Yargılamada Zaman Yönetiminden Kurumsal Sorumluluğa Geçiş

Giriş: Gecikme Bir Kader Değil, Yönetilebilir Bir Sorundur
Yargılamaların makul sürede sonuçlandırılması, bireylerin adalete erişim hakkının ayrılmaz bir parçası olduğu kadar, hukuk devletine duyulan güvenin de temel şartıdır. Adaletin içeriği kadar, zamanında tecelli etmesi de toplumsal adalet algısını doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle geciken yargı, yalnızca bireysel mağduriyetlere değil, aynı zamanda kurumsal ve toplumsal düzeyde bir güven kaybına yol açmaktadır.
Uzun yıllar boyunca yargıdaki gecikmeler; dosya yoğunluğu, mevzuat karmaşıklığı veya fiziki imkânlar gibi gerekçelerle açıklanmış ve çoğu zaman kaçınılmaz kabul edilmiştir. Ancak, ortalama yargılama sürelerini temsil etmeyen bazı alanlarda gecikmenin olağan bir aksaklık olmaktan çıkarak olağan dışı bir yapısal probleme dönüştüğü; bu tür sorunların da artık klasik ve olağan yöntemlerle çözülemediği görülmektedir. Bu noktada, olağan dışı hâle gelmiş sorunların ancak olağan dışı ve yenilikçi yöntemler geliştirilerek aşılabileceği gerçeği ortaya çıkmaktadır.
Bu anlayıştan hareketle şekillenen Sıfır Gecikmeli Yargı, alışılmış yöntemlerin ötesine geçen ve yargılamayı bütüncül biçimde ele alan bir dönüşüm modelini ifade etmektedir.
I. Sıfır Gecikmeli Yargı: Müdahale Değil, Yönetim Modeli
Sıfır Gecikmeli Yargı, yargı yetkisinin kullanımına veya hâkim ve savcıların takdir alanına yönelik bir müdahale anlayışı değildir. Aksine bu model; yargısal karar süreçlerine dokunmadan, bu süreçlerin önünde birikerek olağan dışı bir hâl alan gecikme sorununu, olağan yöntemlerin ötesinde geliştirilen yönetim ve organizasyon araçlarıyla ele almayı hedeflemektedir.
Bu yaklaşım çerçevesinde gecikme, soyut bir eleştiri konusu olmaktan çıkarılmakta; dosyanın hangi aşamada ve hangi nedenle beklediği somut biçimde tespit edilmekte; giderilebilir sebepler görünür kılınmakta ve çözüm için gerekli idari ve organizasyonel destek sağlanmaktadır. Bu yönüyle Sıfır Gecikmeli Yargı, olağan işleyiş içinde çözülemeyen sorunlara karşı geliştirilen; olağan dışı ancak meşru, ölçülü ve kurumsal yöntemlerin sistematik bir toplamı olup, modelin temel yapı taşlarından birini oluşturmaktadır.
Bu noktada Sıfır Gecikmeli Yargı anlayışı, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılması hedefinin somut ve işlevsel karşılık bulabilmesi için, yargı teşkilatının tüm bileşenlerinin belirli bir eşgüdüm ve ortak yönelim içinde hareket etmesini esas alan bütüncül bir yaklaşım olarak ortaya çıkmaktadır. Bu çerçevede, yüksek yargı organlarımız olan Yargıtay, Danıştay ve Anayasa Mahkemesinin ürettiği içtihatların yol gösterici, standartlaştırıcı ve uygulamada birlik sağlayıcı niteliği, modelin normatif zeminini güçlendiren temel unsurlar arasında yer almaktadır. Bununla birlikte, yüksek yargının uzun yıllara dayanan kurumsal birikimi ve yargısal tecrübesinin sürece yansıtılması, Sıfır Gecikmeli Yargı anlayışının derinlik ve süreklilik kazanmasına önemli katkı sunmaktadır.
II. Sıfır Kadastro Dosyası: Gecikmeye Razı Olmayan Bir Tecrübe
Sıfır Gecikmeli Yargı modelinin şekillenmesinde, kadastro yargılamalarında yıllara yayılan dosya birikimini ortadan kaldırmayı hedefleyen Sıfır Kadastro Dosyası uygulaması önemli bir ilham kaynağı olmuştur.
Kadastro yargılamaları, gecikmenin olağanlaştığı; hatta olağan dışı bir hâle dönüştüğü alanlardan biri olarak görülmekteydi. Bu alanda, klasik yöntemlerin yetersiz kaldığı noktada geliştirilen rutin dışı izleme, doğrudan temas ve kararlı organizasyon modelleri, gecikmenin aşılabileceğini somut biçimde ortaya koymuştur. Bu tecrübe, Sıfır Gecikmeli Yargı anlayışının yalnızca teorik bir hedef değil; sahada uygulanmış, test edilmiş ve sonuç alınmış bir yönetim modeli olduğunu göstermiştir.
III. Yargının Etkinliği Büroları: Takdir Yetkisine Değil, Sürece Odaklanan Yapı
Sıfır Gecikmeli Yargı modelinin sahadaki temel uygulama araçlarından biri Yargının Etkinliği Bürolarıdır. Bu bürolar; yargı yetkisi kullanmayan, hâkim ve savcıların kararlarına müdahale etmeyen; ancak olağan yöntemlerle çözülemeyen gecikme sorunlarını rutin dışı izleme ve koordinasyon mekanizmalarıyla ele alan bir yapı olarak kurgulanmıştır.
Amaç; yargısal takdiri yönlendirmek değil, takdir yetkisinin etkin kullanımını engelleyen olağan dışı şartları ortadan kaldırmaktır.
Sıfır Gecikmeli Yargı anlayışı, yalnızca dosya ve süre odaklı bir yönetim yaklaşımı değil; aynı zamanda yargı hizmetini omuzlayan meslektaşlarımızın üzerindeki insani ve mesleki yükü gören, bu yükü hafifletmeyi amaçlayan bir destek mekanizmasıdır. Model kapsamında geliştirilen uygulamalar, hâkim ve savcılarımızın yalnız bırakılmadığını; gecikmeye yol açan yapısal ve organizasyonel sorunlarla bireysel çabanın ötesinde kurumsal düzeyde mücadele edildiğini açık biçimde ortaya koymaktadır. Bu yönüyle Sıfır Gecikmeli Yargı, hem teşkilatın kendi mensubuna sahip çıktığı bir anlayışı temsil etmekte, hem de vatandaşa sunulan yargı hizmetinin daha güvenilir, öngörülebilir ve erişilebilir hâle gelmesine katkı sağlamaktadır.
IV. Cumhuriyet Başsavcıları ve Komisyon Başkanlarının Sorumluluğu
Sıfır Gecikmeli Yargı modeli, sahada aktif sorumluluk üstlenilmesini zorunlu kılan bir anlayıştır. Bu çerçevede Cumhuriyet başsavcıları ile adli yargı ilk derece adalet komisyonu başkanları, olağan işleyişin dışına taşan gecikmelerin çözümünde doğrudan sorumluluk üstlenen kurumsal aktörlerdir.
Modelin sahadaki karşılığının sağlıklı biçimde izlenebilmesi, farklı yargı birimlerinde ortaya çıkan uygulama pratiklerinin bütüncül olarak değerlendirilmesi ve gecikmeye yol açan nedenlerin ortak bir perspektifle ele alınabilmesi; merkezi düzeyde sürekli izleme, yönlendirme ve geri bildirim mekanizmalarının işletilmesini gerekli kılmaktadır. Bu doğrultuda, yargı teşkilatının idarî yapısı içerisinde geliştirilen kurumsal araçlar ve izleme kanalları, uygulamanın dağınık değil, bütünlüklü bir çerçevede ilerlemesini temin etmektedir.
Bu sorumluluk, yargısal kararın yerine geçmek için değil; olağan yöntemlerle çözülemeyen gecikmeler karşısında kurumsal ve koordineli çözümler geliştirmek amacıyla tanımlanmıştır.
V. Hedef Süre Uygulaması ile Sıfır Gecikmeli Yargı Arasındaki Uyum
Yargı sisteminde uygulanan hedef süreler, yargılamanın öngörülebilirliğini artıran ve taraflar açısından makul beklenti oluşturan önemli bir araçtır. Sıfır Gecikmeli Yargı anlayışı ise, hedef süreleri yalnızca bir takvim hedefi olarak değil; hedeften sapma hâllerinde sapmanın nedenlerini sorgulayan ve giderilmesine yönelik mekanizmalar geliştiren bir yönetim yaklaşımı ile tamamlamaktadır.
Bu yönüyle hedef süre uygulaması ile Sıfır Gecikmeli Yargı modeli arasında doğal ve güçlü bir uyum bulunmaktadır. Hedef süreler yönü gösterirken, Sıfır Gecikmeli Yargı anlayışı bu hedeflerden sapmayı olağan kabul etmeyen ve sapmanın sebeplerini ortadan kaldırmaya odaklanan tamamlayıcı bir yapı sunmaktadır.
Bu süreçte, Adalet Bakanlığının yargılama süreçlerine ilişkin sahip olduğu insan kaynağı, fiziki altyapı, teknik donanım ve bilişim kapasitesi ile idari ve teknik sorunların çözümüne yönelik kurumsal tecrübesi; Sıfır Gecikmeli Yargı anlayışının sahada etkin biçimde hayata geçirilmesini mümkün kılan tamamlayıcı unsurlar arasında yer almaktadır.
VI. Performans, Güvence ve Kurumsal Denge
Sıfır Gecikmeli Yargı yaklaşımı, performansı cezalandırıcı bir araç olarak değil; olağan dışı hâle gelmiş sorunların çözümünde destekleyici, yönlendirici ve kapasite geliştirici bir unsur olarak ele almaktadır. Bu çerçevede performans, mesleki bağımsızlığın alternatifi değil; onu koruyan ve güçlendiren bir kurumsal denge unsuru olarak görülmektedir.
Sonuç: Olağan Dışı Sorunlara, Kurumsal ve Ölçülü Çözümler
Güçlü bir yargı sistemi, yalnızca doğru kararlar veren değil; olağan dışı hâle gelmiş sorunlara olağan dışı ama meşru ve ölçülü çözümler üretebilen bir sistemdir. HSK ve tüm Yargı teşkilatımız, bu tür olağan dışı süreçlerin üstesinden gelebilecek kurumsal hafızaya, bilgi birikimine, insan kaynağına ve yönetsel kabiliyete sahiptir.
Sıfır Gecikmeli Yargı anlayışı; gecikmeyi kabullenen değil, sorgulayan; rutin yöntemlerin yetersiz kaldığı noktada yeni kurumsal araçlar geliştiren bir dönüşüm iradesini temsil etmektedir. Yargının kalbi, karar veren hâkim ve savcılarımızdır. Kurumsal sorumluluk ise, bu kalbin olağan dışı yükler altında dahi zamanında ve sağlıklı atmasını sağlayacak sistemleri ve yöntemleri geliştirmektir.
Turan KULOĞLU
HSK Birinci Daire Başkanı