Çocukları kim öldürdü?

Artistik hareketlerle çalgılı, çengili bir sınav yapıldı. Birkaç adam toplanıp, soruları yazdı. Sezen Aksu, Mabel Matiz ve Neşet Ertaş aynı sorudaydı. Sınav sistemine çokça benzeyen ‘Fırtınadayım’ şarkısı sorulup, “Gözümün gördüğü, göğsümün bildiği ile bir değil” cümlesinin üst düzey beceriyle analizi istendi. Şarkının sonu, “Vurma sen onları, gencecik oğlanları. Bunlar hep o ihtiyar dünyanın yalanları. Bu kan artık tükenmeli!” diye bitse de, kanla-kinle eğitim yan yana gelebilir miydi? Sınavda, şarkının bu kısmını sormamakta haklıydılar.

MELEKLER GİDİYOR

Çocukları gelecek imtihanındaki Türkiye, nefesini tuttu. Şimdi aramızda olmayan ülkenin en batısındaki Muğlalı Melek Kurtuluş ve en doğusundaki Diyarbakırlı Ömer Ateş de adaylar arasındaydı. Milas-Kızılcayıkık köyünden 18’indeki Melek, sınav sorularını hiç görmedi. Kovid-19 ve sınav korkusuyla, son
kez çıktığı köy evinin kapısını usulca kapattığında, hane halkı uyuyordu. Bir ağaçtaki urganı boynuna geçirdi. O artık, bir ağaç dalında düşmeyi bekleyen bir sonbahar yaprağıydı. “Sen ne yaptın çocuk?” sorusunu cevaplayamayacak.

YETİM ÖMERLER

Sınavın başında Melek’in, sonunda Ömer’in ateşi ocaklara düştü. 180 dakikalık bu imtihanın üzerinden 5 gün geçti. 18’indeki Ömer’in hikayesini de kimse sormadı. Öğretmenleriyle, Ateş Ailesi’nin kapısını araladık. Kimdi, Ömer Ateş? Bir çok dilde ‘zenginlik’ anlamına geldiğini öğrendiğimiz Pasur köyündendi. Pasur, zenginlikti ama köyleri yoksuldu. Köylüler bu köye, Nevirca yani ‘beti benzi atmış insan’ anlamına gelen bir ad takmıştı. Salih ve Neslihan Ateş çiftinin 10 çocuğundan sonuncusu Ömer’in daha 3 yaşındayken, babası ölünce adı Yetim Ömer oldu.

OKUYAN TEK ÇOCUKTU

Ömer’in, 3 ağabeyi, 6 ablası vardı. İnşaat, tarım gibi gündelik işlerle 3-5 kuruş biriktirip, baba emaneti Ömer’i okutacaklardı. Ailede, okuyan tek çocuktu. Bölgedeki en iyi okul, Kulp Anadolu Lisesi’ni kazandı. 4 yıl köyden okula taşımalı sistemle gitti. Dersleri iyi, öğretmenleri ümitliydi. Adil bir dünya için hukukçu olacaktı. YKS’ye girdi. Epilepsi hastasıydı, heyecanlandı. Sınav ortalarında midesi bulanınca, götürüldüğü tuvalette kustu. ‘Kovid-19 ‘ şüphesi ve bulaşma korkusuyla, şefkatli bir el alnına bile dokunup, ateşine bakamadı. Sistem, sınava geri dönmesine izin vermiyordu. Köye döndü. Sınavda, bulanan midesinden, kendisini vurdu. Ömer’in, 40 duası okunduğu gün YKS sonuçları da açıklanmış olur.

Bu sınavın kazananı kim?

SİSTEMİNİZ BATSIN

Sınavlar, gençlerin hayatını esir alırken, eğitimi bir çelişkiler sistemine dönüştürüyor. Bu sistemi kim beğeniyor? İktidarın, 18 yılında Eğitim Bakanlığı koltuğuna oturan 7 bakanın hiç biri beğenmiyor. Bakın ne demişler; Erkan Mumcu, “Sistemi, sil baştan değiştireceğiz”, Hüseyin Çelik, “Sistem problemli, değiştiriyoruz”, Nimet Çubukçu, “Sistem eski değiştiriyoruz”,  Ömer Çelik, “Böyle sistem olmaz, değiştiriyoruz”, Nabi Avcı, “Sistem çok sıkıntılı, değiştiriyoruz”, İsmet Yılmaz, “Böyle,sistem mi olur? Değiştiriyoruz”, Ziya Selçuk, “Masadaki tuzluğun yerini değiştirerek, sistem değiştirilmez. Masayı değiştireceğiz”

ÖYLE BİR ÖLSEM Kİ!

Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin ilk Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, ‘Bir çocuğun hukukuna, hayatına dokunmak o kadar büyük bir vebal ki! Çok tedirginim’ diyerek, oturduğu Bakanlık koltuğunda 10 Temmuz’da 2’nci yılını dolduruyor. ‘Sınav Kaygı’ gibi onlarca bilimsel eğitim makalesi var. Aziz Nesin, “Öyle bir Ölsem” şiirinde der ki; Öyle bir ağlasam ki çocuklar; Size hiç gözyaşı kalmasa. Öyle bir aç kalsam ki çocuklar, size hiç açlık kalmasa. Öyle bir ölsem ki çocuklar, size hiç ölüm kalmasa!.. Sınavlar için, ‘ölümüne yarış’ sözü mecaz olmaktan çıkıp, musalla taşına yerleşti. Eğitimde, tek doğru şık çocukları daha iyi yaşatmaktır. Sınav sorusu şarkının, ağıt olmaması için gencecik, oğlanlar kızlar ölmemeli, bu kan artık durmalı…

Kaynak: Sözcü