Değerli Okurlar,
Sivil toplum kuruluşlarında demokrasi ve sosyal adalet her zaman en ağır tartışma konularından biri olmuştur. Çünkü gerçek temsiliyetin ve hür iradenin çoğu zaman baskı, yönlendirme ve şantajlara maruz bırakıldığı; tarafsız ve bağımsız iradelerin ise yerini çıkar hesaplarına dayalı eğilimlere bıraktığı bir dönemden geçiyoruz. Bunun en bariz örneklerinden birini de bu hafta yaşanan sendika seçimlerinde gördük. Bir grup genç ve idealist arkadaş, genel merkeze karşı demokratik bir yarışın parçası olmak adına adaylıklarını ilan etti. Ancak ülkemizde seçim ve demokrasi kültürünün yıllardır değişmeyen sorunlarına yenik düşerek önlerine çıkan engelleri aşamadılar.
Seçim sonuçlarına bakıldığında kendi yardımcılarından bile daha düşük oy oranıyla seçilmiş bir genel başkanlık tablosu görüyorsunuz. Şimdi bu gerçekten bir zafer mi, yoksa giderek büyüyen muhalefetinizin işaret ettiği sessiz ama güçlü bir yenilginin ayak sesleri mi? Bunu doğru değerlendirmek gerekiyor. Elinde sadece 25 üst kurul delegesi bulunan bir ekip, bu sayıyı üç katına çıkarıp hâlâ dimdik ayakta durabiliyorsa; buna karşılık sizin sosyal medyada büyük bir özgüvenle ilan ettiğiniz 245 delegelik desteğiniz, tüm baskılara ve organizasyona rağmen ancak 170 civarında oya dönüşebiliyorsa, bence şapkanızı önünüze koyup teşkilatınızın size vermek istediği mesajı dikkatle okumanız gerekir.
İnadına, zorla ve çeşitli yöntemlerle bulunduğunuz makamları korumaya devam etmek niyetindeyseniz bilmelisiniz ki her dönem muhalefetiniz biraz daha büyüyecek, her seçimde oy oranlarınız biraz daha eriyecektir. Çünkü sandık, bazen yüksek sesle söylenemeyen gerçekleri sessizce anlatır. Listenize aldığınız isimlerin bile sizden daha yüksek oy alması, küçümsediğiniz muhalefetinizin ise kendi iradesini üç katına çıkarması gerçekten üzerinde düşünülmesi gereken bir konu.
Bunlara da Göz Atabilirsiniz
Sichuan Airlines ile THY Ortaklığında Yeni Dönem! Avrupa Uçuşları Codeshare Ağına Dahil Edildi

THY İlk 6 Ayda 44,5 Milyon Yolcu Taşıdı! Doluluk Oranı Yüzde 83,7’ye Yükseldi

THY, Ankara Uçuşlarında Esnek Seyahat Uygulaması Başlattı
Şubelerin baskı altına alınması, statükonun sağladığı imkânlarla yürütülen çeşitli baskılar ve yöneticiler üzerinde oluşturulan psikolojik atmosfer, her ne kadar bazı isimleri etkileyebilse de sandık başına giden üst kurul delegesinin vicdanına aynı ölçüde etki edemediğini artık kabul etmek gerekiyor. İnsanlar konuşamayabilir, itiraz edemeyebilir ama sandık başında iradelerini ortaya koyarlar. Seçimlerin en önemli mesajı da tam olarak budur.
Hem yabancı olduğunuz bir sektörü temsil edeceksiniz hem de yapılan acemiliklerle üyelerinizi küstürüp yalnız bırakacaksınız; ardından da ilgi, destek ve tevazu bekleyeceksiniz. Daha kendi şube yöneticisinin iş güvencesine sahip çıkamayan bir sendika, sıradan üyesine nasıl güven verecek diye sorulmaz mı? Üyesinin zor gününde yanında olmayan bir yapının, sadece seçim dönemlerinde birlik ve beraberlik söylemleriyle güven inşa etmesi mümkün değildir. O nedenle ucuz zafer sarhoşluklarıyla değil, gerçek sorumluluk duygusuyla bu tabloyu değerlendirmek zorundasınız.
Eğer gelirlerinizi üyelerinize hizmet için, onların sosyal ve ekonomik haklarını geliştirmek için kullanmıyorsanız; siyasi ve bürokratik ilişkilerinizi üyelerinizin sorunlarını çözmek yerine kişisel itibarınızı güçlendirmek adına değerlendiriyorsanız; sosyal medyada oluşturulan görüntüyle günü kurtarmaya çalışıyorsanız başarılı olmanız mümkün değildir. Çünkü üyeler artık sadece söylenenlere değil, yapılanlara bakıyor. Verilen sözlerle ortaya konulan icraat arasındaki fark her geçen gün daha net görülüyor.
Çağ hızla değişiyor. Özellikle yeni kuşağın beklentileri, iletişim dili ve çalışma hayatına bakışı geçmişten çok farklı. Eğer bu değişimi okuyamıyor, onların beklentilerine cevap veremiyorsanız klasik sendikacılık anlayışıyla THY gibi küresel vizyona sahip bir kurumda uzun süre karşılık bulmanız mümkün değildir. Buraya hâlâ organize sanayi işçisi mantığıyla yaklaşarak aynı sonucu almayı beklemek gerçekçi değildir. Havacılık sektörü farklıdır; çalışan profili, beklentileri ve öncelikleri de farklıdır. Sendikacılık da bu değişime ayak uydurmak zorundadır.
Değişim şart. Bu sandıkta olmazsa bir sonrakinde olur ama mutlaka olur. Çünkü hiçbir makam sonsuz değildir, hiçbir yönetim değişmez değildir. Mevcut yüzlerin yıprandığını, kötü hatıraların ve başarısızlıkların zaman içinde ağır bir yük oluşturduğunu herkes görüyor. Belki bunu yüksek sesle dile getiremeyenler var, belki gücü yetmediği için susmayı tercih edenler bulunuyor ama gerçek değişmiyor. Bu gerçeği sonsuza kadar görmezden gelmek de mümkün değildir.
Misal, geçmişte büyük farklarla kazanılan seçimler bugün çok daha az farklarla kazanılıyorsa buna yalnızca zafer demek eksik bir değerlendirme olur. Bu aynı zamanda ciddi bir uyarıdır. Ayrıca yıllardır dillere dolanan “ömrünü adanmışlık” söylemini de samimi bulmuyorum. Bir göreve yıllarını vermiş olmak tek başına başarı ölçüsü değildir. Asıl önemli olan geride nasıl bir iz bıraktığınızdır. Kurumlar kişilerle değil, ilkelerle ayakta kalmalıdır. Yeni isimlerin, yeni fikirlerin ve yeni heyecanın önünü açmayan hiçbir yapı geleceği inşa edemez.
Özetle ben zaferi makamlarda değil, gönüllerde kazananları takdir ederim. Ben gücünü makamından değil, karakterinden alana saygı duyarım. Ben gücünü zalimliğe ve zorbalığa kullanana değil; zayıfa, düşene ve haksızlığa uğrayana kol kanat gerene sırtımı yaslarım.
Hepinize sağlık ve huzur dolu bir hafta diliyorum…