TİS’te Büyük Hayal Kırıklığı. Hava Yolu Şirketleri Yeni Rotalar Arıyor — Son Dakika Havacılık Haberleri | Türk Hava Yolları, Pegasus, Sunexpress, Corendon, Havacılık, Havayolları, Havalimanları, Havaalanları, THY, Hostes, Pilot, Uçak, Kabin Memuru, SHGM, DHMİ

Değerli okurlar,

Ortadoğu’da yeniden yükselen savaş bulutları gökyüzünü de değiştirdi. İsrail ile İran arasında tırmanan gerilim, aslında havacılığın ne kadar kırılgan bir sektör olduğunu bir kez daha gösterdi. Türkiye ise bu krizin tam ortasında, hem coğrafi konumu hem de güçlü havacılık altyapısı nedeniyle gelişmeleri yakından hisseden ülkelerin başında geliyor.

Savaşın ilk etkisi sivil havacılıkta görüldü. Bölgedeki hava sahalarının kapanması veya riskli ilan edilmesi, havayolu şirketlerini rotalarını değiştirmeye zorladı. Türkiye’den İran  başta olmak üzere bazı bölgelere yapılan uçuşlar askıya alındı. Etkilerine baktığımda uçuş iptalleri uzayan rotalar, artan yakıt maliyetleri ve yükselen bilet fiyatları havayolları ve yolcuları zor durumda bıraktı. Küresel havacılık ağının hassas dengesi, birkaç ülke arasındaki gerilimle bile sarsılabiliyor.

Ancak bu gelişmelerin Türkiye açısından sadece olumsuz yönlerine bakmamak lazım. Türkiye, Avrupa ile Asya arasında doğal bir hava köprüsü konumunda. Ortadoğu’da bazı hava sahalarının riskli hale gelmesi, uzun menzilli uçuşların alternatif güzergâhlar aramasına neden oldu. Bu da Türkiye’nin hava sahasını ve havalimanlarını daha önemli hale getirebilir. Özellikle İstanbul’un küresel bir aktarma merkezi olma hedefi açısından yaşanan bu durum yeni fırsatları da aralamakta.

Öte yandan savaşın asıl önemli sonucu askeri havacılık ve savunma alanında ortaya çıkması. Modern savaşların artık büyük ölçüde hava gücü ve hava savunma sistemleri üzerinden yürütüldüğü açıkça görüldü. İnsansız hava araçları, balistik füzeler ve gelişmiş radar sistemleri, savaşın seyrini belirleyen başlıca unsurlar haline geldi. Türkiye’nin kendi savunma projelerinin ne kadar kritik olduğunu bir kez daha hatırlamalıyız.

Milli savaş uçağı KAAN projesi, hava savunma sistemleri ve yerli radar teknolojileri stratejik bağımsızlığın temel taşlarıdır. Ortadoğu’daki her kriz, Türkiye’ye aynı gerçeği tekrar hatırlatıyor: Gökyüzünü kontrol eden, güvenliğini de kontrol eder.

Krizin ilk etkisi uçuş iptalleri ve değişen rotalarla kendini gösterdi. Bölgedeki hava sahalarının riskli hale gelmesi, Türk havayolu şirketlerini hızlı kararlar almaya zorladı. Özellikle Türk Hava Yolları için bu durum daha belirgin. Çünkü, Ortadoğu’da en geniş uçuş ağına sahip Türk havayolu konumunda. Birçok noktaya uçuş gerçekleştiren THY, bu nedenle krizden operasyonel açıdan en fazla etkilenen şirketlerin başında geliyor. Uçuş iptalleri, uzayan rotalar ve azalan transit yolcu sayısı, şirketin planlamasını doğrudan etkiliyor.

Pegasus Havayolları açısından tablo biraz daha farklı. Düşük maliyetli modelle çalışan Pegasus’un ağırlığı Avrupa ve Türkiye hatlarında. Bu nedenle Ortadoğu’daki kriz Pegasus’u etkiliyor olsa da Türk Hava Yolları kadar derin bir etki yaratmadı. Pegasus’un esnek operasyon yapısı, riskli hatların hızlı şekilde kapatılmasına ve uçakların başka rotalara yönlendirilmesine olanak tanıyor.

AJet ise ağırlıklı olarak iç hatlar ve yakın coğrafyaya odaklanmış durumda. Bu nedenle Ortadoğu’daki gelişmeler Ajet üzerinde daha sınırlı bir etkiye sahip. Benzer şekilde SunExpress de ağırlıklı olarak Avrupa-Türkiye hattında faaliyet gösterdiği için krizden görece daha az etkileniyor.

Havacılık sektörü ekonomik ve jeopolitik bir sektör. Bir bölgede yaşanan savaş, binlerce kilometre uzaktaki uçuş planlarını bile değiştirebiliyor. Havayolu şirketleri artık küresel güvenlik risklerini de hesaba katarak strateji geliştirmek zorunda.

Ortadoğu’daki gerilim kısa vadede Türk havayolları için bazı zorluklar oluşturabilir. Ancak Türkiye’nin Avrupa ile Asya arasındaki stratejik konumu, uzun vadede yeni fırsatların da kapısını açabilmekte. Çünkü gökyüzündeki rotalar değişse de Türkiye’nin küresel havacılıktaki merkezi rolü değişmez.
Savaşın Türk Havacılığına Mesajı
Bugün Türk havayolu şirketlerinin karşı karşıya olduğu tablo aslında oldukça öğretici. Bir yanda iptal edilen Ortadoğu uçuşları, kapanan hava sahaları ve uzayan rotalar; diğer yanda ise yeni fırsatların ortaya çıktığı farklı coğrafyalar var. Havacılık sektörü tam da bu nedenle dünyanın en hassas sektörlerinden biri. Bir bölgedeki çatışma, binlerce kilometre ötedeki uçuş planlarını değiştirebiliyor.

En büyük etkiyi doğal olarak geniş uçuş ağına sahip şirketler hissediyor. Ortadoğu’nun birçok noktasına sefer düzenleyen Türk havayolları için bu hatların kapanması ciddi bir operasyonel değişim anlamı taşıyor. Ancak havacılık sektörünün doğasında bir özellik vardır: Uçaklar yerde beklemez, yeni rotalar arar.

İşte tam da bu noktada Türkiye’nin stratejik konumu devreye giriyor. Avrupa ile Asya arasında doğal bir köprü olan Türkiye, değişen küresel havacılık dengelerinde yeniden önem kazanıyor. Ortadoğu’da risk artarken havayolu şirketleri rotalarını daha güvenli ve talebin güçlü olduğu bölgelere kaydırıyor. Avrupa şehirleri, Afrika’nın yükselen pazarları ve Orta Asya bu açıdan öne çıkan yeni hedefler haline geliyor.

Özellikle Afrika son yıllarda Türk havacılığı için sessiz ama güçlü bir büyüme alanı. Ticaretin artması, yeni ekonomik merkezlerin ortaya çıkması ve rekabetin görece düşük olması bu pazarı cazip kılıyor. Benzer şekilde Orta Asya’daki şehirler de hem ekonomik hem kültürel bağlar nedeniyle Türk havayolları için doğal bir genişleme alanı sunuyor.

Bugün Ortadoğu’daki kriz Türk havayollarını bazı hatları kapatmaya zorluyor olabilir. Ancak aynı kriz, yeni rotaların ve yeni pazarların kapısını da aralıyor. Çünkü havacılık dünyasında bir rota kapanırken başka bir rota mutlaka açılır.

Türkiye’nin asıl avantajı ise değişmeyen bir gerçek: Coğrafya. Kıtaların kesişim noktasında bulunan bir ülke için gökyüzü her zaman yeni fırsatlar sunar. Önemli olan bu fırsatları doğru zamanda ve doğru stratejiyle değerlendirebilmektir.
TİS’te Sessizliğin Bedeli
Ne yazık ki, TİS süreci tam bir hayal kırıklığı. Sendikalar, çalışanların sesini duyurmak bir yana, kendi sessizliklerini bile koruyamadılar. Pilotundan teknisyene, en alt kademeden en üst kademeye kadar neredeyse kimsenin memnun olmadığı bir anlaşma ortaya çıktı.

Üstelik imza sonrası iletişim şekli tam bir facia: Çalışanlar e-posta ile bilgilendiriliyor. Yüz yüze, soruların sorulduğu, şeffaf bir paylaşım yok. Sendikalar, temsil ettikleri insanların çıkarlarını gözetmek yerine, kağıt üstünde bir TİS ile yetinmiş görünüyor.

Sonuç ortada: Çalışan memnuniyetsiz, motivasyon düşük ve güven kırılmış durumda. Her TİS’te aynı tablo, her TİS’te aynı sessizlik. Havacılık sektörünün en kritik döneminde, kurum içi huzur ve çalışan güveni bu denli ihmal edilemez.

Sendikalar, çalışanların haklarını savunmak ve çalışma koşullarını iyileştirmek için vardır. Peki ya gerçekte ne yapıyorlar? Son dönemde gözlemlediğim süreçler, bu sorunun cevabını açıkça veriyor: Çalışanlar, sendikaların maske arkasında yürüttüğü formaliteden başka bir şeyle karşılaşmıyor.

İki ay boyunca görüşmeler yürütüldü, çalışanlar büyük beklentilere sokuldu. Sonuç? Enflasyon oranında bir zam. Evet, sadece bu kadar. Şefler için planlanan ekstra tazminatlar dışında, çalışanların neredeyse hiçbiri kazanmadı. Aidat olarak her ay ödediğiniz paralar, size somut fayda olarak geri dönmedi.

Yemekhane şikâyetlerinden, vardiya farklarına kadar sorunlar var. Ama sendika, çalışanların taleplerini iletmeye çalışmak yerine, “sorun yok, mesele yok” tavrıyla süreci geçiştiriyor. Göz göre göre eşitsizliği ve hak kaybını izliyor ve buna karşı bir çözüm üretemiyor.

Pandemi döneminde pilotlar maaş kesintilerini omuzladı; sendika bu fedakârlığı telafi edecek hiçbir girişimde bulunmadı. Pazar ve fazla mesaileri, banka promosyonlarını?… Çalışanlar bölündü, yeni gelen teknisyenler, hostesler, birbirinden ayrıştı; sendikalar bu süreçte ne yaptı?

Daha da vahimi, memnun olmayan çalışanlar sendikadan çıkmak istediklerinde, “istifa edersen iş bulamazsın” gibi yaklaşımla karşılaşıyor. Böylece hem aidat ödemeye devam ediyorsunuz hem de hiçbir kazanım elde edemiyorsunuz.

Çalışanın hakkı, emeği, motivasyonu ikinci planda. Yetmez ama evet politikasıyla, baskı aparatlarına verilen küçük ekstralarla, geniş kitleler susturuluyor ve motive ediliyor. Oysa gerçek sendika, tüm çalışanları eşit şekilde korumalı, Çalışanın çıkarlarını sağlamak için her fırsatı kullanmalıdır.

Bugün birçok çalışan için sendikaya aidat ödemek, kendi emeğinin karşılığını almak yerine, umutlarını boşa harcamak anlamına geliyor. Sendika, çalışanların sesi olmaktan çıktı; sadece formaliteyi ve aidat toplamayı sürdüren bir görünümden ibaret kaldı.

Çalışanlar artık kendi haklarını savunmak zorunda; çünkü sendika, bu görevini yerine getiremiyor. Hakkaniyet bekleyenler, boşa umutlanmamalı. Sendikalar, çalışanları değil, kendi yapılarını koruyor.

Tüm havacılara güvenli ve huzurlu bir hafta dilerim.

Mevlüt Zor / [email protected]

Kaynak: Airline Haber