Fatih ile ilgili bitmeyen tartışma

<p>ABD Başkanı Trump başta olmak üzere dünya Coronavirüs kaynağını tartışmaya devam ediyor. Bu virüs, biyolojik silah mı? Yazılı kaynaklara göre Hititlerin ergot mantarı ilk biyo-silah idi. Türkiye'de yıllardır bir tartışma yapılıyor; “Fatih zehirlenerek öldürüldü!” Bu tartışma hangi yıl, nasıl çıktı? Kim neyi savundu?</p>

(Fatih Sultan Mehmet)

Tarih: 27 Nisan 1481.

Fatih Sultan Mehmet yeni sefere çıktı.

Hedef neresiydi? Padişah dışında kimse bilmiyordu. Bilinen özelliğiydi; ne zaman bir sefere çıkacak olsa amacını en yakınları dahi bilmezdi. Fatih varılacak yere yaklaşmadıkça hedefini açıklamaz­dı… O dönem Fatih’in üç hede­fi vardı:

-Mısır’da -Çerkes asıllı- Memluk Sultanı Kayıtbay’ın dik başlılığı…

Fatih ile ilgili bitmeyen tartışma

(Baylav’ın kitabı)

-Vezir Mesih Paşa komu­tasındaki Osmanlı’nın İkinci Rodos seferinde başarısız ol­ması…

-Gedik Ahmet Paşa’nın bir yıl önce Adriyatik Denizi’ne kıyısı bulunan Otranto şehrini teslim alması üzerine şimdi sı­rada Fatih’in tüm İtalya’yı fethi mi vardı?

Fatih ile ilgili bitmeyen tartışma

(Kargabüken bitkisi)

Seferi bilinmese de yola yeni çıkan Fatih birden rahatsızlandı. Üsküdar’da birkaç gün mola verdi. Sonra, at arabasıyla se­fere devam etti. Sürdüremedi. Maltepe’deki Hünkâr Çayırı (veya Tekfur Çayırı denilen) yerde yine duruldu.

Tarih: 3 Mayıs 1481.

Fatih perşembe günü akşama doğru 49 yaşında hayata gözlerini yumdu. İstanbul’dan çıkışı ile ölümü arasında yedi gün geçti.

Fatih, bu yolculuk sırasında mı zehirlendi?

Tartışmalar o kadar büyüdü ki iş, “mezarı açılıp incelensin” de­meye kadar vardırıldı!

Fatih ile ilgili bitmeyen tartışma

(Babinger’in kitabı)

ALMAN TARİHÇİ BABİNGER

Yıl, 1953.

“Fatih zehirlendi” görüşü bu yıl ağırlık kazandı.

Niye?

Osmanlı konusun­da yaptığı çalışmalar ile tanınan Alman tarihçi Franz Babin­ger (1891-1967), “Meh­med der Eroberer und seine Zeit” (Fatih Sultan Mehmed ve Zamanı) kitabı­nı bu yıl çıkardı.

Dedi ki:

-“Sultan 1 Mayıs’ta şiddetli karın ağrıları çekmeye başlayınca hekim­ler çağrıldı. Eski hastalıklarının yani damla ile romatizmanın yanı sıra yeni hastalıklar da baş göstermişti. Sultanı ilk tedavi etmeye çalışan hekim, Laristanlı Acem Hamideddin el-Lari oldu.

El-Lari’ye ilişkin öykülerin en ılımlı olanı, Sultan’a is­temeden yanlış bir ilaç vermesidir. Bu yüzden el-Lari’nin öl­dürülmesinin ne­deni muhtemelen ya Sultanı öldürme giri­şimine tanıklık etmiş olması ya da Meh­med’in ölümünden bizzat sorumlu olmasıdır.

Hekim Lari başarısız olunca, Sul­tan’ın hasta yatağına eski dostu Ma­estro Iacopo çağrıldı. Ancak Iacopo elinden bir şey gelmeyeceğini, çün­kü daha önceki hekimin yanlış bir ilaç kullanmış olduğunu ve bu ilacın etkilerini gidermenin artık mümkün olmadığını söyledi. Sultan dayanılmaz acılar çekiyordu. Can çekişen Sultan’a verilen ilaç, bağırsaklarını tıkamıştı anlaşılan…”

Fatih ile ilgili bitmeyen tartışma

(Franz Babinger)

Babinger kitabında keskin iddiasını şöyle sürdürdü:

-“Mehmed’in ölüm nedenin­den emin deği­liz. Çok sayıda düşmanının oluşu ve ölümü­ne ilişkin bazı ayrıntılar, muh­temelen ze­hirlendiğini gösteriyor. 25 Nisan’da başkentinden ayrıldığında sağlığı yerinde olmalıydı. Zaten gör­gü tanıkları da o ölümcül bağırsak sancılarının ertesi salı günü ansızın başladığını söylemiştir. Bütün bunlar Mehmed’in yola çıktıktan hemen sonra zehirlendiği ve hiçbir ilacın hayatını kurtarmaya yetmediği iddi­asını desteklemektedir. Eğer zehir­lenmişse bunun kimin işi olduğunu bilmiyoruz. Bu işte Venediklilerin parmağı olduğu pek muhtemel gö­rünmemektedir. Sultanı oğlu Ba­yezid zehirlemiş olabilir…”

Sadece tarihçi Babinger değil…

Aynı yıl bir kitap daha çıktı.

Fatih ile ilgili bitmeyen tartışma

(Naşit Baylav)

KİMYAGER BAYLAV

Kimyager Naşit Baylav (1903-1982)…

İstanbul Eczacılık Mektebi’ni 1923 yılında bitirdi. Bir yıl sonra aynı okulda müfredat-ı tıp/ farmakoloji asistanlığı­na başladı. Aynı dönemde Fen Fakültesi kimya bölü­münü bitirerek “eczacılık” yanına 1926’da “kimyager” unvanını ekledi.

Mesleki bilgisini arttırması için gönderildiği Berlin’den İkinci Dün­ya Savaşı’nın başlamasıyla döndü. Uzatmayayım…

Genç yaşından itibaren tıp ve eczacılık tarihine yoğunlaşarak önemli arşiv oluşturdu.

Emekliliğinden bir yıl sonra 1953’te “Fatih Sultan Mehmed Devrinde Te’lif, Terceme ve İstinsah Edilen Tıb Eserleri ile İlaçlar” kitabını çıkardı.

Baylav’a göre de Fatih zehirlen­mişti:

“Esasen Papalığın casusu ve Ve­nedikli bir Yahudi dönmesi olan sarayın baş doktoru Yakup Paşa (Master Jacop / Jacobus Ma­estro) tarafından kendisine verilen çok zehirli bir bitki extresi tarafın­dan zehirlenmesi sonucunda ger­çekleştirildi.”

İddiasını şöyle açıkladı:

“Topkapı Sarayı’nda ressam­lık, nakkaşlık gibi her sanata ait defterler ve el yazması kitaplar olduğunu biliyordum. Oradan çok bilgi elde ettim ama arşivin hepsi halen tasnif edilmiş değildir. İlaç – eczacılık’a ait de bir şeyler yazılı olmalıydı. Ben ilaç nasıl hazırla­nırdı merak ediyordum. Uzun seneler bekledim aradığımı bulmak için. Nihayet, Sahaflar Çarşısı’nda ele geçirdim: Helvacıbaşı’nın Defteri…”

Bu defterde padişaha sunulan yemek malzemelerinin içinde –ana­vatanı Asya olan- kargabüken bitkisi de vardı. Bu bitkinin tohum­larından zehirli madde/strik­nin elde ediliyor ve yiyecek içeceğe karıştırılması halinde öldürücü etkisi oluyordu.

Fatih, yeme­ğine katılan kar­gabüken bitki­siyle yavaş yavaş mı öldürüldü?

Önce şunu be­lirteyim:

“Fatih ze­hirlendi” te­zinin 1953 yılında ayyuka çıkmasının se­bebi sadece bu iki kitap değil. O yıl İstanbul’un fethinin 500’üncü yılıydı…

1.Abdülhamit’ten beri devle­tin fethe tavrı “Rumları rencide et­meyelim” idi. Bayar-Menderes ikili­sinin de bakışı farklı değildi. Ama…

Sağcı-muhafazakârların başını çektiği grupların 500’üncü yıl fethi­ni görkemli kutlamak istemelerinin sebebi, Kıbrıs taksimi/ sorunu idi.

Milliyetçiliğin yükseldiği o dö­nemde “Fatih’in zehirlediği” iddiası hayli taraftar buldu.

Peki, bu doğru muydu?

FATİH’İN SON DİZELERİNİN ESRARI

Fatih’in öldürüldüğünü düşünen -Prof. Yalçın Küçük gibi- araştırmacı­lar Fatih dönemi son­rası yazılanlara “resmi tarih” deyip mesafeli dur­du! Çoğu tarihçi devletin resmi yazıcısı vakanüvi­se pek güvenmez…

Ya yakın dönem ta­rihçileri? Yılmaz Öztu­na (1930-2012) on dört ciltlik Büyük Türkiye Tarihi eserinde şunu yazdı:

Fatih ile ilgili bitmeyen tartışma

(Naşit Baylav)

“Fatih, Venedik tarafından zehirletilerek ölmüştür. Bu Venedik’in Padişahın şahsına tevcih edilmiş on beşinci ve sonuncu suikast olup, diğer on dördü hedefine ula­şamamıştı. Venedik nihai teşebbüsü, Fatih’in hususi hekimlerinden Venedikli bir Yahudi olup güya ihtida eden ve Yakup Paşa adını alan Maestro Iacopo vasıtasıyla yapmıştı. (…) Fatih, Üsküdar’a geçtiği gün yani 25 Nisan’da zehirlenmeye başlamış sonra te­davi yapıldığı iddiasıyla zehrin dozu artırılmıştır. Fatih’in ölümünü yakından bilen Aşıkpaşazade, padişahın ciğerinin doğranarak kan kustuğunu yazmaktadır. Hakanın suikasta maruz kaldığı derhal an­laşılmış, Maestro Iacopo nam-ı diğer Yakup Paşa, hükümdarın ölümünden az sonra Türk askeri tarafından parça parça edilmiş, mil­yonlara kavuşamamıştır.”

Fatih üzerine uzun yıllar çalışma ya­pan Prof. Şehabeddin Tekindağ (1918-1983) bu iddianın “saçma” olduğunu belirtti…

Bu tartışma daha çok yapılacak kuşkusuz.

Bildiğimiz somut gerçek şu:

Fatih, 1464 yılından beri gut hastasıydı.

Venediklilerin stratejik adası Ağrıboz fethine katıldığı 1470’te acısı çok arttı. Sonra ki Rodos ve Otranto gibi seferlere katılamadı.

Meçhul hedefli son seferinde boğazı geçerken vücudundaki ağrıları nedeniy­le “Avni” mahlasıyla şu dizeleri yazdı:

“Ah min azmetin bi-gayrı iyâb Ah min hasretin ale’l-ahbâb.”

Yani:

“Feryat dönüşü olmayan bu gidişe

Dostların hasretine feryat.”

Ahiret yolculuğuna çıktığını anlamış mıydı? Kim bilir…

Aşıkpaşazade ne yazdı

Asıl adı, Derviş Ahmet…

Mahlası, Aşıki…

Büyük dedesi Aşık Paşa’ya nisbetle “Aşıkpaşazade” adıyla tanındı.

Amasya sancağının Mecitözü- Elvan Çelebi Köyü’nde doğdu.

İfadesine göre 1400’ler başın­da dünyaya geldi.

1.Murat ve Fatih’in güve­nini kazandı. Macaristan ve II. Kosova seferleri ile İstanbul’un fethinde bulundu. Kuruluşundan 1478 yılı­na kadarki süreci Türkçe ile anlatan “Tevarih-i Al-i -Os­man” eserini yazdı. Halk destanı niteliğindeki kitap, ilk kronolo­jik eser özelliğini taşır…“Fatih zehirlendi” iddiasında bulunanların önemli kaynakla­rından biri, Fatih’in hizmetinde bulunan Aşıkpaşazade’nin yazmış olduğu şu sözler oldu: “Tabibler şerbeti kim verdi Hana O Han içti şarabı kana kana Ciğerin doğradı şerbet o Hanın Hemin-dem zari etti yana yana Dedi niçün bana kıydı tabipler…”

Fatih ile ilgili bitmeyen tartışma

(Aşıkpaşazade’nin kitabı)

Aşıkpaşazade Fatih’in zehirlen­diğini “ima” mı etti?

Bilinen şunu açık açık yazdı:

-“Ölümüne sebep ayağında zahmeti (gut) vardı. Doktorlar tedaviden aciz kaldılar. Nihayet doktorlar bir araya toplandılar. İt­tifak ettiler, ayağından kan aldılar. Zahmet daha ziyade oldu. Sonra şarab-ı fâriğ (şurup) verdiler. Niha­yet rahmet-i Rahman’a kavuştu.”

Keza: Fatih’in özel tarihçisi Tur­sun Beg (1420-1499), Tarih-i Ebü’l-feth eserinde “sefere çıkmadan önce zaten rahatsızdı” diye yazdı.

Daha sonraki tarihçiler­den Mehmet Neşri (1450-1520) de Kitab-ı Cihannüma eserinde hastalık sebebiyle öldüğünü yazdı. Behişti, Kemalpaşazade, Oruç Bey, Tacizade Cafer Çelebi, Kı­vami, Hoca Sadeddin Efendi de aynı görüşteydi…

Soner Yalçın

Odatv.com

Fatih ile ilgili bitmeyen tartışma

Kaynak: OdaTV