonuçlar doğurabilir. Üstelik havacılık artık yalnızca havacılığın krizlerinden etkilenmiyor. Petrol fiyatları, kur dalgalanmaları, Jeopolitik krizler, savaş ve pandemi gibi tedarik zincirini etkileyen risklerinde etkisi altında varlığını sürdürmek zorunda.

Motor üreticilerinin yaşadığı problemler, uçak teslimatlarındaki gecikmeler, hava sahalarının kapanması, siber güvenlik tehditleri sektörü derinden etkiliyor. Bir ülkenin diğer ülkeyle yaşadığı siyasi gerilim bile tüm uçuş planını değiştirebiliyor.

COVID-19 dönemini hatırlamak bile yeterli. Bir anda dünyanın en yoğun havalimanları bir anda sessizliğe büründü. Milyonlarca insanın seyahat ettiği sistem birkaç hafta içerisinde adeta duvara çarptı. O nedenle yürüyen sistem her zaman büyük risk ve tehditler altında.

Gökyüzünde hiçbir başarı garanti değildir. Çünkü artık hata payımız eskisi kadar küçük değil

Türkiye 25 yıl önce küçük bir havacılık pazarını büyütüyordu. Bugün ise 247 milyon yolculuk bir sistemi yönetiyor. 

Bu büyüklük artık yalnızca “iyi yönetim” değil, profesyonel yönetim zorunluluğu getiriyor.

Kurumsal hafıza, Risk yönetimi, İç kontrol, Emniyet kültürü, İnsan kaynağı planlaması, Siber güvenlik, Kriz iletişimi, Finansal dayanıklılık, Tedarik zinciri yönetimi, Uluslararası regülasyonlara uyum ve liyakat ile sağlanabilir.

Bunların herhangi birinde oluşabilecek zafiyet, binlerce insanın çalıştığı ve yüzlerce uçağın hareket ettiği bir sistemde geometrik biçimde büyük felaketlere yol açabilir.

Başarıyı korumak, başarıyı yakalamaktan daha zor

Türkiye’nin havacılıkta son 25 yılda yaptığı en büyük sıçrama belki de uçak sayısını artırmak değildir. Asıl sıçrama, ekosistem kurmaktır. Havalimanı yaparak, Havayolları şirketleri ile Yer hizmetleri, İkram şirketleri, Bakım şirketleri, Teknoloji şirketleri, Kargo ve Savunma sanayii şirketleri kurarak başarılı olmazsın.

Başarılı kadrolar, istikrarlı çalışma ve azimde gerektirir. İşte bunun sayesinde İHA’lar dünyaya satılmaya başladı. Binlerce mühendis ve teknisyen yetişti. Ve bütün bunların etrafında yeni bir ekonomik alan oluştu. Bugün Türkiye’nin havacılığına bakarken artık sadece THY’yi, Pegasus’u, SunExpress’i, AJet’i, Corendon’u veya bir havalimanını konuşmak eksik kalır.

Karşımızda artık küresel bir rekabet mücadelesi veren bir havacılık ekosistemi var. Fakat ekosistem büyüdükçe, onun kırılganlığı da büyüyor. Bu nedenle önümüzdeki 25 yılın sorusu “Daha ne kadar büyüyebiliriz?” olmamalı. Elbette büyüyeceğiz ve daha fazla uçak gelecek. Daha fazla yolcu taşınacak. Daha fazla bakım yapılacak. Daha fazla İHA ihraç edilecek ve yeni teknolojiler ortaya çıkacak.

Ama asıl soru şu olmalı:

Bu büyüklüğü ne kadar güvenli, sürdürülebilir, şeffaf, verimli ve profesyonel yönetebiliriz?

Çünkü 25 yıl önce Türkiye’nin havacılıkta hedefi gökyüzüne çıkmaktı. Bugün artık gökyüzündeyiz. Şimdi mesele, orada kalabilmek. Ve belki de daha önemlisi, daha yükseğe çıkarken yere sağlam basabilmek. Çünkü havacılıkta en pahalı şey uçak değildir.

En pahalı şey, kazanılmış güveni kaybetmektir.

Güvenin ve emniyetin korunduğu liyakatin esas alındığı bir düzeni sürdürmek dileğiyle hayırlı bir hafta diliyorum…

Kaynak: Airline Haber