Covid çok şeyi değiştirdi! Dili de…

Covid çok şeyi değiştirdi! Dili de...Covid çok şeyi değiştirdi! Dili de...class=”cf”>Virüsün yayılmaya başlamasıyla birlikte hayatımıza her gün yeni yeni kelimeler girmeye başladı. Bir gün filyasyon sözcüğüyle tanıştık, ertesi gün entübe etmek ne demekmiş onu öğrendik. Örneğin bugün iki cümleden birinde kullandığımız “pandemi” kelimesi bir yıl önce hayatımızda bile yoktu. Hatta kelime halihazırda Türk Dil Kurumu’nun internet üzerinden ulaşılan sözlüğünde bile bulunmuyor ancak Google Trendler’deki arama sıklığı önemli şeyler söylüyor:

 

2019 sonuna kadar Google’da bu kelimeyle ilgili bir tane bile arama görünmezken, Çin’in Vuhan eyaletinde ortaya çıkan malum virüsün haberlerinin yayılmaya başlamasıyla “pandemi” kavramını merak edenlerin grafiğinde adeta bir sıçrama oluyor. Kavramın anlamı birkaç ay içinde çok kişinin zihninde yerleştikten sonra aramalarda kısmen azalma olsa da bugün pandemi halen Google’da aramaya devam ettiğimiz bir terim.

“PANDEMIC”İN KULLANIMI YÜZDE 57 BİN ARTTI

class=”cf”>

Peki bu sadece Türkçe için mi geçerli? Tabii ki hayır… Almanya, Yunanistan’da da dil değişime uğradı. İngilizce doğrudan etkilendi. Örneğin İngilizcenin en büyük sözlüklerinden biri olan Oxford English Dictionary’nin uzmanlarına göre “pandemic” kelimesinin kullanımında geçtiğimiz yıl yüzde 57.000’lik bir artış yaşandı. “Lockdown”, “shelter-in-place”, “face masks” gibi kelimeler de virüsün ortaya çıkmasıyla alınan kapanma, maske takma gibi önlemler sonucu her zamankinden daha fazla kullanılır oldular.

Bunun yanı sıra sadece Covid-19 salgınıyla ilgili yeni kelimeler de türedi. Örneğin sağlık görevlilerinin uyarılarının aksine gerekli önlemleri almayıp hem kendi hayatını hem de başkalarının hayatını tehlikeye atanlar için “covid” ve “idiot” kelimelerinin birleşimiyle “covidiot” sıfatı ortaya çıktı. Aylarca karantina yüzünden aynı evde birlikte vakit geçirip ilişkileri bozulduğu için boşanan çiftlerin yaşadıkları durum da “covidivorce” (covid boşanması) olarak adlandırıldı.

ALMANCA’YA 1200 YENİ KELİME GİRDİ

class=”cf”>

Almancada da benzer bir durum söz konusu. Leibniz’de bulunan Alman Dili Enstitüsü’nden uzmanlara göre, Almancaya geçtiğimiz 1 yıl içinde koronavirüsle alakalı 1200 yeni kelime katıldı. “Coronamüde” (korona yorgunu), “Coronafrisur” (korona saçı), “overzoomed” (çok fazla videolu görüşme yapmaktan strese girmiş), “Coronaangst” (virüs kaygısı), “Impfneid” (aşı olana duyulan kıskançlık) gibi nice kelime son bir yılda hayatları etkisi altına alan durum ve duyguları anlatmak için kullanılır oldu.

Bunun yanı sıra olumlu anlamları olan yeni kelimeler de türedi. Mesela “Einkaufshelfer”, kendi alışverişini kendisi yapamayacak durumda olanlara yardım eden kişiye deniyor. “Coronafussgruss” ise birbirlerine dokunamayan insanların ayaklarını temas ettirerek selamlaşmalarına verilen isim.

Araştırmanın yürütücülerinden Dr. Christine Möhrs, bu kelimelerin Covid-19’lu hayatı ve bunun insanlarda uyandırdığı hisleri anlatmakta çok etkili olduğunu düşünüyor. Möhrs, Guardian’a yaptığı açıklamada, “Dünyada yeni şeyler olurken onlara isimler arıyoruz. Adı olmayan şeyler insanların korku ve güvensizlik yaşamasına neden oluyor. Ama eğer o şeyden bahsedip adını koyabilirsek birbirimizle anlaşabiliyoruz. Özellikle kriz zamanlarında bu çok önemli” dedi. Nitekim Almanca eskiden beri anlatılamayan duyguları anlatan birleşik kelimeler açısından zengin bir dil. Weltschmerz (dünya ağrısı), Zeitgeist (zamanın ruhu), Schadenfreude (başkalarının mutsuzluğundan duyulan mutluluk) gibi Almanca kelimeler, diğer dillerde de orijinal halleriyle karşımıza çıkabiliyor.

Covid çok şeyi değiştirdi Dili de...

class=”cf”>

YUNAN UZMANLAR RAHATSIZ

Öte yandan Covid-19’la gelen yeni kelimelerden memnun olmayanlar da az değil. Örneğin Observer’a konuşan Yunanca uzmanı Profesör Yorgo Babiniotis, anadilinin salgın kaynaklı İngilizce kelimelerin istilası altında olduğunu düşünenlerden. Yunanca 9 sözlük yazmış olan Babiniotis, dilin doğası gereği sürekli değişen canlı bir organizma olduğu fikrini kabul etse de 1 yıl içinde koronavirüsle birlikte Yunancaya giren İngilizce kelimelerin sayısının çokluğundan rahatsız.

“Konuşma ve yazı diline gereğinden fazla yeni kelime girdi. Bazen televizyonda duyduğum cümlelerdeki kelimelerin neredeyse yarısı İngilizce oluyor. Sanki bir karma dil konuşuluyor gibi” diyen Babiniotis, bu kelimelerin Yunanca karşılıklarının bulunabileceğini savunuyor. Üstelik sorun sadece doğrudan pandemiyle alakalı sözcüklerde de değil. (‘Pandemi’nin Yunanca “tüm” anlamına gelen “pan” ve “insanlar” anlamına gelen “demos” kelimelerinden türediğini de hatırlatalım.)

Ülkede uygulanan karantina ve sokağa çıkma yasağı önlemleri nedeniyle birçok mağazada eve teslim, tıkla al gibi uygulamalara geçildi. Ancak mağaza sahipleri bu hizmetleri İngilizce adlarıyla yani “delivery” ve “click-and-collect” gibi isimlerle halka sunuyor. Yaşı daha genç olan, okullarda yabancı dil eğitimi alarak yetişen ve internet kullanan nesil için “Greenglish” adı verilen bu yarı Yunanca yarı İngilizce dilin kullanımı sorun teşkil etmezken, ileri yaşlardakiler için erzak alışverişi bile bir zorluk haline geliyor.

Covid çok şeyi değiştirdi Dili de...

“BUNLAR İHTİYAÇ ALINTILARI”

Dillerin son 1 yıldaki değişimini özellikle de Türkçedeki durumu nasıl değerlendirmemiz gerektiğini biz de Fırat Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Buran’a sorduk.

Türkçenin yeni kelimelerinin çoğunluğunun sağlık terimleri olduğunu ve sayılarının da sanıldığı kadar fazla olmadığını belirten Buran, “Dilimize her gün çeşitli alanlarla ilgili onlarca yabancı kelime girerken, koronavirüs dolayısıyla dilimize giren birkaç kelimenin Türkçeyi olumsuz etkilemesi söz konusu olmaz” dedi.

Her dilin başka dillerden belirli oranlarda yabancı kelimeler alıp kullandığını da hatırlatan Buran, “Yabancı kelimeler, tek başına dili yozlaştırmaz. Bu kelimelerin sayısı, kullanım sıklıkları artarsa ve uygun sözlerle karşılanmayan çeviriler yapılırsa dil yozlaşır” dedi. Dillerin yabancı dillerden kelime almasının iki şekli olduğunu da belirten Buran şöyle devam etti:

“Birincisi, ‘bilgi’ ya da ‘ihtiyaç’ alıntılarıdır. Dile yeni bir kavram kazandıran bu durum alıntıyı yapan dil için bir gelişme, kazanç ve zenginliktir. İkincisi ise ‘moda’ ve ‘özenti’ alıntılarıdır. Moda ve özenti alıntılarında, kaynak dilden hedef dile yeni bir bilgi, yeni bir kavram gelmez. Bunlar, alıntıyı yapan dilin dünyasına bir şey katmadığı gibi, o dilin kimi öz kelimelerinin geri plana itilmesine ya da unutulmasına neden olabilir.”

“BİR ŞEY VARSA ONUN BİR ADI VARDIR, YOKSA ADI DA YOKTUR”

Koronavirüs sürecinde ortaya çıkan yabancı kelimeleri de bu bağlamda değerlendiren Buran, “Biraz modaya uymak, biraz daha bilgili görünmek, biraz da mesleki alışkanlık ve pratikle yabancı terimler kullanılıyor” ifadelerini kullandı. Buran, salgın sürecinde karşılaşılan kavramların büyük bir bölümünün Türkçe karşılıkları olduğunu da hatırlatarak, “Bilim kurulu toplantılarında hangi kelimelerin kullanıldığının o kadar da önemi yoktur. Ancak halka dönük bilgilendirici konuşmalarda Türkçe terimlerin kullanılması, hem yabancı kelimelerin yaygınlaşmaması hem de halkın söylenenleri anlayabilmesi bakımından daha doğru bir tercih olur” dedi.

“Bir şey varsa onun bir adı vardır, yoksa adı da yoktur. Pandemi olursa, pandemi sözü kullanılacak, olmazsa kullanılmayacaktır” diyen Buran, söz konusu kelimelerin çoğunluğunun salgından sonra sadece ilgili alanın terimleri olarak alanın uzmanlarınca kullanılacağını, halkın dağarcığından ise zamanla silineceğini de sözlerine ekledi.

Kaynak: Hürriyet