Gerçeklerin ışığında yaşamak

Karanlıktan aydınlığa geçmekle başlayan insan yaşamının mutluluğu, sağlıkla başlayan bir süreçte başarıların kıvancıdır. Katlanma ve direnme gücü vererek sorunlarla başetme olanağı sağlayan inan ve güven duygusu insanın en sıcak başyastığıdar. En içtenlikli kucaktır. Yaşamın aydınlığı, gerçeklerin önceliğine ve üstünlüğüne bağlıdır. Her şey geçer her şey eskir ve tükenir ama gerçeklerin değeri hiç değişmez ve bitmez. Onurlu, soylu bir yaşam gerçeklere ve değerlere bağlı kalmakla anlam taşır.

Kişisel düşkünlükler ve özellikle siyasal bağlar nedeniyle gerçeklere ters düşen tutum ve davranışlar sahiplerini de küçültür, unutturur. Gerçeklerin ışığı yaşamın saydamlığını sağlar. Herkese karşı her zaman nitelikli kalınır.

Kendilerini birşey sanan “İlerici” olarak tanıtan kimi şaşkın ve taşkın, gösterişçi, şamatacı, sözde solcu, hukuk ve Anayasa konularında halk diliyle “ipe sapa gelmez” görüşlerle eleştirilere kalkışıyor. Bay RTE’ın parti genel başkanlığıyla Anayasa’ya göre “Tarafsızlık” andı içmesi çelişkisine ses çıkarmayan sözde ilericiler “12 Eylül 1980’de Anayasa Mahkemesi üyelerinin neden istifa etmediklerini” sorarak kendilerince eleştiriyorlar.

O tarihte üye olanlardan biri sıfatıyla amaçlı bu soruyu yanıtlamayı görev sayıyorum: 12 Eylül’ den bir iki gün önce Anayasa Mahkemesi’nin Yenişehir Selanik Caddesi ‘ndeki binası önüne birkaç patlayıcı atmışlardı. Hepimiz dikkatli biçimde gelip gidiyorduk. 12 Eylül’de sokağa çıkma yasağı konulup kaldırılınca Mahkeme’de tüm üyeler toplandık. Başkanımız Şevket MÜFTÜGİL durumu anlattı. Herkes görüşlerini söyledi. Mahkemenin kapatılması olasılığına karşı neler yapılacağını tartıştık. Ben, askerlerin kapatma ya da azil uygulamalarına karşı istifa dilekçemi hazırlamıştım. Çoğunluk benim azledileceğimi düşünüyordu. Öğleden sonra askerî yargıdan gelen üye Servet TÜZÜN “Darbecilerin Mahkemeye dokunmayacaklarını, bunun için bizden bir formül istediklerini”  söyledi. Ben ayakta Anayasa’ nın geçici 11.maddesini oluşturan görüşü hemen açıkladım. Kabul gördü. Durum Millî Birlik Komitesi ‘ne bildirildi. Millî Birlik Komitesi TBMM’nde Anayasa Mahkemesi üyelerinin önünde andiçmişlerdi. Anayasa Mahkemesi’ne dokunulmamıştı. Biz de bir hukuk kalesi gibi durduk.

Bir şey belli olmadan, bir olumsuzluk yaşanmadan Mahkeme’den ayrılmak, cepheden kaçmak anlamında bir davranış olacaktı. Biz ayrılsak, askerler ya mahkemeyi kapatacak ya da yerimize kendi istediklerini atayacaklardı. Öbür üyelerin geldikleri yerlere dönmeleri sorun olsa da benim avukatlığa dönmem kolaydı. Kimseye yalvarıp yakarmadık. Kimseden bir şey istemedik. Yardım beklemedik ve dilemedik. Onurumuzu koruyarak yerimizde kaldık. Ayrılmakla olası kimi olumsuzluklara neden olmak yerine onları önlemiş olduk. Mahkemeyi korumak, adalete bağlılığımızın ve ulusumuzun hak ve özgürlüklerine özenle önem verişimizin gereğidir. Bu gerçekleri hukuk tarihimizin ilgili bölümüne katkı olarak tartışılmaz bir duygu temizliği ve dürüstlükle belirtiyorum.

Rejime, düzene, kurumumuza ve bize karşı olanların değişik olumsuz değerlendirmelerinin gerçekle hiçbir ilgisi yoktur.

Kaynak: Sözcü