“Pek az şair onun kadar vazifesini tam yapmıştır”

Express Your Reaction
Like
Love
Haha
Wow
Sad
Angry
"Pek az şair onun kadar vazifesini tam yapmıştır"
You have reacted on "“Pek az şair onun kadar vazifesini tam ya..." A few seconds ago

Bugün, 2 Aralık 2019 aruzun son çınarı şiirimizin kıymetli kalemi Yahya Kemal 135’inci doğum gününü karşılamakta…

“Günler kısaldı… Kanlıca’nın ihtiyarları

Bir bir hatırlamakta geçen sonbaharları.

Yalnız bu semti sevmek için ömrümüz kısa…

Yazlar yavaşça bitmese, günler kısalmasa…

İçtik bu nâdir içki’yi yıllarca kanmadık…

Bir böyle zevke tek bir ömür yetmiyor, yazık!…”

Oktay Akbal “Şairler Ölmez” kitabında şiir bitip son mısrada hafızalardan silinmeden umudun silinemeyeceğinden ve şairlerin ölmeyeceğinden söz ediyordu. Şiir isyancı bir bahar mevsimidir. Ruhları yıkayıp, beynimizi uyandıran güçlü bir damar olarak, insanlığın umudu olmuş ve olmaya da devam edecektir.

İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda sahnelenen “Kendi Gök Kubbemiz” (Yahya Kemal) oyunu şairin, şiirin, dönemin hesaplaşmasını, aşk, siyaset, tarih aracılığıyla sahneye taşıyor. Dev çınarları yetiştiren fırtınalı coğrafyaların gücüne saf şiirin sesiyle direnen Yahya Kemal’i sahnede yaşatmaya devam ediyor.

“MISRA BENİM HAYSİYETİMDİR”

Türk edebiyatında özel yeri bulunan Yahya Kemal’i, yönetmen ve oyuncu Okday Korunan, “Kendi Gök Kubbemiz” (Yahya Kemal) adlı oyunun program dergisinde şöyle tanımlıyor:

“Ne harabîyim (sarhoş – yıkık) ne harâbâtîyim (ömrünü meyhanede geçiren) / Kökü mazide (geçmişte) olan atiyim (geleceğim).” Dizeleri ile geçmişle geleceği, bilgece barıştıran (Ahmet Agâh ya da namı değer adıyla) Yahya Kemal, “mısra benim haysiyetimdir. ” /  ”Bu dil ağzımda annemin sütüdür.” Vurgularıyla düşünce dünyamıza aracı olan dilimizin önemini paylaşmıştır.”

“Ya şevk içinde harab ol, ya aşk içinde gönül! / Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahud gül.”

Devlet Tiyatrosu sanatçısı Sönmez Atasoy’un (1944 – 2011) 1990 yılında yazdığı “Kendi Gök Kubbemiz” adlı tek kişilik oyun; İstanbul DT Üsküdar Tekel Stüdyo sahnesinde geçen dönem başından beri başarı ile sergilenmekte. Oyun, gördüğü ilgi üzerine ayrıca turnelerin de gözdesi oldu. Önce Edirne’de düzenlenen (6 Ekim 2018) “Vefatının 60. Yılında Eve Dönen Adam Yahya Kemal Beyatlı” etkinliğinde başlayan turne yolculuğu Sakarya, Zonguldak, Bursa, Ankara olarak devam etti ve olağanüstü ilgi gördü. DT’nin turnelerinde ön sıralarda yer aldı. DT tarihinde önemli bir yeri olan tarihi Ankara Küçük Tiyatro’da, Ankaralı tiyatro severler ile (5 – 9 Şubat 2019) tarihleri arasında buluşup perdesini açtı. 17 Ocak 2020 tarihinde Hollanda’nın Rotterdam şehrinde sahnelenmeye hazırlanıyor.

Deneyimli sanatçı Korunan, başarılı tiyatro oyunculuğunun yanı sıra edebiyata olan ilgisini, “Kendi Gök Kubbemiz” oyunuyla buluşturarak bir anlamda sahnede şairle özdeşleşti.

 “Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul / Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.”

OYUN BOYUNCA ŞAİR KENDİ GÖK KUBBESİ İLE HESAPLAŞIYOR

Oyunda, Yahya Kemal’in (1884 – 1958) son gecesine dramatik ilmekler atılmış. Şairin heyecan dolu yaşamından, şiirlerinden ve dünyaya bakışından kesitler görüyoruz. Edebiyatçı dostlarından, dostluklarından söz ediliyor. Oyun boyunca şair kendi gök kubbesi ile hesaplaşarak yaşamının muhasebesini yapıyor.

“ Birden kapandı birbiri ardınca perdeler… / Kandilli, Göksu, Kanlıca, İstinye neredeler?”

Sorbonne Üniversitesi’ne, siyaset bilimi eğitimi için gittiği Paris’te Jön Türkler ile karşılaşıyor. Aynı çevrelerde bulunmasına rağmen Jön Türklerle iç içe olmuyor. Dokuz yıl sonra İstanbul’a dönüyor. İstanbul, şaire çocukluğunun Üsküp’ünü anımsatan büyülü bir şehir. Pek çok şiirinde İstanbul’dan söz ediyor. Türk kültürü, aşk ve yaşamla ölüm arasındaki git – geller,  vurgusunun şiirinde önde olduğunu görüyoruz. Ona göre şiir, “musikinin kız kardeşidir.” Şiirleri Münir Nurettin Selçuk’la dillerden dillere uzanıyor. Aralarında büyük bir dostluk gelişiyor.

“Çok kerre hayâlimizde cânan / Bir şi’ri hatırlatan kadındı.”

Oyun, şairin Cerrahpaşa hastanesindeki son gecesinde “arafta” geçiyor. Bu yerinde yorumla, sürekli değişen mekânlar bütünlük içinde iç içe kullanılıyor. Sofitodan inen sayfalarca şiir Yahya Kemal’in üzerine yağmur gibi yağarcasına bir görüntü eşliğinde onun şiirli dünyasını yansıtıyor. Zemindeki sararmış sonbaharı adeta hüzünle ıslatıyor. Sahnenin tek girişli kapısı çerçeve ve kulp içermeyerek ölüm duygusunun yalnızlık dolu ürpertisini anımsatıyor. Kapıdan sızan sert ışık tiyatro izleyicisini oyunun yorumuna katıyor. Şairin kafasının içinde çalan telefon sesleri, sevdiği kadın ya da kadınları sahneye çağırıyor. “Canan bir şiiri hatırlatan kadın” olarak sahnede canlanıyor. Şairin veda gecesinin dekor kostüm tasarımında Şirin Dağtekin Yenen, ışık tasarımında Önder Arık yönetmene katkı sağlıyor. Sözünü ettiğim dörtlü kompozisyon oyunun görsel, düşünsel ve işitselliği ile olağanüstü bir bütünlük oluşturuyor. Oyunun yönetimi yanında dramaturgluğunu da Okday Korunan üstlenmiş ve başarılı bir çalışma yapmış. Müzik, Timur Selçuk. Yönetmen yardımcıları, Funda Eskioğlu ve Zuhal Acar.

“Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik. / Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik.”

“PEK AZ ŞAİR ONUN KADAR VAZİFESİNİ TAM YAPMIŞTIR”

Şairin oyunda Kurtuluş Savaşına inançlı desteği, Lozan barış görüşmelerinde delege olması, Mustafa Kemal Atatürk’e fikirsel bağlılığı anlatılırken, divan şairimizin Cumhuriyetle olan bağı da olaylar ve şiirlerle göz önüne serilmiş oluyor. Madrid, Lizbon, Varşova, Karaçi elçilikleri ve T.B.M.M. de milletvekilliği şairin Cumhuriyetle olan güçlü bağını açıkça ortaya koyuyor.

“Ömrüm oldukça, gönül tahtıma gönlünce kurul. / Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.”

 “Pek az şair onun kadar zamanında gelmiş ve onun kadar vazifesini tam yapmıştır” der, Ahmet Hamdi Tanpınar öğrencisi de olduğu Yahya Kemal den söz ederken. Yahya Kemal aruzun son temsilcisidir. Şiirlerindeki dünya ağırlıklı olarak İstanbul’dur. İstanbul şairin evidir. Girişi Koca Mustâpaşa, Balkonu Kanlıca, sofası Üsküdar, cumbası Çamlıca’dır. İstanbul onda sadece tarihi, kültürü, mimarisi, peyzajıyla değil, müziği ve tüm sanatıyla tek ve bütündür. “Bir semtini sevmek bile bir ömre değer” diyecek kadar tutkudur.

“Bu yaz kemençeyi bir dinle Kanlıca’da, / Baharda bir gece tambûru dinle Çamlıca’da.  / Bu sazların duyulur her telinde sâde vatan, / Sihirli rüzgâr eser dâimâ bu topraktan.”

Yahya Kemal’in, Park Otel’le özdeşleşen yaşamı “165” – (“75” ya da “175”) numaralı olduğu iddia edilen odası ve İstanbul tutkusu gök kubbesinde öylesine öndedir ki, oyunda da vurgulandığı gibi “Ankara’nın nesini seviyorsun” sorusuna verdiği yanıt “İstanbul’a dönüşünü” olacaktır. Bu yazıyı kaleme alırken ezberimde Yahya Kemal şiirlerinin sandığımdan çok olduğunu da fark ettim.  

Hayati Asılyazıcı

Odatv.com

Kaynak: OdaTV

Express Your Reaction
Like
Love
Haha
Wow
Sad
Angry
"Pek az şair onun kadar vazifesini tam yapmıştır"
You have reacted on "“Pek az şair onun kadar vazifesini tam ya..." A few seconds ago