Hakimiyet ve güç sembolü olan kılıcın bilinmeyen tarihi

Dr. Tolga Akay ve Dr. Süleyman Tekir’in editörlüğünü yaptığı “Tarihe Yön Veren Silah-Kılıç” İdeal Kültür Yayıncılık’tan çıktı.

“Tarihe Yön Veren Silah-Kılıç” adlı çalışmada, tarih boyunca kullanılan silahlar içerisinde ayrı bir değere sahip olan kılıcın kültürü ve geçmişi incelendi.

Tarih boyunca birçok ulus tarafından maddi değeri veya kullanım amacının çok üstünde bir itibar gören kılıç, hakimiyetin bir sembolü olarak da görülmüştür. Maddî ve tarihi değeri açısından günümüzde müzelerin veya özel koleksiyonların en nadide parçalarını Osmanlı eğri kılıcı, Kafkas, İran ve Memlûk kılıçları oluşturmaktadır.

Kitapta, temel olarak Osmanlı ve yakın coğrafyasındaki kılıçlar, kılıç imal süreci ve kılıcın kültürel değeri vurgulanmaya çalışılırken, Türklerde hakimiyetin sembolü olarak kılıç metaforunun nasıl yer aldığı anlatıldı.

Kitabın “İslamiyet Öncesi Türk Hakimiyet Anlayışında Kılıcın Yeri” başlıklı bölümünde, Türklerde hakimiyetin göstergesi olan ritüel ve teçhizatlar çağdaşları diğer milletlerden ayrı bir değer ve özellik gösterdiği ifade edildi. Bu bölümde, Kılıcın ilk ortaya çıktığı bölge Altay ve çevresi olduğu iddiaları anlatılırken, Türklerde, hakimiyet ve hükümdarlık sembolü olarak kılıcın kullanılmasının Avrupa hükümdarı Atilla’da bariz bir şekilde kendini bulduğu belirtildi. Ayrıca Gök Tanrı inancına göre kutsal sayılan ruhlardan birinin adının “kılıç” olduğu anlatıldı.

İşte “İslamiyet Öncesi Türk Hakimiyet Anlayışında Kılıcın Yeri” başlıklı bölümde geçen ilgili o kısım:

“Dünyada yaşayan birçok toplumda örnekleri görüldüğü gibi Türk hakimiyet anlayışı da gökyüzüne dayanmaktaydı. Yani yeryüzündeki hakimiyetin kaynağı gökyüzüne dayandırılmıştır. Türkler, evrende olan her şeyin yaratıcısı ulu bir varlığın gökyüzünün en yükseğinde olduğunu inanmaktaydılar. Bu ulu yaratıcı ve hükmediciye biat etmekteydiler. Onun yeryüzünü yönetmesi için kendi aralarında seçtiği kişiye de bir uluhiyet vermekteydiler. Bu uluhiyet, Türklerin inanç şekli olan Gök Tanrıcılığın içinde ‘Kut Anlayışı’ ile yer bulmuştur. Kut anlayışı, Gök Tanrı’Nın yeryüzünü kendi adına yönetme yetkisini bir kişiye vermesi anlayışıdır. Bu anlayışa göre asırlar boyu belirli bir hanedan içinden veya bazen de hanedan dışından bir kişi hükümdarlığa geçmiş ise bu durum o kişiye kut verildiği inancı ile izah edilmekte ve ona itaat edilmekteydi. Bundan dolayı, Asya Hun hükümdarlarının unvanı ‘Gök Tanrı’Nın güneşin ayın tahta çıkardığı Tanrı kut’u tanhu idi. Hsia Hun Devleti’nin tanhu’su He-lien-Po Po hakimiyeti ele almasını şöyle dile getirmektedir. ‘Benim hükümdar olmam Tanrı tarafından kararlaştırıldı’. Çin yıllıklarında geçen, tanrı, kut, börü, il(el), ordu, tuğ ve kılıç vb. kelimeler tamamen Türkçe olup bahsi geçen terimlerin tamamı hakimiyet kaynağı ve hakimiyetin devamını sağlayan güç terimlerini ifade etmektedir.

Türklerde hakimiyetin göstergesi olan ritüel ve teçhizatlar çağdaşları diğer milletlerden (Çin, İran ve İslam) dikkati çekecek derecede ayrı bir değer ve özellik göstermekteydi. İslam öncesi ve İslami devir Türk devletlerinde hükümdarlığın sahip olanlardan ayıran bir dizi alamet yani işaretler kullanılmıştı. Bu alamet ve işaretler hükümdara özel olup, bunlarla diğer devlet görevlileri, haneden mensupları ve halktan ayrılardı. Hükümdarlara münhasır işaretler, zamana ve mekana göre farklılık göstermekle birlikte ok, yay ve kılıç daima bu alametler içinde bulunmaktaydı.

Kılıcın ilk ortaya çıktığı bölge Altay ve çevresi olduğu ileri sürülmektedir. Çünkü Altay’ın Ordos muhitinde Hunların atalarından kalan bronzdan yapılmış ilk kılıç örnekleri bulunmuştur. Bu kılıçlar, Demir Çağı’nda yapılan kılıçların ilk örnekleri olarak kabul edilebilir. Bahsi geçen dönemde Ordos muhitinde bulunan bronzdan yapılmış kılıçların benzerlerine Uzakdoğu ve Yakındoğu kültür bölgelerinde rastlanılmaktadır.

“HAKİMİYET VE HÜKÜMDARLIK SEMBOLÜ OLARAK KILICIN KULLANILMASI”

Avrupa Hun hükümdarı Atilla döneminde, kılıç süslemelerinde madeni ince levhalar veya ağaç parçaları kılıç üzerine kaplanırdı. Özellikle balıksırtı motiflerin gözde olduğu ve belirli bir düzende birbirini kesen şuaların meydana getirdikleri levhalara rastlanılmaktadır. Bu teknikle imal edilmiş kılıç kalıntılarına Macaristan’da da rastlanmaktadır. Bu kalıntılar, Avrupa Hunlarına ait olup Hunların, Macaristan’a gitmeden önce geçici bir süre yurt edindikleri Güney Rusya ovalarında da benzer kılıçlar bulunmuştur.

Türklerde, hakimiyet ve hükümdarlık sembolü olarak kılıcın kullanılması Avrupa hükümdarı Atilla’da bariz bir şekilde kendini bulmaktadır. Avrupa Hun Hükümdarı Atilla’nın adlandırması olan ve kökeni Orta Asya Bozkır Türk hakimiyet anlayışına dayanan, ‘Tanrı’nın Kılıcı’ unvanı, hakimiyetinin kaynağının tanrı olduğu ve kılıç ile de tanrının buyruğuna boyun eğmeyen devletleri ve toplumları kılıçla boyun eğdireceğine işaret etmektedir. Kılıç burada tanrısal bir gücü ifade etmektedir. Avrupalı kavimlerin Atilla’ya verdiği ‘Tanrı’nın Kılıcı’ unvanı bir bakıma onun adaleti sağlamak için kılıç kullandığına işaret etmektedir. Burada kılıç yoldan çıkan ve halklarına zulmeden kralların tanrı adına Atilla tarafından cezalandırıldığı sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Çünkü Avrupalı kavimler, Atilla’nın çağdaşı olan kendi hükümdarlarına değil Avrupalı olmayan ve kökeni Asya bozkırlarına dayanan bir kişiye bu unvanı vermişlerdir. Burada önemli olan bahsi geçen unvan verilen Atilla’nın, tanrı tarafından gönderildiği ve adaleti kılıç gücü ile sağlayan kurtarıcı bir kişilik olarak görülmesidir.

“TÜRKLER İSLAMİYET ÖNCESİNDE DEVLETİ VE MİLLETİ İÇİN SAVAŞIRKEN…”

Eski Türk toplumları demiri kutsal bir maden olarak görmekteydiler. Bu nedenle kılıcı; kendilerini ailelerini ve ait oldukları toplumun huzur ve refahını korumak ve sürdürmek için kullanmışlardır. Türkler varlıklarını sürdürmek için savaşlar yapmış, bu savaşlarda kullandıkları kılıçların tamamına yakınını da kendileri yağmışlardır.

Kılıcın kutsallığıyla ilgili uygulamaları, törenlerde, yeminlerde, dualarda görmek mümkündür. Hunlar (Hiung-nular) döneminde, ‘kılıç kurbanı’ törenlerinin yapıldığı kaynaklarda geçmektedir. Kılıç kurbanı töreninde, dönemin savaş aletlerinin en bilineni olan kılıcın, kurban ve ölümü temsil ettiği için Hunların Gök Tanrı inancına göre kutsal saydığı ruhlardan birinin adının ‘kılıç’ olduğu bilinmektedir.

Türklerin İslamiyet öncesi inanç şekli olan Gök Tanrı inancının etkisiyle demiri kutsal sayımlarının yanında İslami dönemlerinde de Kuran’ı Kerim’de demirden yapılan silahların kullanılması veya bu silahlardan korunmanın yollarından biri olan demir zırhtan yararlanılmasına dair ayetlerin olması demirin Türkler için kutsallığını pekiştirmiş olmalıdır. Türkler İslamiyet öncesinde devleti ve milleti için savaşırken İslam Dinine girdikten sonra devlet ve milletin yanına din için savaşmayı da eklemişlerdir.”

Odatv.com

277 Bu habere tepkiniz:

Kaynak: OdaTV