Donald Trump’ın idamını onayladığı Lisa Montgomery’nin korkunç hikayesi…

Başkanlık koltuğunu teslim etmek için gün sayan Donald Trump’ın ABD başkanı olarak geçirdiği son günlerde, federal mahkemelerce idam kararı verilmiş sanıkların infazlarına onay vermeye başladığını Brandon Bernard’ın idam edilmesi haberiyle aktarmıştık.

Sırasını bekleyen isimlerden Alfred Bourgeois da Bernard’dan iki gün sonra infaz edilmişti. Listedeki üçüncü isim Lisa Montgomery. 12 Ocak’ta idam edilmesi beklenen Montgomery, 1953’ten bu yana federal mahkemelerce idam edilen ilk kadın olacak.

2004’te hamile bir kadını boğarak öldürüp, karnını keserek bebeğini çalan Montgomery’nin avukatları, müvekkillerinin çocukken şiddet gördüğü için ciddi beyin travması geçirdiğini ve akli dengesinin bozuk olduğunu öne sürmüştü ancak idam kararının çıkması engellenemedi.
HİKAYESİ DE İŞLEDİĞİ SUÇ KADAR TÜYLER ÜRPERTİCİ
Bu kan donduran suçu 36 yaşındayken işleyen Montgomery idam sırasını beklerken 52 yaşına geldi. ABD tarihinde idama mahkum edilen 4. federal kadın suçlu olan Montgomery, ABD’de idam cezasına çarptırılan 55 kadından biri. Suçun kan dondurucu olmasının yanı sıra Montgomery’nin de hikayesi mahkum edildiği suç kadar tüyler ürpertici…

Tam anlamıyla dünya üzerinde cehennemi yaşayan ve ömrünü mahkumiyetler altında geçiren Lisa Montgomery’nin cinsel tacize dair ilk hatırası 3 yaşına dayanıyor. Yanında yattığı 8 yaşındaki üvey kız kardeşi Diane, erkek bakıcıları tarafından tecavüze uğrarken aynı acı deneyimi 11 yaşında kendisi de yaşamaya başlayacak ve kendisi ile annesine şiddet uygulayan alkolik üvey babası Jack ona tecavüz edecekti. Tecavüze direndiğinde şiddet gördü, aldığı darbeler sonucu beyninde travmaya dayalı hasar oluştu.
2020’DE 17 İDAM Federal mahkemelerin dışında eyalet mahkemelerinin aldığı idam kararları da bulunuyor. Toplamda 2019’da 22 infaz gerçekleştirilirken 2020 yılında ise 7’si eyalet mahkemelerini kararıyla olmak üzere şu ana kadar toplam 16 mahkumun hayatına son verildi. Alfred Bourgeois ile 2020 yılı 17 infaz ile noktalandı.
Zaman geçtikçe Jack artık bu iğrenç rutinine arkadaşlarını da davet etmeye başladı. Saatler süren tecavüz ve işkencenin ardından Lisa’nın üzerine idrarlarını yapan bu canavar ruhlu insanlara annesi de katılacaktı. 14 yaşında istismarı fark eden ve Lisa’yı susması yönünde tehdit etmeyi tercih eden anne, onun küçük bedenini pazarlamaya başladı.

Lisa Montgomery bu kan donduran çocukluğunun hemen ardından 18 yaşında evlenerek bu cehennemden kurtulmak istedi ancak hem ilk evliliğinde hem de ikinci evliliğinde istismardan kurtulamadı. 1990’da tüp ligasyonu (kadınlarda gebeliği önlemek için yumurtayı taşıyan tüplerin ameliyatla bağlanması) yaptırana kadar 4 çocuk sahibi olan Lisa Montgomery, bu operasyondan sonra bile hamilelik sanrıları yaşamaya devam ediyordu.

Lisa’nın hikayesi böyle… Okurken insanı rahatsız eden, nefesini kesen, tüylerini ürperten bu travmatik öykü dava sürecinde ortaya çıktı. Savunma makamı Lisa Montgomery’nin yıllar süren cinsel saldırılar, istismarlar ve şiddetten ötürü travmalar yaşadığını ve akli dengesinin bozulduğunu öne sürmüştü. Ancak bu talep ve tüm anlatılanlar sonucu değiştirmedi. İdam kararı çıktı.

İdam kararına götüren dava sürecine ve davaya konu olan cinayete de bir göz atmakta fayda var.

“Bobbie Jo Stinnett Cinayeti” olarak bilinen olay şöyle gelişti:

Eşi ile köpek yetiştiriciliği yapan Bobbie Jo, ilk çocuğuna 8 aylık hamileydi. Ratter Chatter adlı sohbet kanalında Lisa Montgomery ile tanışan Bobbie Jo, terrier cinsi köpek üretiyordu. Kendisinin de hamile olduğunu söyleyen Lisa, Bobbie Jo ile arkadaşlık kurmuştu. Kendisini Darlene Fischer ismiyle bir müşteri gibi tanıtan Lisa, Bobbie Jo’nun evini ziyaret etti, Bobbie Jo evine misafir olarak gelmiş bir arkadaşı gibi onu karşıladı (olay yeri incelemesinde eve zorla girildiğine dair bir ize rastlanmadı) Lisa, 16 Aralık 2004 tarihinde 23 yaşındaki kurbanını boğarak öldürdü ve karnını keserek bebeğini çaldı.

Missouri eyaletinin Skidmore şehrinde yaşanan olaydan yaklaşık bir saat sonra Bobbie Jo’nun annesi Becky Harper kızını adeta bir kan golü içinde buldu. Tüm çabalara rağmen Bobbie Jo kurtarılamadı. Cinayetin ertesi günü, 17 Aralık 2004’te Montgomery; Kansas, Melvern’deki çiftlik evinde tutuklandı. Yenidoğan bebeğin kendisinin olduğunu iddia etmişti. Mucizevi şekilde hayatta kalan 1 günlük bebeğin velayeti babasına verildi.

Bu korkunç cinayetin davasında bir nöropsikolog, Montgomery’nin maruz kaldığı kafa travmalarının, beynin saldırganlığı kontrol eden kısmına zarar vermiş olabileceğini ifade etti. Savunma avukatı Frederick Duchardt ise Montgomery’nin pseudocyesis isimli ve hastanın kendisini hamile zannettiği “Yalancı Gebelik” hastalığına sahip olduğunu iddia etti.

Dünyada aralarında Türkiye’nin de dahil olduğu 105 ülkede idam cezası bulunmuyor.

Buna ek olarak savunma, Montgomery’nin depresyon, borderline kişilik bozukluğu ve tramva sonrası stres bozukluğuna ek olarak pseudocyesis hastası olduğuna ilişkin bir uzman raporu sunsa da federal savcı Roseann Ketchmark ve bilirkişi olarak atanan adli tıp psikiyatristi Park Dietz bu teşhislere şiddetle karşı çıktı. 22 Ekim 2007’de Montgomery’yi suçlu bulan jüri, 26 Ekim’de idam cezası önerdi. Yargıç Gary A. Fenner, Montgomery’yi resmen idama mahkum etti ve 4 Nisan 2008’de idam kararı onandı. 19 Mart 2012’de ABD Yüksek Mahkemesi, Montgomery’nin temyiz başvuru dilekçesini reddetti.
SAVUNMAYI SORGULATAN MAKALE
Lisa’nın korkunç hikayesi ise temyiz dosyasında yapılan derinlikli araştırma sonucunda ortaya çıktı. Asıl dava sürecinde böylesi travmatik sonuçlar doğurabilecek bir hikayenin savunma tarafından neden irdelenmediği ve davada bu detayın neden dillendirilmediği de araştırmalara konu olurken 24 Kasım 2016’da The Guardian’da David Rose tarafından yazılan makale savunma avukatı olan ve idam davalarında görev yapan Frederick Duchardt’ın kaybettiği davaları ele almış ve çok ses getirmişti.

Rose’un makalesi Duchardt’ın Montgomery için yeterli bir savunma hazırlamadığı iddiasına dönüşmüş ve idam kararı veren Yargıç Gary A. Fenner, makalenin çıkışından günler sonra Duchardt’ın çapraz sorguya alınmasını talep etmişti. Duchardt ise bu konuda kendisine yöneltilen tüm eleştirileri reddetti. Rose, yaşadığı travmalar nedeniyle erkeklere güvenemeyen Lisa Montgomery’nin dava sürecinde avukat Duchardt’la görüşmekten kaçındığını ve Duchardt’ın eşi Ryland’ın Lisa ile kaldığı hapishanede 16 kez görüştüğünü ortaya çıkarmıştı. İdam cezaları üzerine bir uzmanlığı bulunmayan Ryland, otizmli çocuklara yönelik atlarla terapi hizmeti veriyordu. Makale jürinin Montgomery için “duygusuz” ifadesinde birleştiğini de su yüzüne çıkartacaktı.

ABD’deki karmaşık hukuk düzenini de ortaya koyan bu olayla birlikte ülkedeki mevcut düzen de yeniden gündeme geldi.
ABD’DEKİ MEVCUT DURUM NE?
ABD Yüksek Mahkemesi federal idam cezalarını 1988’de geri getirdi ancak o günden, Temmuz 2020’ye kadar yalnızca 3 kez federal mahkeme kararıyla idam gerçekleştirilmişti. Bu üç infazın da (Timothy McVeigh, 11 Haziran 2001; Juan Raul Garza, 19 Haziran 2001; Louis Jones Jr., 18 Mart 2003) bir önceki demokrat başkan George W. Bush döneminde gerçekleşmesi dikkat çekerken toplam 12 federal idamın 9’u Temmuz 2020’den bu yana yaşandı.

Kasım 2019 yılında Gallup’un yayınladığı bir rapora göre ABD vatandaşlarının yüzde 60’ı idam yerine müebbet hapis cezası getirilmesini tercih ediyor. Gallup, 30 yıldır yapılan ankette ilk kez idam karşıtı görüşün bu oranlara çıktığını ifade etti. Türkiye’nin de aralarında yer aldığı 105 ülkede idam cezası bulunmazken ABD, idamın aktif olarak uygulandığı 35 ülkeden biri olarak öne çıkıyor.

Kaynak: Sözcü