Rahşan Ecevit siyasete nasıl damga vurdu

Rahşan Ecevit’i kaybedişimizin ardından kaleme aldığım yazıda bir ikincisinin de geleceğini belirtmiştim. Bu yazıda 1970’lerde Rahşan Ecevit’i tanımlamak için ortaya atılan “lidere yardımcı eş” kavramı üzerinde duracağım. Evet, Yankı’da da kıyaslandığı gibi o ne Mevhibe İnönü’ydü ne de Nazmiye Demirel. Türk siyasal yaşamında bambaşka bir profil çizdi.

İlk olarak Rahşan Ecevit’i daha iyi anlamak ve yerli yerine oturtmak için için iki kitaptan söz etmeden olmaz. İlki, kadın araştırmalarıyla tanınan arkadaşım Prof. Dr. Serpil Çakır’ın önerdiği “Türkiye’nin Modernleşmesinde Kadınlar”. Melis Pınar Yelsalı Parmaksız’ın kaleme aldığı ve sözlü tarih görüşmelerine dayalı eserde Rahşan Ecevit’le yapılan görüşme de yer alıyor. İkinci kitap ise Ecevit Ailesi ile çok yakın olan ve Bülent Ecevit’in anılarını da öldükten sonra kaleme alan gazeteci Mehmet Çetingüleç’in kitabı “Rahşan”.

Rahşan Ecevit’i konu alan iki kitap daha var bildiğim; “Rahşaniçe” (Fatih Dağıstanlı, İnkılap Yayınları, 2002) ve “Bülentimle Bir Ömür-Rahşan Ecevit Anlatıyor” (Kadir Çelik, Truva Yayınları).

Tabii Bülent Ecevit’in CHP’li ve DSP’li dönemini ele alan pek çok kitaplaşan çalışmada da dolayımlı olarak Rahşan Ecevit’in geçtiği paragraflar az değildir.

Bu arada siyasetin yanında resimle ilgili olduğu kadar yazıyla da ilgili olan Rahşan Ecevit’in tiyatroya da uyarlanan “Pülümür’de Aşk” romanının yanında DSP Yayınları’ndan çıkan “Siyasal Yaşamımızda DSP’nin Yeri”, “DSP’nin Doğuşu”, “Türkiye Adeta ABD’nin İşgali Altında” gibi yayınları da söz konusu. Bütün bunlar Rahşan Ecevit için 1977’de Mehmet Ali Kışlalı’nın Yankı’sının yaptığı “lidere yardımcı eş” tanımının karnını yarmaya yarayacak ipuçları ve yer yer ayrıntılar taşıyor.

Evet, 1970’lerin ünlü haftalık haber dergisi Yankı’nın kapağında “Köylü Derneği” fonunda Rahşan Ecevit portresi vardı ve başlık da “Lidere yardımcı Eş”ti. (10-16 Ocak 1977, Sayı: 304) Mehmet Ali Kışlalı’nın editoryal yazısı dışında “İç Olaylar” bandında en başta üç sayfada konu işlenmişti ki, üçüncü sayfa Rahşan Hanım’la mülakata ayrılmıştı. En arka sayfada ise “Yankı’nın İncelemesi” bandında bir sayfa da “Türk politikasında lider eşi” başlıklı imzasız yazıya yer verilmişti. Böylece, ilk kez bir önemli yayın organına kapak olan Rahşan Hanım esaslı bir şekilde mercek altına alınmış oluyordu.

Kışlalı’nın kapak konusunu sunuşu şöyle:

“CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit’in eşi Rahşan Ecevit Türk siyasi hayatında daha önce rastlanmadığı kadar eşinin yanında aktif bir rol oynamakta, daha Bülent Ecevit’in siyasi hayata atılmadığı günlerde bile eşine yardımcı olan bir “lider eşi”dir. Son yıllarda giderek artan bir ölçüde vaktinin çoğunu eşinin faaliyetlerinin desteklenmesine ayırmakta, sevmediğini ifade ettiği siyaset yanında ona yardımcı olmaya çalışmaktadır. Bu faaliyeti sırasında Rahşan Ecevit çeşitli tarizlere de muhatap olmakta, CHP içindeki tavrından dolayı belki de eşini eleştirmekten çekinenler kendisini eleştirmektedirler. Bülent Ecevit’i etkilediği iddiasına ise Rahşan Ecevit şöyle cevap vermektedir:

‘Eşim bir kere kararını verdi mi kimse artık onu caydıramaz. Aslında birbirimize fikir empoze etmeyiz. Tabii çoğu zaman birlikte olduğumuz için herşeyi serbestçe tartışırız. Bunun neticesi olarak da birbirimizi karşılıklı etkileriz. Ama bu onu kararlarında etkilerim anlamına gelmez.’”

XXX

Buradan sonra yukarıda sözünü ettiğim Yankı’daki Rahşan Ecevit kapak dosyasını orjinaline dokunmadan bazı kısaltmalarla ve aynı başlıklarla aktarıyorum. Böylece “Lidere yardımcı eş” kavramının Rahşan Ecevit somutunda anlaşılacağını düşünüyorum. Şunu da eklemeliyim; Rahşan Ecevit, Bülent Ecevit Vakfı’nı kurup yöneterek ve yayınladığı kitapları fuar fuar dolaşıp halka ulaştırmaya çalışarak son nefesine kadar “Lidere yardımcı eş” olmayı sürdürdü. 

İlk olarak dosyadaki “Her şeyde yardımcı bir eş” ve “Rahşan Ecevit’in çalışmaları” başlıkları altındaki bölüm…

“HERŞEYDE YARDIMCI BİR EŞ”

“ (…) Rahşan Hanım’ın babası, tutucu bir iktisatçı ve yazar olarak tanınan Namık Zeki Aral’dı. Yıllarca Hürriyet Partisi’nin organlığını yapan Yeni Gün gazetesinde makaleler yazmıştı. Genç kızlık adı ile Rahşan Aral, baba ocağında da siyasal yaşamla yakından ilgili bir ortamın içinde yetişmiş sayılabilirdi.

Ecevit’in Türk siyasal yaşamındaki önemi adım adım arttıkça Rahşan Ecevit de dikkatleri daha çok çekmeye başladı. Çünkü diğer siyaset adamlarının eşlerine benzemiyordu. Eşinin her anlamda tam bir yardımcısı gibi çalışmaktaydı. Ecevit Ulus gazetesinin bir yazarı iken, yazılarını verdiği ve Yankı’nın şimdi yazı işleri danışmanlığını yapan Nihat Subaşı’ya sık sık şöyle derdi: ‘Merak etmeyin, yazıyı Rahşan okudu.’

Gerçekten de Rahşan Hanım uzun süre eşinin özel sekreterliğini yapmıştı:

‘Eskiden sekreterliğini yapardım. Ama iş sonradan o kadar büyüdü ki, ben onun altından kalkamamaya başladım. Hem de kendimi parçaladığım halde. Sonra da kendi başıma öyle işler açtım ki, diğer işi bırakmak zorunda kaldım.’

Rahşan Hanım yıllarca eşiyle en zor koşulları paylaştı. (…) Isparta’da saldırıya uğradığında da, Gerede’de taşlar uçtuğunda ve silahlar atıldığında da, New York’ta bir Rum genci tabancasını kendisine yönelttiğinde de Bülent Ecevit’in yanında hep eşi vardı.

(…) Rahşan Hanım’ınki sadece bir moral destek değildi. Ecevit kürsüde konuşurken, o Doğu’nun en geri yörelerinde bile halkın arasına karışıyor, köylülerle dertleşiyor, kadınlarla konuşuyordu. 1973 seçimlerinden önce mali bakımdan sıkıntıda olan partiye Rahşan Hanım’ın aktif öncülüğünde yapılan teberrulu satışlar büyük destek olmuştu. Rahşan Ecevit bütün bunları yaparken sade ve iddiasız görünümünden hiç birşey yitirmemekteydi. Bir Yankı mensubu, ‘Evde siyaset konuşur musunuz?’ dediği zaman Rahşan Hanım şöyle cevap vermişti:

‘Zaten başka bir şey konuşmuyoruz ki. Aslında o konuşmaların büyük yararı oluyor. Böylece kafada fikirler oluşuyor.’

Rahşan Hanım kocasının aktif yardımcılığına rağmen kendi evinin işini bizzat yapmaya, yani evinin kadını olmaya, hatta Bülent Ecevit’in başbakanlığı zamanında bile devam etti. Eve gelen ziyaretçilere çay demleyip kurabiye ile birlikte bizzat ikram etme alışkanlığını hiçbir zaman kaybetmedi.

Köylü Derneği’nin genel başkanı ve Umut gazetesinin sahibi olması da Ecevit’in yardımcılığının bir devamı gibiydi. Şöyle diyordu:

‘Yaptığı her şeyde, eşimle ortak inançlarımıza, onun işlerine karışmaksızın yardımcı olmaya çalışıyorum.’

“RAHŞAN ECEVİT’İN ÇALIŞMALARI”

(…) 1967 yılında Rahşan Ecevit, giriştiği toplumsal çalışmalarından ötürü eşi tarafından sık sık kutlanır oldu.

Okul sıralarında başlayan ve evlerindeki ansiklopedi takımını değerinin çok altında satma zorunda bile kalarak sürdürdükleri bir yaşam savaşından sonra Rahşan Ecevit, eşini politika savaşında da yalnız bırakmadı. CHP’nin genel sekreteri seçilen eşini, ‘Halk için halkla birlikte’ giriştiği savaşında bir ‘Görünmeyen gölge’ olarak desteklemeye başladı.

Rahşan Ecevit, ‘Ortanın Solu’ kitabında eşinin büyük bir inançla açıkladığı ‘Halk gönüllüleri’ görüşünü uygulamaya koyuldu. CHP’nin o yıllarda sayıları 150 dolaylarında olan parlamenterlerinin eşleriyle bir toplantı yaptı. Bu toplantıda Rahşan Ecevit, CHP’li parlamenter eşlerine Halk Gönüllleri konusunda ayrıntılı bilgi verdi ve onlara birlikte çalışma çağrısında bulundu. Hanımlardan oluşan iki ya da üç kişilik ekipler haftanın belirli bir ya da iki günü gecekondu bölgelerine gideceklerdi. Halk Gönüllleri, gecekondu bölgelerinde okuma yazma bilmeyen hanımlara okuma yazma öğretecekler, dikiş bilmeyen hanımlara ise dikiş dersleri vereceklerdi.

Rahşan Ecevit, konuşmasını bitirdikten, önerisini yaptıktan sonra parlamenter eşlerine toplantının sona erdiğini söyledi ve Halk Gönüllüsü olarak çalışmak isteyenlerin önlerindeki kağıda adlarını yazarak masanın üstüne bırakmalarını bildirdi. Önlerindeki kağıda isimlerini yazan parlamenter eşleri kağıdı masaya bıraktıktan sonra salondan çıkacaklardı. Kağıtlar herkes çıktıktan sonra açılacaktı. Genel sekreter eşi Rahşan Ecevit, parlamenter eşlerini kişisel baskı altında tutmak istemiyordu.

Kağıtlar açılıp sonuçlar alındığında da parlamenter eşlerinden sadece on kişinin bu tür bir çalışmaya istekli olduğu görüldü. Sonuç Rahşan Ecevit için üzücü olmasına rağmen onu bu konudaki girişiminden vazgeçirmedi. Fakat Halk Gönüllüsü olarak çalışmaya aklı yatan on kadar parlamenter eşinden sekizinin çalışmalarının daha ikinci gününde bu işe ‘yan çizmeleri’ Rahşan Ecevit’in umudunu kırmasa bile moralini bir hayli bozdu.

Rahşan Ecevit, gecekondu bölgelerindeki ‘karınca çalışması’na iki parlamenter eşi, üç gazeteci eşi ve beş öğretmenden oluşan on kişilik bir Halk Gönüllüleri ekibi ile başladı.

Halk Gönüllüleri, Ankara’nın çeşitli gecekondu semtlerine dağılıyorlar ve öğrenim olanağı bulamamış gecekondu kadınlarına evlerde açtıkları sınıflarda okuma yazma, biçki dikiş öğretiyorlardı. Aynı ekip, Anadolu’nun çeşitli yörelerdeki adreslere mektupla da biçki dikiş patronları, kitap ve kitaplıklar gönderiyorlardı. Rahşan Ecevit’in önderliğini yaptığı ve birçok CHP’li tarafından bile hala bilinmeyen bu çalışmalar 12 Mart 1971 tarihine kadar sürdürüldü. 12 Mart döneminin bilinen koşullarında Halk Gönüllüleri çalışmalarına ara vermek zorunda kalan Rahşan Ecevit, eşinin 1972 yılında CHP Gene Başkanı seçilmesinden sonra çalışmalarına yeniden başladı. Rahşan Ecevit’in bu dönemdeki çalışmaları, CHP’ye gelir sağlama amacını hedefliyordu. Eşinin genel başkanı olduğu CHP bir yıl sonra genel seçime girecekti. Fakat partinin kasasında kelimenin tam anlamıyla ‘fareler cirit atıyordu’! Seçim kampanyasında CHP’ye para gerekiyordu ve bu para ortada yoktu.

Partiye gelir sağlamak için akla gelen ilk yol bir konser organize etmek oldu. Rahşan Ecevit, Halk Gönüllüleri çalışmasından yanında kalan iki gönüllüyle birlikte Arı Sineması’nda bir konser düzenledi. Ayla Algan, Alpay, Asu Maralman, Esin Avşar’ın gönüllü olarak katıldığı konseri, Adalet Parti’li Cenk Koray sundu. Adalet Partisi Gençlik Kolları Başkanlığı yapmış olan Cenk Koray, CHP’ye gelir sağlamak amacıyla düzenlenen bu konserde Ecevit Ailesi’ne duyduğu saygıdan ötürü sunuculuk görevini kabul ettiğini söylüyordu. Arı Sinemasındaki konserden 27 bin lira net kar kaldı. Bu paranın tümü CHP genel merkezine verildi.

Rahşan Ecevit’in partiye gelir sağlamak amacıyla ortaya attığı ikinci görüş, mitinglerde ‘bağış karşılığı hatıra eşyası’ oldu. Üzerlerinde CHP yazılı kalemler mitinglerde bağış karşılığı satılacak ve sağlanan gelir seçim kampanyasında harcanacaktı. Fikir güzeldi fakat kalemleri satın alacak ana para yoktu. Rahşan Ecevit ‘en kısa sürede iade etmek koşuluyla’ eşi Bülent Ecevit’ten üç bin lira borç aldı. Bu parayla tükenmez kalemler alındı ve üzerine CHP yazdırıldı. Kalemler, aralarında Rahşan Ecevit’in de olduğu üç gönüllü tarafından ilk kez Bolu’nun Düzce ilçesindeki kapalı salon toplantısında satışa çıkarıldı. Satışlara bir gün sonra Karabük’te bir sinema salonunda yapılan toplantıda devam edildi. Ankara’ya dönüldüğünde kalemlerin tümü satılmıştı.

Düzce ve Karabük’te halk ısrarla Bülent Ecevit’in fotoğrafını istiyordu. Kalemlerin satışından sağlanan parayla Bülent Ecevit’in orta boy fotoğrafları bastırıldı. Beş bin adet Ecevit fotoğrafı üç toplantıda tamamen satıldı. Sağlanan parayla daha çok kalem ve çok daha farklı boyutlarda Ecevit fotoğrafları bastırıldı. Ecevit’in her gezisinden sonra gönüllülerin getirdiği para artıyordu. Kalemciler ve matbaacılara birbiri ardısıra kalem ve fotoğraf siparişi veriliyor, sağlanan para ile daha çeşitli ‘satılacak hatıra eşya’ yaptırılıyordu. Ecevit fotoğraflı anahtarlıklar, altı ok amblemli el çantaları, Ecevit’in konuşmalarının toplandığı kitaplar, altı oklu rozetler, bloknotlar, CHP mitinglerinde ‘eriyorcasına’ satılıyordu.

Bülent Ecevit’ten borç olarak alınan üç bin lirayla başlatılan gelir kampanyası CHP’nin seçim kampanyasına eş bir heyecanla sürüyor, on bin liraları, yüz bin liraları izliyordu. Rahşan Ecevit’in gelir sağlama kampanyası, seçim öncesinde ve sonrasında CHP’ye rahat bir nefes aldırmıştı.”

“SİYASETTEN HOŞLANMIYORUM”

Rahşan Ecevit, 1977’de Yankı’nın kendi dosya konusuyla ilgili röportaj sorularını yanıtlarken “siyasetten hoşlanmadığını” ifade etse de gün gelecek, eşinin siyasi yasaklı olduğu dönemde onun yerine DSP kurucu genel başkanlığını da üstlenecektir “lidere yardımcı eş” niteliğinin bir gereği olarak. Sonra da yasak kalkınca koltuğı eşine bırakacaktır.

Yankı’daki söz konusu tarihi röportajı da ikinci bir adım olarak belge değeri taşıdığı için aşağıda aktarıyorum:

XXX

“-15 günde bir yayınlanan Umut gazetesini çıkarmaya başladınız. Gazete yayınlamak fikri nereden geldi?

-Biliyorsunuz ben aynı zamanda Köylü Derneği’nin de kurucusuyum. Politikacıların oy istemek için bile gitmediği dağ köylerinden bize mektuplar geliyordu. Onlara nasıl ulaşabileceğimizi düşünürken hatırımıza gazete yayınlamak geldi. Bir ortaklık kurduk.

-Umut ismini nasıl buldunuz?

-Kardeşim buldu. CHP’de yerleşmiş bir kelime.

-Derneğinizin ne kadar üyesi var?

-40 bine yakın. Şubelerin çoğunu açmakta güçlük çektiğimiz için Köylü Derneği Genel Merkezimize ‘konuk üye’ kaydediyoruz. Şubeler açıldıkça nakledeceğiz. Şube ve üye talepleri hızla artıyor. Fakat şiddet eylemcilerinin veya kışkırtıcıların sızmalarından korktuğumuz için , emin olmadan açmıyoruz. Şu anda 11 şubemiz var.

-Gazetenizde yayınlanan bazı yazılar Ecevit’in düşünceleri gibi yorumlanabilir.

-Yazılar uzman kişilerce ve bir kurul çalışmasının sonucu olarak oluşuyor. Gazetenin sahibi olduğum için benim görüşlerim çerçevesinde olması doğaldır.

-Köylüye hitap etmek bakımından ‘Karagöz’ tipi bir gazete daha etkili olmaz mıydı?

-Hayır, o zamandan bu yana köyde büyük gelişme var. Karagöz şimdi yeniden çıksa okunmaz. Köylüler şimdi Özgür İnsan ile Karagöz arası bir şey istiyorlar. Özgür İnsan’ı anlamakta zorluk çektiklerini işçi ve köylülerin bizlere yolladıkları mektuplardan anlıyoruz. Bu nedenle Umut’ta uzmanların hazırladıkları yazıları kendilerinin de izinlerini alarak daha kolay anlaşılır bir hale sokmaya çalışıyoruz.

-Daha önce yayın deneyiminiz var mıydı?

-Kısa süre ‘Köykent’ adlı bir gazete çıkardım. Çok eskiden bir gazete ve dergide de bir süre çalışmıştım.

-Gazetenin finansman sorununu nasıl çözdünüz?

-Bu yönü tamamen çözmeden işe atıldık. İlanların yardımcı olacağını umarak ‘Allah büyüktür’ dedik. Önce Köylü Derneği üyelerinden bir ortaklık düşünüyorduk. Fakat siyasal yanı olan bir gazete olunca bundan vazgeçmek zorunda kaldık. Şimdi üyelerimizin abone olmaları önemli bir mali katkı sağlıyor. 40 bin basıyoruz. İadeleri de şubelere ve benzeri yerlere yolluyoruz.

-Yıllardır siyasetin ortasında yaşıyorsunuz. Türkiye için bir liderin eşi olarak ilk kez rastlanan bir durum bu. Niçin siyasette aktif bir görev almıyorsunuz?

-Buna özellikle dikkat ederim. Siyasetten hoşlanmıyorum. Siyaset sadece bizde değil, başka ülkelerde de genellikle samimiyeten uzak bir biçimde yapılıyor. Demek ki siyasetin tabiatı bu. Benimki kadar içinde olunca siyasetin o derecede çirkin yanları da görülüyor ki.

-Örnek verebilir misiniz?

-Benim inançlarımla çatışsa da inançlı davranışlara sadece saygı duyarım. Ama çıkar için yapılan samimiyetsiz davranışlar beni siyasetten soğutmuştur. Bu nedenle Köylü Derneği’ni kurdum. Toplumla ilgili amaçlarıma başka bir yaklaşımla varmaya çalışıyorum. Dernek çalışmalarında hizmetler gönüllüdür. Ama siyasette bu böyle olmuyor. Siyasette çoğunluk gönüllü çalışsa bile gönüllü çalışanlar kısa sürede hayal kırıklığına uğratılıyorlar. Gerçi işlerin siyasetsiz yürümediğini biliyorum. Ama işler sadece siyasete de bırakılamaz.

-Dernek yoluyla etkili olmak olanaklı mı?

-Halk da genellikle siyasetten hoşlanmadığı için siyasetle ilgilense bile uzak duruyor. Belki dernek yoluyla halka daha kolay yaklaşılabileceğini ve sosyal hizmet anlayışının canlandırılabileceğini düşündüm. Eşimle yurdu çok dolaştım. Okumuş yazmış kişilerde bu tür ateşin çoktan söndüğünü görmüştüm. Başlangıçta fazla umutlu değildim. Derneğin kurulması ile ateşin sadece külle örtüldüğünü ama yanmaya devam ettiğini anladım. Şimdi çok umutluyum. Gerçekten çıkarsız olarak hizmet etmek isteyen insanlar ortaya çıkıyor. Partilerde aktif görev taşıyanları Köylü Derneği’ne üye almıyoruz. Çünkü siyasi faaliyetle bu tür faaliyet arasında büyük yöntem farklılıkları var.

-Siyasetten hoşlanmamanıza rağmen, sizinle ilgili açık-kapalı birtakım söylentiler var. ‘Baykal grubundan hükümete kimse alınmasın’ fikrinin size ait olduğu öne sürülüyor. Hatta bazı konularda genel merkeze direktifler verdiğiniz söyleniyor.

-Bunları duyuyor ve aldırmamaya çalışıyorum. Politikacı eşi olmakla birlikte, kendimi o sıfattan uzak tutmaya çalışırım. Sade bir vatandaş gibi konuşurum. Bu konuşmaların içeriği bazlarını rahatsız ediyor, olabilir. Ne de olsa parti ile ilgili olarak benim de bazı görüşlerim vardır. Benim de yerdiğim ya da övdüğüm kişiler ya da durumlar oluyor. Bunlar duyuluyor olabilir. Ama genellikle dikkatli davranır, eşimi zor durumda bırakacak şeyler söylememeye çalışırım. Fakat politikacı olmadığım için Doğrucu Davutluk yaptığım olmuştur. Bunu kullananlar çıkıyor.

-Yani normal bir vatandaşın düşüncelerini serbestçe açıklamak hakkını sizin de kullanmanız mı eleştiriliyor?

-Aslında ben düşünceleri bir insan değilim. Ne düşündüğüm yüzüme bakınca anlaşılır. Ama eşimin durumu nedeniyle kişiler hakkındaki düşüncelerimi kelimelere dökmekten mümkün olduğu kadar sakınırım. Zaten hiçbir zaman kişiler üzerinde durmadım. Kişilerin tutarsız veya inançsız davranışları olursa ona karşı tepki duyarım. Tepki duyacağımı bilecek kadar beni tanıyanlar da, hiçbir şey söylemesem, yüz ifademi de kontrol altına alsam bile, ne düşündüğümü kolaylıkla tahmin edip alınırlar.

-İnançsız davranışlardan söz ederken, somut kastınız var mı?

-En önemli sorunlarımızdan biri, CHP’nin dışındaki solun sızma çabalarıdır. CHP dışındaki solun şiddet kullanmayan ve kendi inançlarını kendi örgütleriyle yaymaya veya gerçekleştirmeye uğraşan kesimlerine saygı duyarım. Ama daha güçlü bir örgütten yararlanabilmek için ona sızmak isteyenlere de, bir yere gelebilmek için dışımızdaki solu kullanmak isteyenlere de karşıyım. Sade bir vatandaş ve partili olarak bu konudaki düşüncelerimi hiçbir zaman saklamadım. İnançsız davranışlarla partiyi kendi doğrultusu dışına çekmeye veya çektirmeye kimsenin hakkı yoktur. Bence bu göz yumulabilecek bir kusur değildir, çok önemli bir şeydir. Bir davranış inançlı ve tutarlı olursa, karşı bulunsam bile saygı duyarım. Ama bir yere ulaşmak için başka inançların kullanılmasına hayır…”

“TÜRK POLİTİKASINDA LİDER EŞİ”

Başta belirttiğim gibi, Yankı’nın söz konusu sayısındaki dosya konusunda üçüncü adım ise “Yankı’nın İncelemesi” başlıklı ve imzasız olsa da muhtemelen Mehmet Ali Kışlalı’nın kaleme aldığı “Türk politikasında lider eşi” başlıklı değerlendirme. Mevhibe İnönü ve Nazmiye Demirel kıyaslamasını atlayarak aktarıyorum:

XXX

“Türk siyasi hayatında ilk defa bir büyük siyasi liderin yanında günlük çalışmalarının bir parçası olarak eşinin de yer aldığı görülmektedir. CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit’in eşi Rahşan Ecevit vaktinin çok büyük kısmını toplumla ilgili, eşinin çalışmalarını takviye edici çalışmalara ayırmakta, ‘siyasetten hoşlanmıyorum’ demesine rağmen eşinin yanında siyasi hayatın içinde yer almaktadır.

Bülent ve Rahşan Ecevit bugüne kadar siyasi lider ailesi için görülmemiş bir geçmiş birliğine sahip bulunmakta. Aynı okulda okumuş, aynı kültürü almış, sonra da pek fazla aileye nasip olmaz biçimde adım adım evlilikleri boyunca birlikte fikri geçirmişlerdir. Rahşan Ecevit’in Ulus gazetesi yazarı Bülent Ecevit’in yazı hayatında oynadığı rolü meslek arkadaşları hala hatırlamaktadırlar. Bu rol en yakın ve en güvenilir bir çalışma arkadaşlığı şeklinde kendini göstermiş, Rahşan Ecevit eşinin danışmanlığını yapmaya başlamıştır.

Ecevit Ailesi’nin kültür birliğine ilaveten çocuklarının olmaması, Rahşan Ecevit’in geriye kalan büyük çaptaki boş zamanlarını eşinin işiyle ilgili olarak değerlendirmesini mümkün kılmış, bu da aile içindeki yakınlaşmanın, dayanışmanın artmasına ve şimdiye kadar diğer siyasi lider ailelerinde görülenden çok öteye bir siyasi lider takımının ortaya çıkmasına yol açmıştır.

Bülent Ecevit gibi yetişmiş, onun gibi okuyan, onun gibi düşünen, onun gibi vaktinin büyük çoğunluğunu siyasi olayların tartışmasına, düşünülmesine ayıran Rahşan Ecevit eşinden farklı olarak içinde yaşadığı siyasi hayatın çirkinliklerinden daha fazla rahatsız olmakla ve bunu da açıkça ifade etmektedir. Bundan dolayı da istese de istemese de içinde yaşamak zorunda olduğu siyasetin kendisiyle değil ama bu alanda eşinin gayretlerine yardımcı olacağını düşündüğü sosyal faaliyetler alanında çalışmasını teksif etmektedir.

Rahşan Ecevit 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra kendisiyle konuşan bir Yankı mensubuna eşinin hemen hemen bütün fikirlerini evde ‘yüksek sesle düşünerek’ oluşturduğunu, kendisinin de bu oluşturma esnasında elinden geldiği kadar yardıma çalıştığını tevazu içinde ifade etmiştir. Bu da Rahşan Ecevit’in çirkinliklerini yakından gördüğü için içine rahatça sindiremediği fakat eşi dolayısıyla da kaçması mümkün olmayan siyasetin tam içinde bulunduğunu göstermektedir.

(…) Amerikan kolejini bitirip evlendikleri günden bugüne eşinin yanından hiç ayrılmayan, onunla birlikte fikri gelişmelerini yürüterek adeta bütün vaktini onun faaliyetlerine destekçi olmaya ayıran, vasıfları itibarıyla kendisinden daha önce gelmiş bütün büyük Türk siyaset adamı eşlerinden farklı olan Rahşan Ecevit’in Bülent Ecevit’in yanındaki yerinin artık iyice belirlenmesi gerektiği kanısındayız.

Erkeğin üstünlüğü safsatasına dayanan bir toplum eğitim tarzının kendisini her an ve her yerde hissettirdiği bir ülkede yaşamaktayız. Bu safsatanın bir günde ortadan kaldırılamayacağını da bilmekteyiz. Ancak kanımızca bu safsataya, bu elle tutulur örnek dolayısıyla açıkça, karşıdan hücuma geçmenin zamanı geldiğine inanıyoruz.

Neden fikri seviyesi siyasi liderinki kadar gelişmiş, siyasi liderin hiç kimsenin kazanmadığı kadar büyük güvenini sağlamış bir insan, sadece bu siyasi liderin eşi olduğu için ve sadece kadın olduğu için birtakım yarı açık ya da kapalı muahezelere hedef olsun? Neden bütün bu vasıflarına rağmen açıkça açıkça siyasi hayatın ya da siyasi hayat ile yakından ilgili yönetim hayatının tam içinde layık olduğu yeri almasın?

İktidara en yakın görünen bir siyasi partinin kendisine ‘umut’ olarak bakılan liderinin en yakınındaki insanla ilgili görüşler birtakım safsatalardan arınmış bir şekilde, diğer birçok medeni ülkede ele alındığı gibi ortaya konmalı, bu vasıflı ve liderin en güvendiği insan hizmetlerini daha büyük rahatlık içinde topluma sunabilmelidir.”

XXX

Umarım Yankı’nın ortaya attığı kavramı yine Yankı’daki dosyayla aktarmak yararlı olmuştur. Rahşan Ecevit, farklı bir figür, bir lider eşi olarak siyasi tarihimizde yerini aldı. Okul arkadaşlığı ve evliliklerinden itibaren mezara kadar çok farklı bir hayat beraberliğinin içine siyasi dayanışma ve birlikte çalışma da girdi. Yer yer Bülent Ecevit’e itiraz edemeyenler Rahşan Hanım üzerinden onu eleştirmeye, suçlamaya yöneldi. Rahşan Hanım yeri geldi eşine paratoner oldu, yeri geldi siyasi yasaklıyken yerini aldı. Vefasını ise ileri yaşlarında kurduğu Bülent Ecevit Vakfı ve onun yayınlarını, yani eşinin görüşlerini toplumla paylaşması fazlasıyla gösterdi. Öyle ki, 96 yaşındayken, rahatsızlığı nedeniyle henüz yaşamının son aylarını geçirdiği GATA’ya geçmeden önce İzmir’deki TÜYAP Kitap Fuarı’nda, vakfın standında karşılaşmıştım. O anda içimden saygı duruşuna geçmek geldi ne yalan söyleyeyim.

Rahşan Ecevit, her ne olursa olsun Türk siyasal yaşamında iz bırakan bir figür olarak yerini almıştır. İleride siyaset bilimi alanında araştırma yapacak olanlar için de “çok dişi” bir konu başlığı olduğunu rahatlıkla belirtebilirim. 

M. Ayhan Kara

Odatv.com

Kaynak: OdaTV