Havacılıkta Fırtına Başladı — Son Dakika Havacılık Haberleri | Türk Hava Yolları, Pegasus, Sunexpress, Corendon, Havacılık, Havayolları, Havalimanları, Havaalanları, THY, Hostes, Pilot, Uçak, Kabin Memuru, SHGM, DHMİ

Değerli Okurlar,

Havacılıkta Fırtına Başladı: Asıl Tehlike Gökyüzünde Değil, Yönetim Masalarında

Havacılık sektörü son yılların belki de en zor dönemlerinden geçiyor. Pandeminin yaraları henüz tam anlamıyla sarılmadan bu kez savaşın gölgesi sektörün üzerine çöktü. İran merkezli gerilim ve Ortadoğu’daki belirsizlik yalnızca hava sahalarını değil, şirket bilançolarını, yatırım planlarını ve çalışanların geleceğe dair umutlarını da olumsuz etkiledi.

Bu tabloyu yalnızca geçici bir kriz olarak görmek büyük yanılgı olur.

Bunlara da Göz Atabilirsiniz

Yoğun Dönem Neden Kusursuz Geçti?

Artık mesele birkaç uçuşun iptal edilmesi ya da yakıt fiyatlarının yükselmesi değildir. Havacılık sektöründe öngörülebilirliğin kaybolduğu ve yeni bir döneme girilmiş olunduğunu kabul etmek zorundayız. Risklerin arttığı, maliyetlerin sürekli yükseldiği, gelirlerin ise aynı hızla büyümediği bir denklem içindeyiz.

Bu denklemi en zor çözecek olanlar ise küçük ve orta ölçekli havayolu şirketleri.

Yakın dönemde Avrupa ve Ortadoğu’da bazı şirketlerin finansal darboğaza girmesi veya batması kimseyi şaşırtmamalı. Küresel kriz uzarsa, bugün güçlü görünen bazı büyük oyuncuların bile ciddi yeni oluşumlara ya da el değiştirmelerine gitmesi kimseye sürpriz olmayacaktır. Havacılık sektörü, geçmişte defalarca gösterdiği gibi, en küçük küresel sarsıntıya bile sert tepki veren kırılgan bir yapıya sahip.

Türkiye’de de mevcut tablo sanıldığı kadar parlak değil.

Sektörde büyümeden çok artan maliyet yönetimi tartışılıyor. Personel giderlerinin en büyük kalemlerden biri hâline geldiği bu dönemde havayolu şirketleri doğal olarak tasarruf politikalarına yöneliyor. Emeklilik teşvikleri, performans odaklı yeniden yapılanmalar ve personel optimizasyonu artık istisnai uygulamadan çıkıp, yeni dönemin yönetim refleksi hâline geliyor.

Bunun anlamı açık; Önümüzdeki birkaç yıl birçok şirket için büyüme yılı değil, ayakta kalma yılı olacak.

Ancak bu sürecin görünmeyen kahramanları da aynı zamanda asıl mağdurları olan çalışanlar.

Ekonomik yük artıkça alım gücü azalıyor. Geçen toplu sözleşmelerin çalışanların beklentilerini karşılaması mümkün değil. İnsanlar hem yaşam standartlarını korumaya hem de işlerini kaybetmeme çabası içerisinde olduğundan yaşam giderek zorlaştırıyor. Maalesef böylesi bir ortamda herkes çalışanından fedakârlık ve özveri bekliyor.

Evet…

Bu kriz muhakkak ortak fedakârlıkla aşılabilir.

Ancak fedakârlığın yalnızca çalışandan beklenmesi adil olamaz.

Yöneticilerin de aynı ölçüde sorumluluk ve inisiyatif alması gerekir.

İddialara göre ara kademe yöneticilerin üst yönetimle olan yakın ilişkilerini bir güç ve baskı gösterisi olarak kullandıkları algısı herkesi çok ciddi biçimde rahatsız ediyor. Elbette bu tür değerlendirmelerin doğruluğu ve etkisi kurumların kendi denetim mekanizmalarıyla daha objektif biçimde belirlenebilir. Ancak çalışanlarda aynı yönde yoğunlaşan bir algı varsa, bunların görmezden gelinmesi de asla doğru olmaz.

Çünkü baskıyla yönetilen kurumlarda sadakat değil sessiz bir isyan oluşur.

İsyankâr bir sessizlik ise asla huzur ve başarı anlamına gelmez.

İsyankâr bir sessizlik, çoğu zaman insanların ümidini yitirdiği ve özveriden vazgeçtiği bir noktaya dönüşür.

Oysa havacılık sektörü öfkeli sessizliği değil, açık ve samimi iletişimi sever. Hatta iletişimin zarar gördüğü ve birtakım şeylerin saklandığı bir ortamda iş emniyeti zarar görür. İnsanlar korkarak çalışıyorsa verim düşer. Aidiyet duygusu zedelenirse kalite de zamanla geriler ve iş veriminde büyük yıkımlar başlar.

Kriz dönemlerinde yöneticilerin en büyük görevi güven ve verim ortamını sağlamaktır.

Çalışanını dinleyen, adil davranan, liyakati esas alan ve ekibini ortak hedef etrafında toplayan yöneticiler kurumlarını geleceğe taşır. Bunun tam tersi ise kısa vadede disiplin görüntüsü verse bile uzun vadede kurum kültürüne ciddi zararlar verir.

Bugün havacılık sektörünün en fazla ihtiyaç duyduğu şey yalnızca maliyetleri azaltmak değildir.

Asıl ihtiyaç, insanı merkeze alan güçlü bir liderlik anlayışıdır.

Çünkü uçakları teknoloji uçurur.

Şirketleri ise verimli insanların özverili iş gücü ayakta tutar.

Ve insanlar kendilerine değer verildiğini hissettikleri sürece kurumlarına her türlü fedakarlıktan asla kaçınmazlar.

Bizi kolay yılların beklemediği gerçeğini görmemiz gerekiyor.

Muhtemelen 2028’e kadar sektörün önceliği büyümek değil, varlığını korumak olacak. Bu süreçte herkesin sorumluluğu var. Çalışanların özverisi kadar yöneticilerin adaleti de bu mücadelenin ayrılmaz parçası haline gelecek.

Unutulmamalıdır ki krizler, kurumların sadece finansal dayanıklılığını değil, vicdanını ve yönetim kalitesini de ortaya çıkarır.

Gerçek liderler de tam böyle dönemlerde belli olur.

Bu nedenle kişisel alanlarda bireysel yönetici psikolojisine kimse maruz bırakılmamalı. Özellikle yüksek stres ve iş baskısı olan yerlerde iş gücünü ve insan psikolojisini efektif yöneten anlayışlar hâkim olmalı.

Koskoca operasyonlardaki işleyişin genel müdürle yakınlığı veya samimiyeti olan bir nöbetçi müdürün veya şefin ruh haline teslim edilmemesi lazım.

Şayet yüksek maliyetli iş gücünü düşürmek gibi bir strateji varsa en başta bu ara ve orta kademedeki yöneticilerden başlanarak ayıklanmaya gidilmeli.  Eğer verim yerine verimsizliğe neden oluyorlarsa, üst kademelerden aldıkları yetkiyi bir egosal alana çeviriyorlarsa ilk başta bu kişilerden tasarruf edilmeli.

Hepinize sağlık ve huzur dolu bir hafta diliyorum…

 

Kaynak: Airline Haber