1975 ve öncesinde Türkiye henüz endüstriyel ürünlerle çepeçevre kuşatılmamış, gençlerin sağlığı bu ürünlerle orta ve uzun vadede ipotek altına alınmamıştı. Bugün gençlik ile neredeyse özdeşleşmiş cipslerle, çikolatalarla, çerezlerle ve çeşitli içceceklerle gençlerin 30’lu ve 40’lı yaşlarını ipotek altına alınırken biz maalesef sadece izliyoruz. İçeriğinde yer alan saydığımız kimyasallar ve yapay bileşenlerin onların sağlığına ne gibi etkileri olacağını ise bilmiyoruz. Çünkü insanlık daha önce bunları hiç bu kadar sık ve yoğun olarak tüketmedi, bu denli sıradanlaştırmadı. Kısacası; gözleri ışıl ışıl parlayan geleceğimizin teminatı olan gençlerimizin sağlığını ve hatta hayatını hiç bilmediğimiz karanlık bir geleceğe doğru kendi elimizle teslim ediyoruz.
Bu
teslimiyet her itirazda karşımıza “Abartıyorsunuz”, “Bunda ne var?”, “Bunu da
mı yemeyeceğiz?”, “Bir gün yeseler ne olur?” gibi temeli olmayan ve maalesef
endüstrinin savunuculuğunu ifadelerle çıkıyor. Bu teslimiyet bizi bugün Mustafa
Kemal Atatürk’ün bize emanet ettiği gençleri maalesef endüstriye “bağımlı”
yaptığımız gerçeğiyle bizi karşı karşıya bırakıyor. Bu bağımlılık maalesef ülkemizin
geleceğinin teminatının endüstriyel gıda firmalarının insafına bıraktığımız,
onların sağlık yatırımları için gençlerimizin sağlığını ipotek ettiğimiz anlamına
geliyor.
Bağımsızlığımız gerçek gıdadadır.
Bağımsızlığımız gençleri kazanmaktan geçiyor.
Bağımsızlığımız endüstriyel ürünleri sokaklarda devlet eliyle dağıtmaktan değil; onlarla ilgili gençleri ve tüm toplumu bilinçlendirmekten geçiyor.
Savaşlar artık savaş meydanlarında mı oluyor sanıyorsunuz?
Bağımsızlığımız bu savaşı kazanmaktan geçiyor.
Çok geç olmadan…
Gençlerimizi endüstriyel gıda bağımlılığından kurtarmalıyız.
#NeYediğimiziBilin