“Yeni dünya düzeni” kurulamadı

Express Your Reaction
Like
Love
Haha
Wow
Sad
Angry
"Yeni dünya düzeni" kurulamadı
You have reacted on "“Yeni dünya düzeni” kurulamadı" A few seconds ago

Nurzen Amuran- Bildiğiniz gibi ABD Dışişleri Bakanı Pompeo, SDG’ye sağlanan “muazzam kaynak” ile IŞİD’i yenmeyi başardıklarını, bu desteğin süreceğini açıklamıştı. Enerji Bakanı Rick Perry de, ABD’nin hedefini şu cümleyle özetlemişti: “Petrol, Kürtler kırmızı çizgimizdir.” Beyaz Saray’da Başkan Trump’la gerçekleşen son buluşmada bu görüşün değişmediğini gördük. Ayrıca acı bir gerçek ortaya çıktı. Diplomaside kullanılan “yumuşak gücün” sözgelimi lobi etkinliklerinin, siyasal bilgi alışverişlerinin yeterince kurulamadığı da ortaya çıktı. ABD siyasetini yönlendiren üçlü sacayağından tek birinin yeterli olduğu kanısı vardı ama yetmediği anlaşıldı. Beyaz Saray yanında, Kongre ve Pentagon’la yeterince diyalog ortamı kurulmadıkça sorunların çözülmeyeceği görüldü. Özellikle Kongrenin ne denli önemli olduğu, görüşmelerde Türk heyetine senatörlerle buluşma ortamı yaratılarak anlatıldı, hatta Trump kendi yanında olan senatörleri toplantıya çağırarak yetkilerinin ne denli sınırlı olduğunu göstermeye çalıştı. Bundan sonraki aşamada Türk Dışişlerine büyük görev düşüyor. Diyalog ortamlarının yerinde ve doğru kullanılması gerekiyor.

Sayın Çakmak, bu hafta sizinle dış ilişkilerimizdeve dünyada neler oluyor bir ufuk turu yapacağız, Biraz önce dile getirdiğimiz güncel konumuzla sohbete başlayalım.

Size göre, Trump’la görüşmelerde ortaya ne çıktı ne gibi kararlar aldılar, görüşme sizce başarılı mıdır, Kongre dahil çeşitli kuruluşlarla sistemli bir diyalog ihtiyacı için nasıl bir politika uygulanmalıdır?

Haydar Çakmak – Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 13 Kasım ABD ziyaretinde ve görüşmelerinde hiçbir sorunun şimdilik çözülemediği duyurulmuştur. Ancak başta S-400 olmak üzere iki ülke arasında ki sorunların çözümü için bir komisyon kurma konusunda anlaşmışlardır. Türkiye tarafında Cumhurbaşkanı sözcüsü İbrahim Kalın ve heyeti, ABD tarafında ise Ulusal Güvenlik danışmanı O’Brien ve heyeti arasında müzakere edilip bir çözüm bulunacaktır. ABD’nin yönetim şekli, başkanın yetkileri, karar alma yöntemi ve farklı ülkelerle ilişkilerin tanzimi konularının nasıl olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla, bir sürpriz var gibi davranmak veya başarısızlığı Trump’ın kişiliği üzerinden izah etmek doğru değildir. İki ülke arasında, ortaya yeni çıkan veya var olan sorunların kaynağına inmek gerekir. AKP yönetiminin şuanda çözmeye çalıştığı sorunların tamamı kendi yönetimi döneminde ortaya çıkmıştır. Bir başka ifadeyle, bu sorunlar kendi uyguladığı dış politika sonucunda gelişen olumsuz olaylardan kaynaklanmıştır. Amerikan yönetim sisteminde her kurum kendi işlevini yasalar ve anayasa çerçevesin de icra eder ve başka bir merciin müdahalesini kabul etmez. Senato, Temsilciler Meclisi ve Kongre’nin görevleri ve yetkileri bellidir ve başkanın müdahalesine izin vermez. Ancak yasalar çerçevesinde işbirliği yapabilir. Türkiye şimdiye kadar kendisine karşı olan Rum ve Ermeni lobilerini, İsrail lobisi ile dengelemekteydi. 2002’den bu tarafa, yani AKP iktidarıyla Yahudi lobisi Türkiye’yi desteklemekten vazgeçmiştir. Çünkü AKP iktidarı HAMAS’a destek vermeye başladı. Hamas aşırılığı nedeniyle Arap ülkeleri tarafından dahi desteklenmemektedir. Türkiye, Amerika’da çeşitli lobi şirketlerine önemli ödemeler yapmaktadır ama lobiler ve baskı grupları siz haksızken sizi haklı hale getirmez. Sadece sizin hak ve hukukunuzu korur ve size bir haksızlık yapılmasını önler. Türkiye, maalesef kendi hakkını ve çıkarını koruyamaz hale gelmiştir. Uluslararası ilişkiler de bir adım atmadan önce o adımın zemini önceden hazırlanır. Türkiye artık bunu yapamıyor.

Amuran – İmza koyduğumuz uluslararası anlaşmalara dayanarak gerçekleştirdiğimiz Barış Pınarı Harekatı AB ve pek çok ülkede büyük tepkilere yol açtı, bunun perde arkasında şu soru akla geldi: Türkiye batıdan kopuyor mu, siz nasıl görüyorsunuz?

Çakmak – Haklısınız, son birkaç yıldan bu tarafa AKP iktidarının uyguladığı iç ve dış politika, yurt içi ve dışında, Türkiye’nin batıdan kopuyor yorumuna ve inancına neden olmaktadır. İçte, Türkiye’yi batılı yapan değerlere (Hukukun üstünlüğü, insan hakları, Laiklik, Demokrasi, Batılı Kurum üyelikleri, Atatürk’ün ilkeleri vb) saygısızlık ve özensizlik, dışta batılı ülkelerle didişme ve Rusya ile yakın ilişkiler bu düşünceyi desteklemektedir. Türkiye, tarihinde olmadığı kadar Ortadoğu’nun içine girmiştir. Hiç gereği yokken Suriye, Mısır ve Libya gibi ülkelerin iç işlerinin bir parçası olmuştur. Suriye de öyle bir politika uygulandı ki, hiçbir taraf ülkeyle, tam anlamıyla ittifak halinde değiliz. En büyük düşman olarak tarif ettiğimiz YPG ile Esad hükümeti, İran, Rusya ve ABD görüşüyor veya işbirliği halindedir. Mısır da ki iktidar değişikliğini kabul etmemek Türk halkının ve devletinin çıkarına değildir. Mısır’ın mevcut iktidarıyla kavga yapmak tamamen ideolojik bir davranıştır. Libya da savaşan taraflardan birine açık destek vermek ve diğerini de düşman olarak nitelendirmek Türk devletinin ve halkının çıkarına değildir. Bu örnekler, Türkiye’nin Osmanlı topraklarına geri döndüğü yolunda analizlere neden olmaktadır. Bu politikalar, Osmanlı İmparatorluğunu yeniden kuramaz ancak Türkiye Cumhuriyetini, Osmanlı Cumhuriyetine dönüştürebilir ki bu da Türk milleti için son derece tehlikeli ve kabul edilemez bir durumdur. Siyasi İslamcılar batıdan kopamazlar, zira varlıklarını batıya borçlular. Sahipleri ne derse onu yaparlar. Geçmişte ve günümüzde hep bunu gördük. Ancak sorun siyasi ve ekonomik olarak batıdan kopmaktan ziyade batılı değerlerden kopan ve tipik Ortadoğulu bir Türkiye ortaya çıkabilir.

“S-400 OLAYI ABD’NİN ULUSAL ÇIKARIYLA İLGİLİDİR NATO İŞİN BAHANESİDİR”

Amuran–Yeniden ABD ilişkilerine dönelim: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD ziyaretinin sonuçları son iki haftanın en önemli gündem maddesi oldu. Sonuçta ABD ile yaşanan sorunların çözümünde ABD ön koşul olarak S-400’lerin aktivite edilmemesini istiyor. NATO çerçevesinde bir güvenlik riski doğuracağını, aksi taktirde uygulanacak yaptırımlar dışında Türkiye’nin F-35 savaş uçakları programından çıkarılacağını söylüyor. F-35’ler bu kadar önemliyse F-35’leri tercih etmeyen batılı ülkeler de var. Türkiye için F-35’ler yaşamsal mıdır, başka alternatifleri yok mudur?

Çakmak: Türkiye egemen bir ülkedir ve savunması için istediği silahları alır veya imal edebilir. Nitekim, bir çok batılı ülke, Rus veya başka ülkelerin imal ettiği silahları almaktadır. Örneğin doğu blokunun eski üyeleri, Polonya, Macaristan, Bulgaristan ve Romanya gibi ülkeler hem NATO üyesi hem de eski Sovyet silahlarına sahip ülkelerdir. Bunlarla ilgili bir sorun çıkmamaktadır. S-400 olayı, ABD’nin ulusal çıkarıyla ilgilidir. NATO işin bahanesidir. Türkiye, S-400 radar sistemini alırsa diğer birçok ülke için kötü örnek olur korkusunu taşımaktadır. Örneğin, Hindistan, Suudi Arabistan ve Mısır gibi ülkelerde Rus silahları ve S-400 ile ilgilenmektedir. Bu ilgi Latin Amerika ülkelerine hatta Avrupalı ülkelere sirayet edebilir endişesini taşımaktadır. Bu durum Rusya’yı daha zengin, daha etkili ve daha güçlü hale getirecektir. ABD ise hem müşteri hem de itibar ve etki kaybına uğrayacaktır. F-35 olayı ise daha farklı bir sorundur. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da altını çizdiği gibi Türkiye, F-35’in müşterisi değil ortağıdır. Dolaysıyla ABD ile aynı hak ve hukuka sahiptir. F-35 uçaklarını yapan Lockheed Martin şirketi yöneticileri daha gelişmiş F-40 uçak modeli için imalat çalışmalarına başladıklarını açıklamıştır. ABD, bu savaş uçaklarını vermezse, Türkiye’nin, ihtiyacı olan uçakları başka ülkelerden tedarik etme imkanı ve hakkı vardır. Ayrıca milli savaş uçakları yapma düşüncesi Atatürk’ten bu tarafa gündemde ve son birkaç yıldır ciddi çalışmalar yapılmaktadır. Basında okuduğumuza göre 2023 yılında milli savaş uçağı hazır hale gelecektir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyaret dönüşü yaptığı açıklamadan şunu anlıyoruz ki, Türkiye-ABD arasında bir uzlaşıya varılacaktır. Zira Erdoğan yaptığı açıklamada Türkiye ve ABD arasında sorunların (S-400) çözümü için biraz önce belirttiğimiz gibi, kurulan  komisyon aracılığıyla bir anlaşma yolu bulacaktır. Bu anlaşma da muhtemelen S-400 savunma sisteminin ABD’nin istekleri doğrultusunda ve Türk kamuoyunu çok rahatsız etmeyecek şekilde kullanım modeli üzerinde olacaktır.

“ORTAK ENDİŞELERİ: TÜRKİYE SURİYE’YE GİRER VE BİR DAHA ÇIKMAZ”

Amuran –  Suriye’deki çatışmalarda bizim de yıllardır dile getirdiğimiz önemli bir gerçek, artık su yüzüne çıktı. PKK/YPG’ye bakışta AB dışında Rusya ve ABD ortak. Her iki ülkede artık açıkça siyaseten YPG’yi terör örgütü kabul etmiyor. Ortadoğu’da Kürtlerin yasal silahlı gücü olarak görüyor. Türkiye’ye bakışlarında başka ortak oldukları konular neler sizce?

Çakmak – Evet haklısınız, ABD, AB ve Rusya YPG’yi terör örgütü olarak görmüyor ve onunla işbirliği yapıyor. Emperyalist ülkeler, Ortadoğu da Kürtleri bağımsızlık hevesiyle yaşadıkları ülkelere karşı bir baskı, maşa ve dış politika enstrümanı olarak kullanmaktadır. AKP yönetiminin maalesef yanlış bir stratejisi var burada, zira YPG konusunu sadece YPG yanlıları ile görüşüyor veya işbirliği yapmaya çalışıyor. Oysaki YPG terör örgütünü terör örgütü olarak gören veya görmeye hazır ülkelerle işbirliği yapması gerekir. Örneğin Suriye yönetimi, Irak ve İran gibi ülkelerle işbirliği yapabilir. Sorununuzun ikinci kısmına gelince, ABD, Rusya ve AB’de ortak endişe var, bunları şu şekilde sıralayabiliriz: Türkiye Suriye’ye girer ve bir daha çıkmaz. İkinci endişe, Türkiye, Orta- doğu bölgesinde diğer sorunlarda da taraf olur ve onların hareket sahasını daraltır. Üçüncü olarak ta Türkiye Suriye de başarılı olursa bölge de kontrolü zorlaşır gibi ortak endişelere sahiptir.

Amuran – Tartışılan önemli konulardan biri de Suriyeli göçmenler sorunu. Bu arada sizin de duyduğunuz bir söylenti bir dedikodu var… Lazkiye göçmenleriyle ilgili. Doğru mudur sizce?

Çakmak – Göçmenler sorunu, Türkiye’nin kuruluşundan bu tarafa yaşadığı en ciddi tehlikelerden birisidir. 2011 yılından bu tarafa Türkiye de 5.3 milyon Suriyeli ile birlikte yaklaşık 7 milyon yabancı yaşamaktadır. Yirmi yıl sonra 2040 yılında bu rakam 10.470 milyon olacaktır. Nüfusun yaklaşık %13’ü Arap kökenli olacaktır. Bu rakama mevcut yaşayan Arap kökenli yurttaşları da ilave ederseniz Arap nüfusunun genel nüfus içinde ki payı Türklerin aleyhine olumsuz ciddi bir durum yaratacaktır. Ayrıca, çok ciddi ekonomik ve sosyolojik sorunlara neden olma potansiyeli vardır. Bugün itibarıyla devletin 40 milyar dolar harcadığını Cumhurbaşkanı Erdoğan açıklamıştır. Yoksulluktan intihar eden kendi yurttaşın yerine yabancı ülke yurttaşlarını beslemek ne kadar akılcı ve insancıl bilemiyoruz. Suriyeli göçmenler, başka az bilinen veya bilinmeyen bir yığın olumsuzluklar yaratmaktadır. Örneğin, sizin de sorunuz da belirttiğiniz gibi, umarız bir dedikodudur, Esad rejiminin görevlileriLazkiye de yaşayan işsiz ve sorunlu yaklaşık 250.000 çingeneyi, “Türkiye’de herkese ev ve maaş veriyorlar” diyerek ülkemize yolladıkları dedikodusu yapılmaktadır. Umarız doğru değildir. Başta Suriyeliler olmak üzere bu kadar yabancının ülkemizde yaşaması çok ciddi sorunlara neden olacağı muhakkaktır. Kanımızca asıl beka sorunu burada ortaya çıkacaktır. Türkiye’nin içiyle oynamak isteyenlere ileri de zemin hazırlayacak bir nüfus, sorundur. Dolayısıyla, Türkiye, Suriyelileri acilen kendi ülkelerine göndermelidir.

“ULUSLARARASI İLİŞKİLERDE DEĞİŞMEYEN BİR KURAL VARDIR: DOSTLUKLAR VE DÜŞMANLIKLAR DAİMİ DEĞİLDİR”

Amuran – S-400’ün gölgesinde Suriye ekseninde Türkiye, Rusya ile ilişkilerini nasıl yürütmeli, denge politikasını nasıl oluşturmalı sizce, Putin’in ziyareti öncesi hangi sorunlar üzerine hazırlık yapılmalı?

Çakmak – AKP yönetimi, Suriye konusunda, başından beri yanlış politikalar uyguladı. Bu yanlış politikalar yüzünden Türkiye iki önemli güç olan ABD ve Rusya arasında sıkışıp kaldı. Kendisini bu iki ülkeye bağımlı ve mecbur hale getirdi. Öyle ki, Suriye de, ABD ve Rusya ile konuşmadan tek adım dahi atamamaktadır. Bu kötü pozisyonu her iki ülke de bildiği için çıkarına uygun şekilde kullanmaktadır. Bu nedenle de ABD ve Rusya’ya karşı, Türkiye’nin etkinliği ve hareket sahası daralmaktadır. Türkiye’nin bu kıskaçtan çıkması için dost ve müttefik sayısını artırması, daha bağımsız ve farklı politikalar uygulama seçeneği elde etmesi gerekir. Bu değişiklikte Türkiye’nin iki güçlü müttefikine karşı daha bağımsız ve güçlü pozisyon almasını sağlayacaktır. Uluslararası ilişkiler de değişmeyen bir kural vardır, dostluklar ve düşmanlıklar daimi değildir. Bunu hep akılda tutmak gerekir. Şüphesiz Rusya büyük bir ülkedir. Ancak batının alternatifi gibi davranmak Türkiye’nin hareket alanını daraltır ve çıkarlarına uygun değildir. Büyük ülkelerle ilişkilerin dozu iyi ayarlanmalıdır. Ayrıca batılı olmayan veya batı blokundan ayrılan bir Türkiye Rusya nezdinde önemini büyük ölçüde kaybeder.

Amuran – Barış Pınarı harekatı sürecinde İran diğer ülkeler kadar dikkat çeken çıkışlar yapmadı. Sizce bu son süreçte Suriye konusunda İran nasıl bir politika yürütmek amacında?

Çakmak – İran, bölgede sürekli gücünün üzerinde bir etkiye sahip olmuştur. Bunun nedeni de diplomasiyi, silahlı gücünü ve rejiminin yarattığı caydırıcılık karakterini iyi kullanmasıdır. Ancak bunun da bir sınırı vardı ve sanırım o sınıra dayandı. İran, bölgede ki bütün olaylarda yer aldı, Suriye, Filistin ve Yemen olaylarında taraf oldu ve gücünü dağıttı. Zaten bozuk olan ekonomisi de bu kadar harcamaya yetmedi. Dolayısıyla kendinden kaynaklanan sorunun yanında, Türkiye’yi karşısına almak istemedi. Türkiye bölgede işbirliği yaptığı tek ülke konumuna geldi. Bu nedenlerle Türkiye ile bozuşmak istemedi. Bir diğer önemli neden de, Rusya ve ABD’nin Türkiye’yi engelleyeceğini bildiği için müdahil olmak istemedi. Son olarak şunu da ilave etmek gerekir ki, İran zaten Türkiye karşıtlığını Suriye rejimi vasıtasıyla yapmaktadır. Bunu doğrudan yaparak Türkiye ile kötü olmak İran için akıllıca bir tutum olmaz. Ayrıca ABD başta olmak üzere, İsrail ve İngiltere ile başı zaten belada buna Türkiye’yi de ilave etmek akıllıca bir davranış olmayacaktır.

“YUNANİSTAN NE KADAR TÜRKİYE KARŞITI ÜLKE VARSA BİR ARAYA GETİRMİŞ VE HEPSİYLE İŞBİRLİĞİ VE ORTAKLIK KURMUŞTUR”

Amuran – Biraz da AB’ye ve bizimle olan ilişkilerine bakalım: AB Dış İlişkiler Konseyi Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetlerini yasadışı kabul ederek Türkiye’ye yaptırım öngören kararlar almıştı. AB bu sondaj faaliyetlerimizi neden yasadışı kabul ediyor ve uluslararası anlaşmalardan doğan haklarımızı neden görmezden geliyor?

Çakmak: Bilindiği gibi, batılı ülkeler çıkarları söz konusu olduğunda hukuk, hak, adalet ve müttefik gibi kavramlara kendi çıkarlarına uygun farklı anlamlar vermekte mahirdir. Doğu Akdeniz olayında da tam olarak da bu yaşanmaktadır. Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan, Doğu Akdeniz de petrol ve gaz çıkartmak için bir veya iki ülkeyle çalışabilecekken, ne kadar Türkiye karşıtı ülke varsa bir araya getirmiş ve hepsiyle işbirliği ve ortaklık kurmuştur. ABD, Fransa, İtalya, İsrail, Mısır ve Lübnan şirketleriyle enerji arama anlaşması yapmıştır. Bunun anlamı Türkiye karşıtı bir koalisyon oluşturmaktır. Burada ki hukuki sorun, “Kıta Sahanlığı” ve buna dayalı olarak ta, “Münhasır Ekonomik Bölge” sınırlarının çizilmesidir. Zira kıta sahanlığı nerede bitiyor, neresi uluslararası su ve neresi münhasır ekonomik bölge tartışması nedeniyle Türkiye’yi suçlamaktadırlar. Ancak bu konuda Türkiye tamamen haklıdır. Zaten Türk arama ve sondaj gemileri Yavuz ve Fatih bölgede çalışmalarını sürdürmektedir. Avrupa’nın yaptırım kararları Türkiye’yi taviz vererek bir anlaşmaya zorlamaktır. Ancak bu yaptırımlara tam olarak uyacak ülke olacağını sanmıyorum. Zaten kendi aralarında çok ciddi sorunlar yaşıyorlar ve Türkiye’yi karşılarına alarak sorunu daha karmaşık hale getirmek istemeyeceklerdir. 3-4 Aralıkta Londra da, Türkiye, İngiltere, Almanya ve Fransa liderleri zirvesi yapılacak ve sanırım Suriye ve Doğu Akdeniz sorunu da gündeme gelecektir.

Amuran – AB ülkelerinde NATO ve ABD ilişkileri konusunda farklı sesler duyulmaya başlandı. Fransa Cumhurbaşkanı Macron, bir söyleşide “Avrupa’nın daha fazla sırtını ABD’ye yaslayamayacağını” vurgulamış, bu nedenle de NATO’ya mesafeli yaklaştığını açıklamıştı. Daha doğrusu ilginç bir benzetmeyle, ”NATO’nun beyin ölümüne tanıklık ediyoruz” demişti. Bu açıklamanın temelinde ekonomik sebepler mi yoksa ABD kaynaklı bir güvensizlik mi yatıyor? Uzun yıllar Fransa’da yaşadığınız için soruyorum: Fransa için asıl sorun nedir?

Çakmak – Bilindiği gibi, soğuk savaş sonrası kurulması çok tartışılan “Yeni Dünya Düzeni” kurulamadı. Yeni bir dünya düzeninin kurulması için büyük ve etkileyici olayların olması gerekir. Demek ki doğu blokunun yıkılması yeteri kadar büyük değildi ki yeni bir düzenin kurulmasını sağlayamadı. Fransa soğuk savaş döneminde etkili bir ülkeydi. Ancak 1990 sonrası uluslararası etkisini koruyamadı. Uluslararası konjonktürün bir etkisi olmakla birlikte ülke yönetimine gelen politikacıların da kifayetsizliğinin önemli bir payının olduğunu düşünüyorum. İkinci dünya savaşı sonrası Fransa’yı yöneten De Gaulle, Pompidou, Miterrand ve bu neslin son halkası olan Chiraque’tan sonra, Fransa’yı yeteneksiz başkanlar yönetmiştir. Sarkosy, Holland ve Macron, bu isimlerle Fransa düşen uçak gibi yere çakılmıştır. Medya ve çıkar gruplarının halkı yanlış yönlendirerek bu isimleri başkan seçtirmiş ama diğerleri gibi iki dönem başkanlık değil bir dönem yapmak zorunda kalmıştır, zira halk bu üç başkanın yönetimini görerek bir daha seçmemiştir. Muhtemelen de Macron ikinci kez seçilemeyecektir. Muhalefet ve halkın önemli bir kısmı Macron’u anarken “Fransız Cumhurbaşkanı” tabirini değil “Uluslararası Sermayenin Cumhurbaşkanı” olarak adlandırmaktadır. Halk ekonomik, adil paylaşım, sosyal haklar gibi farklı nedenlerle sürekli sokaklarda yönetimi protesto etmektedir. Fransa Avrupa’da İtalya’dan sonra en borçlu ülke konumundadır. İtalya Milli Hasılasının %134’ü, Fransa %98’i, İspanya %97’i kadar borçludur. Sarı Yelekliler hareketi Fransız halkının hoşnutsuzluğunun tipik ve güncel örneğidir. Macron yönetimi sürekli taviz vermekte ancak Fransız halkına yeterli ve samimi gelmemektedir. Hatta daha da ileri giderek güvensizliklerini belirtmektedir. Geçen hafta yapılan büyük gösteri de halk itirazını ve memnuniyetsizliğini çok etkili ve ilginç slogan ve afişler ile (Sorun vergiler değil Macron’dur, Sömürülen Halk Ayağa Kalk, Biz eğer hükümet tarafından öpülmek isteseydik Brad Pitt’i seçerdik) dile getirmiştir. Macron son dönemlerde yaptığı konuşmalarda, Avrupalıların kendi kaderini kendinin tayin etmesi gerektiğini sıkça dile getirmektedir. Bizce bunun üç temel nedeni vardır. Birincisi, eski gücünü kaybeden Fransa’nın yeni girişimlerle yeni bir yol bulmaya çalışması. İkinci nedeni ABD başkanı Trump’ın milliyetçi tavrı ve Avrupa ya artık kendi güvenliğinizi kendiniz sağlayın biz para harcamaktan yorulduk gibi tavır alması. Üçüncü nedeni de İngiltere’nin AB’den çıkacak olması, başta Almanya olmak üzere AB üyesi ülkelerin değişecek tavırları ve AB de meydana gelecek siyasi ve kurumsal değişikliklerin Fransa’yı yeni politikalara itmesidir.

“AVRUPA BİRLİĞİ ADETA ALMANYA’NIN SÖMÜRGESİ GİBİ OLDU”

Amuran – Macron’un ABD ve NATO konusundaki yorumuna itiraz edenler arasında Almanya var. Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, “NATO’yu baltalamak hata olur, daha uzun yıllar NATO’ya ihtiyacımız var,” diyor. Son dönemlerde, Almanya’nın AB’nin geleceği açısından üstlendiği rol daha mı belirleyici, siz nasıl görüyorsunuz?

Çakmak – AB üyesi ülkelerin önemli bir kısmı, AB’nin Almanya’nın zenginleşmesi ve güçlenmesini sağlamakta ve en büyük kazancı Almanya elde etmektedir diye düşünmektedir. Fransa da bu kanaattedir. Gerçekten de Almanya, AB sayesinde ekonomik olarak çok güçlendi, AB adeta Almanya’nın sömürgesi gibi oldu. Fransa ve Almanya tarihten gelen sınır sorunları da dahil olmak üzere çok sayı da tarihi, maddi ve psikolojik sorunlara sahiptir. Fransa, Almanya’ya karşı sürekli İngiltere’nin desteğine ihtiyaç duymuş ve de bu desteği almıştır. Fransa’nın korkusu İngiltere destek vermekten vazgeçerse bunun yerini kiminle dolduracağı endişesidir. Almanya’nın Rusya ile ittifak kurması Fransa’nın tarihi derin bir korkusudur. Fransa, NATO yerine kendisinin daha çok belirleyici olacağı “Avrupa Ordusu” kurma peşindedir. NATO yıkılırsa Almanya daha bağımsız kalır korkusuyla Almanya’yı zapturapt altına alacak yeni bir mekanizmanın kurulmasını istemektedir. Almanya ise kendisine daha az zarar veren NATO’yu tercih etmektedir. Bugün itibariyle, Avrupa da dengeler henüz yerinde, ancak ufak bir olay hassaslaşan mevcut dengeleri kolaylıkla bozabilir. Bu muhtemel değişikliklere hazırlıklı olmak gerekir.  

Amuran -Son 4 yılda dördüncü kez seçime giden İspanya’da PSOE (Sosyalist İşçi Partisi) en fazla oyu alan parti oldu ama ilginç bir gelişme de yaşandı. Faşist diktatör Francisco Franco’nun mirasçısı kabul edilen aşırı sağcı Vox Partisi’nin oylarında büyük bir artış var. Bu kez VOX sandalye sayısını neredeyse 3 katına çıkararak 53 vekillik kazandı. İspanya örneğinden yola çıkarsak Avrupa Birliğinde aşırı sağ partilerin belirgin sayıda oy oranlarında yükselme görüyoruz. Bu tercihlerin temelinde liberal ekonominin dışında bir arayış mı var yoksa islamofobinin ve göçlerin etkisi mi var, siz nasıl yorumluyorsunuz?

Çakmak – Sorunuz da örnek verdiğiniz İspanya’dan başlayacak olursak, İspanya Avrupa’nın ilk sömürgeye sahip ülkesidir. Geçmişte önemli başarılar elde etmiş deniz aşırı sömürgelere sahip olmuş güçlü ve itibarlı bir ülkedir. Bugün itibariyle 21 ülkenin resmi dili İspanyolcadır. Latin Amerika’nın Meksika, Arjantin, Venezüella ve Küba gibi daha birçok önemli ülkeleri İspanya’nın eski sömürgeleridir. Dikkat edilirse eğer görülür ki bu ülkeler de ve İspanya da ciddi ekonomik, sosyal ve politik sorunlar yaşanmaktadır. ABD ve İngiltere başta olmak üzere Anglo-Sakson ülkeleri, İspanya’dan ve İspanyolca konuşan ülkelerden pek hazzetmezler. Amerika da halkın yüzde onunun anadili İspanyolcadır. Amerika yönetiminde ve ekonomisinde İspaniklerin önemli bir yeri vardır ve Amerikalılar bundan çok rahatsızlık duymaktadır. İspanya-İngiltere arasında geçmişte birçok savaşa neden olan ve bugün de hala çok ciddi sorun ve gerginlikler yaşamalarına neden olan Cebelitarık sorunu vardır. 300 yıldır süren bu sorun bir türlü çözülememektedir. Zira İspanya’nın komşusu, 30 bin kişinin yaşadığı, 6.7 Km2 olan bu küçük ülke İngiltere’ ye bağlıdır. Cebelitarık İspanya milliyetçilerinin göz bebeği ve yeminli sorunudur. İspanya da ki ayrılıkçı hareketler İngiltere başta olmak üzere birçok Avrupalı ülke tarafından desteklenmektedir. Onlar için küçülmüş bir İspanya daha iyidir. Katalan ayrılıkçı politikacılar halkların özgürlükleri prensibine dayanarak AB tarafından desteklenmektedir. Katalan eski başbakan ve bakanlarının çoğu Belçika’ya iltica etmiş Brüksel de yaşamaktadır. İspanya AB üyesi olmasına rağmen iade edilmelerini istemiş ancak kabul edilmemiştir. Bu sorunlardan dolayı İspanya halkı aşırı milliyetçileri seçme eğilimine girmiştir.

Batılı ülkeler, 30 yıl (1914-1918 ve 1939-1945) içerisinde iki büyük savaş yaparak ülkelerinde büyük tahribatlar yapmışlar ve peşinden de bir barış yaparak kalkınmalarını sağlamışlardır. 1945-1990 arası Soğuk savaş döneminin iki kutuplu dünyasın- da ülkelerin rolleri belirli bir şekil de kurulu bir düzen içerisin- de çalışıp zenginleşmişler ve güçlenmişlerdir. Bunun başlıca nedeni yeni bir savaş yapacak takatlarının kalmaması ve ortak belirli ve güçlü düşmanların olmasından dolayı zamanlarını ve enerjilerini kalkınmaya vermeleridir. Ancak 1990 Soğuk Savaş sonrası Avrupası yeni bir denge ve düzen kuramadı. İki kutuplu dünyanın Avrupa da dondurduğu sorunların çözülmesiyle yeni gerginlikler ve kutuplaşmalar olmuştur. En tehlikelisi de etnik ve sınır sorunlarıdır. Buna ilave olarak bozulan ekonomik düzen, kalkınmış refah ülkelerinin çoğunun ekonomisini olumsuz etkilemiş ve ciddi ekonomik sorunlar yaşamalarına neden olmuştur. Halk daha fazla refah dağıtma sözü veren sağcı veya solcu sorumsuz ve kalitesiz popülist politikacılara oy vermiş ama hepsi de istisnasız başarısız olmuştur. Avrupalı halklar bu kez de daha farklı olan milliyetçi politikacılara yönelmiştir. Bu tarife en iyi uyan batılı başkan, milliyetçi ve popülist Trump’tır. Bugün Avrupa’nın birçok ülkesinde milliyetçi ve aşırı milliyetçi iktidarlar mevcuttur. İtalya, Avusturya ve Hollanda buna en iyi örnektir. Avrupa’da önemli bir nüfusa sahip Müslümanların yaşam tarzı ve bazılarının tutumu az da olsa Avrupalı seçmeni milliyetçi politikacılara yönlendirmede bir rolü olmuştur.

Amuran- Kuzey Makedonya ve Arnavutluk için Avrupa Birliği’ne (AB) katılım müzakerelerine verilen ret kararının ardından, geçtiğimiz hafta Batı Balkan ülkelerinin liderleri Kuzey Makedonya da Ohri’de bir araya geldi. “Küçük Schengen” olarak nitelendirdikleri sistemin kurulması amaçlanıyor. “İnsan, mal, hizmet ve sermayenin” serbest dolaşımını oluşturmak amacıyla başlatılan çalışmaların devam edeceği söyleniyor. Bu gelişmeler ışığında hemen şu soruyu sormak gerekiyor. Doğu Avrupa ülkeleri AB’den memnun değiller mi?

Çakmak –  Fransa’nın, iki Balkan ülkesi Kuzey Makedonya ve Arnavutluk’un AB üyelik müzakerelerine başlama isteğini veto etmesi hem AB içinde hem de diğer Avrupalı üye olmak isteyen ülkeler de hayret ve endişeyle karşılanmıştır. Macron yönetimi ciddi bir gerekçe sunmadan veto hakkını kullanmıştır. Gerekçe olarak da AB’nin yeni bir genişlemeye hazır olmadığını ve her iki taraf içinde kısa bir hazırlık süresi istemiştir. Bunun üzerine, Arnavutluk, Kuzey Makedonya, Sırbistan, Bosna-Hersek ve Karadağ 13 Kasım da Makedonya’nın Ohri kentinde toplanarak “Küçük Shengen” olarak adlandırdıkları, mal, hizmetler, sermaye ve insanların kısıtlamadan bu ülkeler arasında serbest geçişlerini sağlayacak işbirliği anlaşmasını imzalamışlardır. Bu ülkeler zaten eski Yugoslavya’nın birer parçasıydılar. Dolaysıyla birbirlerini çok iyi tanıyan halkların eskiye dönüşü olarak niteleyebiliriz. Ama bunların arkasında, Rusya veya Almanya gibi ülkeler varsa veya olursa, bu oluşumdan AB ve Fransa’nın ciddi bir sorunun tetikleyicisi konumuna ve tarihi hatasına düştüğüne şahit oluruz. Buna ilave olarak henüz AB üyesi olmayan ülkeleri de farklı oluşumlara veya ittifaklara yönlendirme tehlikesi yaratacaktır. Rusya’nın da beklediği tam da budur.  

“BU DURUM AVRUPA KITASINDA CİDDİ SONUÇLAR DOĞURACAKTIR”

Amuran- İngiltere’deki 12 Aralıkta yapılacak seçimler öncesi İşçi Partisi dikkat çekici vaatlerle seçmen karşısına çıktı. Jeremy Corbyn, seçim vaatlerinde, enerji, su, posta, demiryolu şirketlerinin kamulaştırılmasını öngören “kamu hizmetlerinin dönüştürülmesi” planını açıklamıştı. Brexit kararı sonrası İngiltere için kamulaştırma kararı ekonomik açıdan ihtiyaç duyulan bir önlem mi? Seçim sonuçları ne olur?

Çakmak – Yapılan son seçim anketlerine göre milliyetçi muhafazakarlar yani Boris Johnson seçimi büyük farkla önde götürüyor. Son dakika da önemli bir olay olmazsa seçimin galibi olacaktır. Sosyalist Corbyn ne kadar iyi ve hoşa giden vaatte bulunursa bulunsun, kişilik olarak aşırı bir solcu olarak bilinmektedir. İngiliz halkı aşırıları sevmiyor. Dolaysıyla iktidar şansı zayıftır. Johnson’un seçilmesi durumunda İngiltere’nin AB’den çıkması garantidir. Bu durum, Avrupa kıtasında ciddi sonuçlar doğuracaktır. Bu sonuçlar ne olabilir tahminin de bulunursak eğer, ilk akla gelen, İngiltere 1960 da AB’ne alternatif ve rakip olarak EFTA’yı kurmuş ama AB karşısında gelişememiştir. Bu kez geçmişten ders çıkararak, ekonomik, politik ve kültürel ağırlıklı başarılı olacak yeni bir örgüt kurabilir. NATO’nun güvenlik rolünün devamını ve ABD’nin eski pozisyonunu korumasını önceleyecektir. Bu durum AB’ni parçalayarak küçültebilir ve AB’nin içine almadığı Türkiye, Arnavutluk Kuzey Makedonya ve AB üyesi olmayan diğer Avrupalı ülkeler yeni örgütün içinde yer alabilir. Bu gelişme de, Avrupa da ve hatta dünya da birçok dengeyi değiştirecek veya etkileyecektir. Tabii ki bunlar bir tahmin ama olasılığı yüksek bir tahmindir.

Amuran – İngiltere’nin ayrılma kararını bugün AB nasıl değerlendiriyor?

Çakmak – İngiliz halkının Haziran 2016 da halk oylamasıyla AB’den çıkma kararı vermesi üzerine AB üyesi birçok ülke İngiltere’den kurtulma sevinci yaşadı. Zira Avrupa Cumhuriyeti veya Avrupa Birleşik Devletleri kurma hayali olan insanlar ve ülkeler İngiltere engelinden kurtulmanın sevincini yaşamıştır. Ancak bu sevinç yerini buruk bir acıya bırakmıştır. Zira bugün insanlar, İngiltere niçin AB’den ayrılıyor sorusunun cevabını bulmaya çalışıyor. Sorguladıkça bu kararın durup dururken alınmadığını, tarihi tecrübelere dayanarak İngilizlerin maceracı olmadığını ve isabetsiz kararlar vermediğini düşünerek bu ayrılığın kendi lehlerine olmayabileceğini sorgulamaya başlamışlar ve neticeyi büyük bir merakla beklemektedirler. İngiltere herhangi bir ülke değildir. Avrupa da tarihi bir misyonu ve önemli bir gücü vardır. AB’den çıkışının bir sonucu mutlaka olacaktır. AB’ni zayıflatacağı ve yeni gelişmelere neden olacağı muhakkaktır. Çok uzun olmayan bir sürede bunu göreceğiz sanırım.

Amuran – Ülkemizden başlayarak bir ufuk turu yapalım istedik. Çok teşekkürler.

Çakmak – Bana, düşüncelerimi açıklama fırsatı verdiğiniz için ben teşekkür ederim.

Nurzen Amuran

Odatv.com

Kaynak: OdaTV

Express Your Reaction
Like
Love
Haha
Wow
Sad
Angry
"Yeni dünya düzeni" kurulamadı
You have reacted on "“Yeni dünya düzeni” kurulamadı" A few seconds ago