NATO Sipariş Defterini Açtı, Türk Savunma Sanayii Radar Altında — Son Dakika Havacılık Haberleri | Türk Hava Yolları, Pegasus, Sunexpress, Corendon, Havacılık, Havayolları, Havalimanları, Havaalanları, THY, Hostes, Pilot, Uçak, Kabin Memuru, SHGM, DHMİ

  • NATO Sipariş Defterini Açtı, Türk Savunma Sanayii Radar Altında
  • NATO’nun Yeni Savunma Planında Türkiye Faktörü
  • Ankara Zirvesi Sonrası Türk Savunma Sanayii İçin Kritik Analiz
  • Baykar, ASELSAN, ROKETSAN ve TUSAŞ İçin Tarihi Fırsat
  • F-35 Tartışılırken Gözden Kaçan Büyük Fırsat Ortaya Çıktı

Değerli okurlar,

Ankara’daki NATO Zirvesi geride kaldı. Liderlerin verdiği siyasi mesajlar, ikili görüşmeler ve aile fotoğrafları şimdiden arşivlerdeki yerini aldı. Ancak bu zirveyi diğerlerinden ayıran asıl gelişme, salonlarda yapılan diplomatik konuşmalardan çok savunma sanayii masasında alınan kararlardı.

NATO, Ankara’da 50 milyar doların üzerinde yeni savunma tedariki açıkladı. İHA ve anti-İHA sistemlerine beş yılda 40 milyar dolardan fazla yatırım yapılması kararlaştırıldı. Hava savunması, uzun menzilli hassas vuruş kabiliyetleri, stratejik hava ulaştırma, havada yakıt ikmali, erken ihbar, uzay sistemleri ve yapay zekâ destekli komuta-kontrol altyapısı ittifakın yeni öncelikleri arasına girdi.

Başka bir ifadeyle NATO, Ankara’da yalnızca tehditleri konuşmadı; önümüzdeki dönemin sipariş defterini de açtı.

Bunlara da Göz Atabilirsiniz

ASELSAN ve ROKETSAN’dan 1,47 Milyar Euro’luk Dev Hava Savunma Anlaşması! ÇELİKKUBBE Güçleniyor

thumbnail

KAAN İçin Kritik Eşik Aşıldı: ABD Kongresi F110 Motorlarının Satışına İtiraz Etmedi

thumbnail

Gökyüzünün yeni efendileri pilotlar olmayacak

Türkiye açısından önemli soru ise şudur: Bu devasa savunma pazarından Türk şirketleri ne kadar pay alabilecek?
Türkiye artık müşteri değil
Türkiye, uzun yıllar NATO içerisinde ağırlıklı olarak askerî gücü, stratejik konumu ve operasyonel kabiliyetiyle değerlendirildi. Savunma sistemleri konusunda ise çoğu zaman dışarıdan alım yapan, teknoloji transferi isteyen ve çeşitli kısıtlamalarla karşı karşıya kalan bir ülke konumundaydı.

Bugün ise farklı bir Türkiye var.

Kendi savaş uçağını geliştiren, insansız savaş uçağını uçuran, çok katmanlı hava savunma mimarisi kuran, uzun menzilli füze üreten, askerî uydu geliştiren ve NATO ülkelerine savunma sistemi ihraç eden bir Türkiye’den söz ediyoruz.

Ankara Zirvesi, bu dönüşümün uluslararası vitrine çıktığı yer oldu.

Baykar’ın KIZILELMA’sı, ASELSAN’ın radar ve elektronik harp kabiliyetleri, ROKETSAN’ın füze sistemleri, TUSAŞ’ın KAAN, HÜRJET ve A400M tecrübesi, TÜBİTAK UZAY’ın uydu projeleri ve Türk savunma ekosisteminin diğer ürünleri zirvenin savunma sanayii gündemiyle büyük ölçüde örtüştü.

Bu örtüşme tesadüf değil. Çünkü NATO’nun bugün en fazla ihtiyaç duyduğu alanlar, Türkiye’nin son yıllarda en yoğun yatırım yaptığı alanlarla aynı: İHA’lar, anti-İHA sistemleri, hava savunması, derin vuruş kabiliyeti, radar, elektronik harp, uzay ve askerî haberleşme.
Baykar için yeni bir dönem başlayabilir
Ankara Zirvesi’nin en dikkat çekici başlıklarından biri NATO’nun “Drone Edge” girişimiydi. İttifak, anti-İHA kabiliyetlerine beş yıl içinde 40 milyar doların üzerinde yatırım yapacak ve 2027 sonuna kadar eğitilen İHA operatörü sayısını beş katına çıkaracak.

Baykar CEO’su Haluk Bayraktar’ın Drone Edge girişiminin ele alındığı ana panelde yer alması da Türk insansız sistemlerinin ulaştığı seviyenin NATO tarafından görüldüğünün açık işaretidir.

Bayraktar TB2 halihazırda Polonya gibi NATO ülkelerinin envanterinde bulunuyor. KIZILELMA ise insanlı ve insansız uçakların aynı harekât içerisinde görev yapacağı yeni nesil savaş konseptinin en iddialı platformlarından biri.

Ancak burada gerçekçi olmak gerekiyor. KIZILELMA’nın Ankara’da sergilenmesi güçlü bir tanıtım başarısıdır; NATO siparişi anlamına gelmez. Bundan sonraki hedef, bu görünürlüğü ortak test programlarına, NATO sertifikasyon süreçlerine ve uzun vadeli tedarik sözleşmelerine dönüştürmek olmalıdır.
ASELSAN ve Çelik Kubbe için büyük fırsat
Son yıllarda Ukrayna’da, Orta Doğu’da ve NATO’nun doğu sınırlarında yaşanan gelişmeler, hava savunmasının yüksek irtifa füze sistemlerinden ibaret olmadığını gösterdi.

Ucuz bir insansız hava aracına milyonlarca dolarlık füze atmak sürdürülebilir değil. NATO’nun ihtiyacı; radarları, elektro-optik sistemleri, elektronik harp araçlarını, kısa ve orta menzilli hava savunma sistemlerini tek merkezde birleştiren çok katmanlı ve maliyet etkin bir mimaridir.

Türkiye’nin geliştirdiği Çelik Kubbe tam olarak bu ihtiyaca karşılık geliyor.

ASELSAN’ın erken ihbar radarları, askerî haberleşme sistemleri, elektronik harp çözümleri ve alçak yörünge uydu teknolojileri Ankara’da öne çıkarıldı. KORKUT’tan HİSAR ve SİPER’e uzanan yerli sistemlerin ağ merkezli bir yapıda birleştirilmesi, Türkiye’yi NATO’nun entegre hava ve füze savunması açısından önemli bir çözüm ortağı haline getirebilir.

ASELSAN açısından asıl fırsat, tek tek ürün satmaktan daha büyüktür. Şirket, NATO ülkelerine uçtan uca hava savunma mimarisi, radar ağı, elektronik harp ve komuta-kontrol altyapısı sunabilecek teknolojik seviyeye yaklaşıyor.
ROKETSAN için ATMACA’dan daha fazlası
Ankara Zirvesi’nde uzun menzilli ve düşük maliyetli seyir ile balistik füze kabiliyetlerinin geliştirilmesi de öncelikli alanlar arasına alındı. Türkiye’nin önemli miktarda kara konuşlu uzun menzilli ATMACA tedarik etme taahhüdü bu nedenle dikkat çekti.

ATMACA’nın NATO gündeminde anılması, ROKETSAN’ın ulaştığı teknolojik seviyenin görünürlüğü bakımından önemlidir. Ancak bu gelişme de NATO’nun ROKETSAN’a doğrudan sipariş verdiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Açıklanan taahhüt Türkiye’nin millî tedarik planının bir parçasıdır.

Yine de ortaya çıkan tablo ROKETSAN açısından önemli bir pazarın habercisidir. NATO ülkeleri önümüzdeki dönemde uzun menzilli, seri üretilebilir, elektronik harbe dayanıklı ve farklı platformlardan kullanılabilen füze sistemlerine büyük kaynak ayıracak.

ATMACA, SOM, ÇAKIR ve TAYFUN gibi ürünlerden oluşan Türk füze ailesi, doğru ortak üretim ve ihracat modelleriyle bu ihtiyaca cevap verebilir.
TUSAŞ’ın önünde üç ayrı havacılık kapısı
NATO’nun ortak A400M stratejik ulaştırma filosu oluşturma kararı TUSAŞ, A400M programındaki üretim ve yapısal parça tecrübesi sayesinde bu sürecin sanayi tarafında önemli fırsatlar yakalayabilir.

İkinci alan HÜRJET’tir. Avrupa’daki yaşlanan jet eğitim uçağı filoları dikkate alındığında HÜRJET, NATO ülkeleri açısından güçlü bir alternatif olabilir. İspanya ile yürütülen iş birliği de platformun Avrupa pazarına açılması bakımından kritik önemdedir.

Üçüncü ve en stratejik alan ise KAAN’dır.

F-35 meselesi Ankara Zirvesi’nin en fazla konuşulan başlıklarından biri oldu. ABD Başkanı Donald Trump olumlu mesajlar verdi ancak Türkiye’nin programa dönüşü konusunda imzalanmış bir karar çıkmadı. S-400 sorunu, ABD yasaları ve Kongre’deki itirazlar hâlâ masada.

Türkiye’nin savunma havacılığı vizyonunu F-35’e bağlamak bu nedenle doğru değildir. F-35 önemli bir operasyonel ihtiyaç ve siyasi dosyadır; KAAN ise Türkiye’nin uzun vadeli teknolojik bağımsızlık projesidir.

KAAN’ın ilk üretim safhasında kullanılacak F110 motorlarının satış sürecinin ilerlemesi olumlu bir gelişmedir. Fakat asıl başarı, millî savaş uçağının motorunu Türkiye’de geliştirmek olacaktır. Çünkü motorunu üretmediğiniz bir savaş uçağında dışa bağımlılık tamamen sona ermiş sayılmaz.
Uzayda TÜBİTAK ve ASELSAN imzası
Modern savaş alanında radar, uçak ve füzeler kadar uydular da belirleyici hale geldi. İstihbarat, haberleşme, hedef tespiti, füze takibi ve hassas vuruş kabiliyetlerinin tamamı uzay tabanlı sistemlere bağımlı.

Ankara’da Türkiye’nin iki yeni yüksek çözünürlüklü uydu geliştirme planı ile ASELSAN’ın alçak yörünge ve askerî haberleşme çalışmaları da gündeme geldi. Bu projelerde TÜBİTAK UZAY’ın üstleneceği rol, Türkiye’nin yalnızca platform üreten değil, uzaydan veri sağlayan bir NATO ülkesi olma hedefini güçlendirebilir.

Uzay alanındaki yatırım, savunma sanayiimizin geleceği açısından sessiz ama son derece stratejik bir adımdır. Çünkü geleceğin savaşlarında en güçlü silahı üreten değil, sahadaki veriyi en hızlı toplayıp işleyen taraf üstünlük sağlayacaktır.

Bu noktada HAVELSAN’ın komuta-kontrol, simülasyon, yapay zekâ ve savaş bulutu çözümleri de NATO’nun yeni dijital harekât anlayışıyla doğrudan örtüşmektedir.
Ankara Bildirisi’ndeki kritik cümle
Türkiye açısından zirvenin belki de en önemli siyasi kazanımı, müttefikler arasındaki savunma ticareti engellerinin kaldırılması yönündeki ifadenin Ankara Bildirisi’ne girmesidir.

Çünkü bir tarafta “savunma harcamalarını artırın, daha fazla üretin” denilirken diğer tarafta Türk şirketlerinin motor, alt sistem, finansman ve Avrupa projelerine erişiminin sınırlandırılması açık bir çelişkidir.

NATO, gerçekten daha güçlü bir sanayi tabanı oluşturmak istiyorsa Türkiye gibi üretim kapasitesi yüksek ülkeleri dışarıda bırakamaz. Avrupa Birliği’nin savunma girişimleri NATO’yu tamamlayacaksa, AB üyesi olmayan Türkiye’nin bu projelerden uzak tutulması hem askerî hem ekonomik açıdan mantıklı değildir.

Fakat bildiride yer alan cümle tek başına yeterli olmayacaktır. Bunun gerçek bir kazanıma dönüşmesi için ihracat izinlerinin kolaylaştırılması, teknoloji kısıtlamalarının kaldırılması ve Türk firmalarının Avrupa’daki ortak tedarik programlarına eşit şartlarda katılması gerekir.
Başarı, vitrinden sözleşmeye geçebilmekte
Ankara Zirvesi Türkiye için önemli bir diplomatik ve endüstriyel vitrindi. Türk savunma sanayii artık NATO tarafından İHA, füze, radar, hava savunması, uzay ve askerî havacılık alanlarında çözüm sunabilecek bir ekosistem olarak görülüyor.

Fakat bu noktada ölçüyü kaçırmamak gerekir.

KIZILELMA’nın sergilenmesi sipariş değildir. ATMACA’nın NATO gündemine girmesi ortak tedarik anlaşması değildir. F-35 konusunda verilen olumlu mesajlar da programa dönüş anlamına gelmez.

Türkiye’nin önündeki asıl sınav, Ankara’da elde ettiği görünürlüğü kalıcı sözleşmelere çevirmektir.

Baykar’ın insansız sistemleri, ASELSAN’ın radar ve hava savunma çözümleri, ROKETSAN’ın füze ailesi, TUSAŞ’ın KAAN ve HÜRJET’i, TÜBİTAK UZAY’ın uydu kabiliyetleri, HAVELSAN’ın dijital savaş altyapısı ve TEI’nin motor teknolojileri büyük bir potansiyel taşıyor.

Ankara’da NATO’nun kapısı aralandı. Şimdi yapılması gereken, o kapıdan teknolojimiz, mühendisliğimiz ve ortak üretim gücümüzle girmektir.

Çünkü savunma sanayiinde gerçek bağımsızlık, başkalarının da ihtiyaç duyduğu teknolojiyi geliştirebilmektir. Türkiye bugün tam olarak bu eşiğin önündedir.

Tüm havacılara güvenli ve huzurlu bir hafta dilerim.

Görüş ve önerileriniz için: Mevlüt Zor / [email protected]

Kaynak: Airline Haber