Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası

“Cumhuriyet kelimesini ağızlarına almaktan bile çekinenlerin, Cumhuriyeti doğduğu gün boğmak isteyenlerin, kurdukları partiye ‘Cumhuriyet’ hem de ‘Terakkiperver Cumhuriyet’ adını vermiş olmaları, nasıl ciddiye alınır ve ne dereceye kadar samimi sayılabilir?” (Atatürk)
17 Kasım 1924’te Cumhuriyetin ilk muhalefet partisi, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kuruldu. 96. kuruluş yıl dönümü nedeniyle bu hafta Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı anlatacağım. Parti neden ve nasıl kuruldu? Partiyi kuranların amacı gerçekten “liberal demokrasi” miydi? Parti neden kapatıldı? Atatürk’ün bu partiye bakışı nasıldı?

İşte gerçekler…

MUHALEFET PARTİSİNİN DOĞUŞU

9 Eylül 1923’te Halk Partisi kuruldu. 29 Ekim 1923’te cumhuriyet ilan edildi.

1 Kasım 1924’te TBMM yeni döneme girer girmez, meclisteki muhalif grup, İsmet Paşa Hükümeti hakkında gensoru verdi. Gensoru görüşmeleri sonunda 146 milletvekili hükümete güvenoyu verirken -aralarında Dr. Adnan Adıvar, Refet Bele ve İsmail Canbolat’ın da bulunduğu- 18 milletvekili güvensizlik oyu verdi.

Muhalifleri destekleyen İstanbul basını da Halk Partisi’ni eleştirmeye başladı. Örneğin Tanin gazetesinde Hüseyin Cahit Yalçın, “tutarlı bir programı olmayan” Halk Partisi’nin ülkede “çirkin bir yüz” olduğunu ve “kişisel tutkularının esiri olan” Halk Partisi yöneticilerinin ulusu temsil edemeyeceklerini yazdı.

6 Ekim 1924’te Son Telgraf gazetesi, Rauf Orbay, İsmail Canbolat ve Refet Bele’nin etrafında bir muhalif parti kurulacağını yazmıştı.

26 Ekim 1924’te Kazım Karabekir I. Ordu Müfettişliği’nden, 30 Ekim 1924’te de Ali Fuat Cebesoy 2. Ordu Müfettişliği’nden istifa ederek meclise dönmüşlerdi.

9 Kasım 1924’te Rauf Orbay, Refet Bele ve Dr. Adnan Adıvar Halk Partisi’nden ayrıldılar.

17 Kasım 1924’te Cumhuriyetin ilk muhalefet partisi “Terakkiperver (İlerlemeci) Cumhuriyet Fırkası” kuruldu. Partinin Başkanlığına Kazım Karabekir, İkinci Başkanlıklarına Rauf Orbay ile Dr. Adnan Adıvar, Genel Sekreterliğine Ali Fuat Cebesoy getirildi. İsmail Canbolat ile Refet Bele’nin de aralarında bulunduğu 28 milletvekili Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nda bir araya geldi.

“Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası dün resmen teşekkül etti.” Vakit, 18 Kasım 1924.

1924 Türkiye’sinde liberal demokrasi!
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası “liberalizm” ve “demokrasi” ilkelerini esas alıyordu. (Parti programı, madde 2).

Nüfusun yüzde 85’inin köylerde yaşadığı, 40 bin köyün 37 bininde okulun, yolun, dükkânın olmadığı, toplumun yüzde 90’ından fazlasının okuma yazma bilmediği, yüzde 60’ından fazlasının salgın hastalıklarla boğuştuğu, toplumun yarısından fazlasını oluşturan kadınların sosyal ve siyasi haklardan mahrum olduğu, çaya koyacak şekerin, sırta giyecek ceketin, ekmek yapacak unun bulunmadığı, tarikat ve cemaatlerin toplumu şekillendirdiği, ağalık düzeninin devam ettiği, ulus bilincinin yerleşmediği bir ortamda liberal demokrasi kurulabilir miydi? Laik Cumhuriyeti yerleştirmeden, toplumsal aydınlanmayı ve ekonomik kalkınmayı gerçekleştirmeden çok partili demokrasiye geçmek ne kadar gerçekçi ve mantıklıydı?

Şevket Süreyya Aydemir, “Tek Adam” adlı eserinde Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kurulduğu günleri şöyle anlatıyor: “Türk topraklarında genellikle toplum hayatı bir ilkçağ ilkelliği içindeydi. Türk milleti perişanlığın, fakirliğin, çaresizliğin en ilkel düzeylerinde yaşıyordu. Halk cahildi, bakımsızdı, sefildi. Memleket yolsuz, işsiz, asayişsiz bir düzensizlik içinde bulunuyordu. Sonu gelmez savaşlar milletin genç kudretini eritmiş, bitirmişti… Tarım en ilkel bir sürünüş gibiydi. Sanayi yoktu. Sonra memlekette derebeylik, ayan, eşraf, mütegallibe nizamı alabildiğine köklüydü. Şeyhlik, müritlik, hocalık, efsunculuk yaygındı. Tekke ve zaviyeler çöküntü halinde fakat ayaktaydı. Dağları eşkıya sarmıştı… Bu kalıntının temizlenmesi, topyekun değişmesi ve çağın isteklerine, çağın akımlarına göre yeniden düzenlenmesi lazımdı. Gazi Mustafa Kemal’in şahsiyetinden başka bir ümit yoktu.” (Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, C.3, s. 197,198). Aydemir, “Kol gücünden ve alın terinden başka sermayesi bulunmayan Türkiye’nin, kendini bir Batı hürriyeti sarhoşluğu içinde, bir Batı demokrasinin hayaline kaptırması ancak bir aldanışla neticelenebilirdi” diyor. Aydemir’e göre o koşullarda Türkiye’yi ayağa kaldırmak için “çok partiye değil, tek ve güçlü iradeye, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şefliğine” ihtiyaç vardı. (Aydemir, s. 200)

Atatürk’ün “şefliğine” ihtiyaç duyulan o günlerde Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, “liberal” ve “demokratik” bir düzen kurmak iddiasıyla (!) Atatürk’ün karşısına çıktı. Kurtuluş Savaşı sırasında bir meclis açan, savaşı o meclisle yürüten, asla meclisi çiğnemeyen, saltanatı, hilafeti kaldırıp cumhuriyeti ilan eden Atatürk’ü, “diktatörlüğe gitmekle” suçladılar. Oysa ortada bunu doğrulayan hiçbir kanıt yoktu. “Diktatör olacak!” dedikleri Atatürk, muhalefet partisinin kurulmasına engel olmadı. Hatta o günlerde Ali Fuat Cebesoy’a, “Türkiye’de partiler ve parlamento hayatının başlamasından memnuniyet duyuyorum” dedi. Times gazetesine verdiği demeçte de “Ulusal egemenliğe dayalı cumhuriyetle yönetilen ülkelerde siyasal partiler bulunmasının çok doğal olduğunu” belirtti.

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu’nun deyişiyle “Istırabın ve hürriyetsizliğin doğurduğu çocuk” değil, Şevket Süreyya Aydemir’in deyişiyle “Yaşama kabiliyeti olmayan çocuk”tu. (Aydemir, s. 201). Nitekim 17 Kasım 1924’te doğan bu çocuk, sadece 6 ay yaşayıp, 3 Haziran 1925’te ölmüştü.
Saltanat ve hilafete taraftar, Cumhuriyete karşı demokratlar!
Daha düne kadar “saltanatı” ve “hilafeti” savunan, cumhuriyetin ilanını “erken” bulup kıyasıya eleştiren muhalifler, ne hikmetse, kurdukları partiye “Cumhuriyet Fırkası” adını verdiler. Atatürk Nutuk’ta -haklı olarak- şöyle diyor: “Cumhuriyet kelimesini ağızlarına almaktan bile çekinenlerin, Cumhuriyeti doğduğu gün boğmak isteyenlerin, kurdukları partiye ‘Cumhuriyet’ hem de ‘Terakkiperver Cumhuriyet’ adını vermiş olmaları, nasıl ciddiye alınır ve ne dereceye kadar samimi sayılabilir?” (Nutuk, s. 697).
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası

“Sabık heyeti vekile reisi Rauf Bey’le mühim bir mülakat. Rauf Bey son vaziyet hakkında fikirlerini, cumhuriyet hakkında mütalaasını ve hakimiyeti milliyeden ne anladığını bir muharririmize anlatıyor” (Vatan, 1 Kasım 1923).

Bu muhalif partinin “cumhuriyet” sözcüğünü sahiplenmesi üzerine Halk Partisi’nin başına da “cumhuriyet” sözü eklendi. (Falih Rıfkı Atay, Çankaya, s. 458).

Yeni partinin kurucularından Kazım Karabekir, cumhuriyetin “erken” ilan edildiğini söyleyerek cumhuriyetin ilanını eleştiriyordu.

Rauf Orbay da iki İstanbul gazetesine verdiği demeçte cumhuriyetin ilanını eleştirdi. 1 Kasım 1923’te Vatan gazetesine verdiği demeçte cumhuriyeti “sorumsuz kimseler tarafından hazırlanan bir rejim” diye adlandırdı. Cumhuriyetin “çocukça” ve “aceleye getirilmiş bir oldubitti” olduğunu söyledi. (Nutuk, s. 645). Rauf Orbay, İstanbul’dan Ankara’ya dönünce de “Cumhuriyet ilanını zorunlu kılan sebep neymiş? Cumhuriyetin gerçekten de yararlı ve lüzumlu olduğu ispat edilmelidir!” yollu propagandalarla meclisi ve partiyi kışkırtmaya koyuldu. (Nutuk, s. 652).  Rauf Orbay, uzun bir süre “cumhuriyet” kelimesini ağzına almaktan bile kaçındı. (Nutuk, s.642). Cumhuriyet karşıtı açıklamaları nedeniyle 22 Kasım 1923’te parti grubu tarafından sorgulanan Rauf Orbay, o gün “Cumhuriyet rejimini benimsediğini” söyledi. Ancak Atatürk Nutuk’ta, “Ankara’dan ayrılırken kendisine cumhuriyetten söz açan Meclis Başkanı Kazım Paşa’ya, ‘Buna engel olabilirsen, memlekete büyük hizmet etmiş olursun’ diyen Rauf Orbay’ın samimi olmadığını” belirtecekti. (Nutuk, s. 656).

Atatürk çok haklıydı. Rauf Orbay, cumhuriyeti benimseyemedi. Nitekim Kasım 1924’te gensoru görüşmelerinin yapıldığı gün “cumhuriyet” yerine ısrarla “milli egemenlik” deyince, Yunus Nadi Bey ve diğer milletvekilleri “cumhuriyet” demesini isteyeceklerdi. (Nutuk, s. 683, 684).

Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Dr. Adnan Adıvar ve Rauf Orbay halifeliğin kaldırılmasına da tepki duydular. (Seçil Akgün, “Halifeliğin Kaldırılması Olayının Çeşitli Tepkileri”, VIII. Türk Tarih Kongresi, Ankara, 1983, s. 21-88).

Saltanata ve hilafete taraftar, cumhuriyete karşı olanların gerçekten “liberal demokrat” olduklarına inanmak mümkün müdür?
Atatürk’e göre Terakkiperver Fırka: Gizli ellerin partisi
Dışta Musul sorunuyla uğraşılan günlerdi. 1924 sonbaharında Hakkari ve civarında İngiliz destekli Nasturi Ayaklanması çıktı. 13 Şubat 1925’te de Genç ilinin Piran Köyü’nde Şeyh Sait Ayaklanması patlak verdi. İşte Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası o günlerde kuruldu. Partinin kurucularından Kazım Karabekir ve Ali Fuat Cebesoy, orduda kendilerine ihtiyaç varken, ordudan ayrılıp meclise gelerek muhalefete başladılar. Atatürk’ün Nutuk’taki ifadesiyle “Savaşa hazır bir durumda bulundurmaya mecbur oldukları ordularını başsız bırakıp daha önce sevmediklerini söyledikleri politika alanına koştular”. (Nutuk, s. 672). Bu nedenledir ki, Atatürk Nutuk’ta, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kuruluş sürecinden, “Başarısızlığa Uğratılan Büyük Bir Komplo” diye söz ediyor. (Nutuk, s. 669).

Atatürk, Nutuk’ta bu “büyük komploya” karşı aldığı önlemleri de anlatıyor. Aynı zamanda milletvekili olan komutanların milletvekilliğini veya askerliği tercih etmelerini istiyor. Cevat Çobanlı Paşa ve Cafer Tayyar Paşa milletvekilliğini, diğer komutanlar ise askerliği tercih ediyor. Bu sırada milletvekilliğinde kalmak isteyen Kazım Karabekir Paşa ile Ali Fuat Paşa’nın ordu ile ilişiği kesiliyor. Atatürk, Nutuk’ta şöyle diyor: “Böylece komplo düzenleyenlerin meclise ve kamuoyuna karşı ordu ile yapmak istedikleri blöf meydana çıkarıldı.” (Nutuk, s. 673-678).

Saltanat, hilafet kaldırılmış, cumhuriyet ilan edilmişti. Gerici, bölücü çevreler kendilerine bir dayanak arıyordu. Ne tesadüftür ki, yeni parti programının 6. maddesindeki “Parti, dinsel düşünce ve inançlara saygılıdır” ifadesi tam da bu arayışa karşılık geldi. Atatürk Nutuk’ta şöyle diyor: “Yeni parti, dini düşünce ve inançlara saygı perdesi altında ‘Biz hilafeti yeniden isteriz; biz yeni kanunlar istemeyiz; bize Mecelle yeterlidir; medreseler, tekkeler, cahil softalar, müritler, biz sizi koruyacağız; bizimle birlik olunuz! Çünkü Mustafa Kemal’in partisi hilafeti kaldırdı, İslamiyet’e zarar veriyor; sizi gavur yapacak, size şapka giydirecektir’ diye bağırmıyor muydu? Yeni partinin kullandığı slogan bu gerici haykırışlarla dolu değil miydi?” (Nutuk, s. 698).

Atatürk’e göre “Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın programı en hain kafaların eseridir.” (Nutuk, s. 698). Atatürk, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın “dini konularda verdiği sözleri” ve “doğuya gönderdiği sorumlu sekreterinin kurduğu örgütü ve yaptığı kışkırtmaları” Şeyh Sait Ayaklanması’nın “önemli sebeplerinden biri” olarak görüyor. Nutuk’ta, “bu partinin liderlerinin gericilere gerçekten ümit ve kuvvet verdiklerini” örneklerle ortaya koyuyor. Atatürk, Fethi Bey ve kendisinin, yeni parti yöneticilerini “isyan” ve “gericiliğe” karşı uyarmalarına rağmen, uyarılarının dikkate alınmadığını da belirtiyor. (Nutuk, s. 698-700).

Şeyh Sait Ayaklanması nedeniyle 25 Şubat 1925’te TBMM, Hıyaneti Vataniye Kanunu’na “Dini politikaya alet etmenin vatana ihanet sayılacağı” yönünde bir madde ekledi. 4 Mart 1925’te iki yıl için Takrir-i Sükun Kanunu kabul edildi. 3 Haziran 1925’te de “irticayı yüreklendirdiği” gerekçesiyle Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kapatıldı.

Sözün özü şu ki, muhalif Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, her ne kadar “liberal demokrasi” ilkesiyle kurulsa da partinin kurucuları, saltanatın ve hilafetin kaldırılmasına karşı çıkmış, cumhuriyeti erken bulup kıyasıya eleştirmiş kimselerdi. Her şeyden önce zamanlamaları yanlıştı. 600 yıllık saltanat baskısından daha yeni kurtulmuş, geri kalmışlığın ve bağnazlığın pençesindeki bir ülkede, üstelik iç ve dış tehditler altında, liberal demokrasinin kurulabileceğini düşünmek ham hayaldi, olmadı. Atatürk çok partili demokrasiye taraftardı; ancak o bir gerçekçiydi, önce cumhuriyeti yerleştirmek gerektiğini çok iyi biliyordu.

Kaynak: Sözcü