Eğitimde teknoloji kullanımının olumlu ve olumsuz etkileri

class=”cf”>
Teknoloji; toprağın analizi, ne kadar ve hangi içerikte gübreye ihtiyacı olduğunun tespitinden, evdeki güvenlik sitemlerine, yaşlı nüfusun hayatı kolaylaştıran temel ihtiyaçların desteklenmesine kadar bilimsel bilginin insan hayatını kolaylaştıracak ve gündelik hayattaki sorunları giderebilecek şekilde dönüştüğü herhangi bir uygulama biçimi veya ürün olabilir. 21’inci yüzyılın bu dönemecinde artık hepimizin yaşadığı, çalıştığı, eğlendiği ve öğrendiği alanlar bu ürünlerle donatılmış durumda. Tabi bu teknolojik gelişmelerle birlikte internet altyapısı ve cihazların neredeyse tamamının internet bağlantısı kurabiliyor olması nedeniyle de yerimizden kalkmadan tüm işlerimizi tamamlayabiliyor, dünyanın öbür ucundaki insanlarla iletişim kurabiliyoruz. Eğitim dünyasının profesyonelleri olarak  “teknoloji” kelimesiyle özel bir teknoloji sahası olan bilişim teknolojisini kastediyoruz… İçinde bulunduğumuz dönemdeyse bilişim teknolojisi artık, tıpkı Mark Weiser’ın 80’li yıllarda öngördüğü şekilde, ubiquitous yani “her zaman ve her yerde yaygın biçimde bulunan” bir hâle bürünmeye başladı. Bu tanım günümüzde biraz daha kapsamlı bir hâl aldı. Özellikle çocuklar için bahsettiğimiz teknolojik cihazların yanı sıra ilgi çekici her türlü makine ve elektronik oyuncaklar da teknoloji tanımı içerisine giriyor.

TEKNOLOJİNİN EĞİTİME ETKİLERİ
Daha da önemlisi bilişim teknolojisi en başta insanlığın bilgi üretim ve iletişim kapasitesini üstel biçimde arttırmış olması sebebiyle adeta ikinci ve küresel boyutlu bir Rönesans niteliğinde. Bu iddianın geçerliliğini tartışmak isteyen okurları; yazının, matbaanın, kütüphanecilik sistemlerinin, telgraf ve radyonun keşfi şeklinde seyreden olaylar zincirinin son halkası olarak bilişim teknolojisini görüp göremeyeceğimiz üzerinde düşünmeye davet ediyorum. Bilişim teknolojisinin hayatın her alanına olduğu gibi eğitim üzerine etkileri de çok büyük oldu. Bu yazıda söz konusu etkilerin olumlu ve olumsuz yanlarını listeleyeceğiz. Öncelikle,  bir insanın edindiği yeni bir bilgiyi kendisine mâl edebilmesi, yani kafasındaki eski bilgilerle çeşitli şekillerde ilişkilendirmesi olarak tanımlayabileceğimiz öğrenmenin kolay bir iş olmadığını söyleyebiliriz.. Pedagoji alanında bilimsel olarak ortaya atılmış teoriler ve bunları doğrulayan çeşitli bulgular ise bizlere gösteriyor ki; insan beyni bizzat deneyimlediği, kendi elleriyle dokunup kendi gözleriyle gördüğü ve kulaklarıyla duyduğu şeylere dair bilgileri; o şeylere dair başkasının ağzından anlatılan hikayeler şeklinde gelen bilgiye nazaran daha kolay kabul ediyor ve daha uzun süre saklıyor.

class=”cf”>
Peki bugün adeta kanıksadığımız, hepimizde birer adet bulunan bilgisayar ve cep telefonları birer öğrenme ortamı olarak bize bu bağlamda nasıl yardımcı olabilir? Dünyayı küçültüp evimize getirerek, cebimize sığdırarak, evrenin bilinmeyenlerine dair keşif deneyimlerini bizzat yaşamamız için kullanabileceğimiz video ve simülasyon gibi araçları rahatça erişebileceği bir şekle sokarak… Bundan çok değil 50 yıl önce, kara tahtaya yapılan çizimlerin ötesine geçerek güneş sistemindeki gök cisimlerini ayrıntılı olarak incelemek isteyen bir öğrencinin bir teleskobu olması gerekirdi. Konu hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olmak içinse ya rasathaneyi ziyaret etmesi ya da en azından evinde bir ansiklopedi bulundurması… Yeni bir gök cismi keşfedilmesi durumundaysa evlerimizdeki ansiklopediler ne yazık ki kendilerini güncellemiyordu. Bugünse bilgisayarlı ortamlar sayesinde her türden inceleme imkanı evdeki bilgisayarla kolaylıkla üretilebiliyor ya da  internet sayesinde bilim dünyasında en son keşiflere dair bilimsel makalelere sıcağı sıcağına erişebiliyor, hatta onları yazan bilim insanlarına e-posta veya tweet’ler üzerinden sorular dahi sorabiliyoruz…

class=”cf”>
ÜRETİM ATÖLYESİ BİLGİSAYARLAR
İşin bir boyutu da elbette iletişim: Bilgisayarlar ve internet; herhangi bir konunun uzmanına hızla ulaşabilmemizi sağladığı kadar öğretmen-öğrenci, öğrenci-öğrenci ve öğretmen-öğretmen arasındaki iletişimi ve dolayısıyla etkileşimi de çok büyük oranda kolaylaştırıyor. Dünya olarak bunu en iyi pandemi sürecinde deneyimledik. Diğer yandan Papert gibi eğitim bilimciler ise öğrenmenin en kalıcı hâlinin çocuğun kendisi için anlamlı ve sosyal ortamlarda sergileyebileceği ürünler meydana getirmek için çalışması ile olduğunu ve bilgisayarın bu anlamda rakipsiz bir üretim aracı olduğunu iddia ediyor. Yani bilgisayar, çeşitli kişiler tarafından üretilmiş içerikleri takip etmemize yaramasının ötesinde, eğitim alanında sunduğu en büyük potansiyel hepimiz için bir üretim atölyesi, stüdyosu veya tezgahı olarak kullanılabilme özelliğine  de sahip… Dolayısıyla bilişim teknolojisinin eğitime katkıları üç ana kategoride ele alınabilir:
a) Bilginin daha kalıcı ve anlamlı biçimde edinilmesini sağlayacak ortam oluşturması.
b) Bilginin bir zihinden diğerine aktarımını, yani iletişimi kolaylaştırması.
c) Üretim aracı olarak kullanılarak aktif öğrenme süreçlerini desteklemesi.

class=”cf”>
MUTLAK BAŞARI VAAT ETMİYOR
Günümüzde internet ve bilişim teknolojisine dayalı uzaktan eğitimin örgün eğitimin yerini alabileceği yönünde açıklamalarda bulunmak en azından şimdilik cesaret istiyor. Hele de, insanlık tarihi göz önüne alındığında henüz bebek sayılabilecek bilişim teknolojisinin birey ve toplum sağlığı üzerindeki etkileri tam olarak anlaşılamamışken. En azından dünyanın dört bir yanında geçtiğimiz on yıllar içerisinde sürdürülen bilimsel araştırma sonuçlarına göz gezdirerek bugün diyebiliriz ki bilişim teknolojisi bize herhangi bir sosyal alanda olduğu gibi eğitim alanında da sonsuz olanaklar ve mutlak bir başarı vaat etmiyor. Üstelik düne kadar sınıf duvarlarına sığdırılmış eğitimi tartışırken, doğanın muhteşem çeşitliği ve karmaşasının içindeki mikro ve makro düzenleri keşfetmekten uzak, keşfedilmiş ve insan beyni tarafından belirlenen bir biçimde, dozda sunulanı almak konusunda tartışmalarda gündemini koruyor. Diğer tarafta almak isteğini kilometrelerce uzakta bir bilgi kaynağına bir tuşla ulaşmanın heyecanını hisseden milyonlarca insan. Çoğumuz verimi artıracak şekilde tasarlanmış ofis bölmelerine ve bilgisayar masalarına mahkum olmaya başladığımız ömürleri sürdürürken, bu yaşam tarzıyla doğrudan ilişkili kimi fiziksel sağlık sorunlarının mevcut olduğunu hemen hepimiz biliyor ya da yaşıyoruz. Ders sırasında ekranın altında reklamı öğrenciye göz kırpan oyunların çekiciliğini ve bu oyunların 2018 yılından itibaren DSÖ tarafından da bir hastalık olarak tanındığını hatırlatmak isterim. Bilişim teknolojilerinin eğitim maksatlı yoğun kullanımına bağlı çeşitli sorunlara başlıklar hâlinde değinmek gerekirse:

class=”cf”>
a) Fiziksel sağlık sorunları (göz ve görme problemleri, dolaşım sistemi bozuklukları, iskelete ve kas sistemlerindeki bozulmalar, uyku bozukluğu ve yorgunluk, obezite).
b) Psikolojik sorunlar (internet bağımlılığı, dijital oyun bağımlılığı, online alışveriş bağımlılığı, sosyal medya bağımlılığı, televizyon bağımlılığı).
c) Sosyal sorunlar (teknolojinin aşırı kullanımı kaynaklı aile içi anlaşmazlıklar, siber zorbalık, sosyal becerilerin gelişimine ket vurma, yalnızlaşma,  siber zorbalık).d) Siber güvenlik sorunları olarak sıralanabilir.

class=”cf”>
TEKNOLOJİYİ NASIL KULLANDIĞINIZ SİZİN SORUMLULUĞUNUZDUR
Son tahlilde dikkat edilmesi gereken, bilişim teknolojisinin eğitimde kullanımı konusunda on yıllardır biriken ciddi bir akademik literatür bulunduğu ve içerisinden geçtiğimiz olağanüstü süreçte bir yandan kendimize yeni dersler çıkarırken bir yandan da bu bilgi birikimine kulak verilmesi. Kişisel deneyimler ya da kulaktan dolma bilgiler ilgili nihai yargılara varıp, bütüncül fikirler edinmeden önce bir retrospektif kazanmak ve belli bir birikime ulaşmamız şart. Neyse ki elimizin altında bilgiye hızlı kolay bir yolculuk için araçlarımız var ve bilişim teknolojisi sayesinde, konuyla ilgili araştırma yapmaya hemen şimdi başlayabilirsiniz. Sonuç olarak sizlere şunu söylemek istiyorum ki insanoğlu her alanda ürettiği her şeyi iyi ya da kötü bir amaçla kullanabilme potansiyeline sahip. Aynı şey bilişim teknolojilerini içinde geçerlidir. Teknoloji iyi ya da kötü değildir. Nötürdür. Orada öylece durur ve sizin onu kullanıp kullanmama seçeneğiniz vardır. Kullanıyorsanız da ne için kullandığınızı sorgulamaz. Bu sizin sorumluluğunuzdadır. Daha farklı bir ifade ile asıl mesele onu göklere çıkartmak ya da yerin dibine geçirmek yerine bilimsel bilgi ışığında toplumun refahını artıracak şekilde kullanılmasını sağlamak.

DOÇ.DR. HASAN ÖZGÜR KİMDİR?
Yüksek lisans eğitimini 2005 yılında Marmara Üniversitesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü’nde, Doktora eğitimini ise 2011 yılında Trakya Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nde tamamladı. 2012 yılından bu yana Trakya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapıyor. Öğretmen eğitimi, teknoloji kabulü, entegrasyonu ve dijital ebeveynlik alanlarında çalışmaları bulunuyor..

Kaynak: Hürriyet