Çocuklar iyi değil! ‘Aşık olmaya cesaret etmek bile güç…’

Sağlık açısından yarattığı yıkıcı etkinin yanı sıra pandemi ekonomik ve sosyal olarak da toplum üzerinde yoğun bir etki bırakıyor. ABD’de yapılan bir araştırma sonucunda 18-29 yaş aralığında olup ebeveynlerinin yanında yaşayan gençlerin oranı yüzde 50’yi geçti ve ülkede tarihin en yüksek seviyesine çıktı. Ekonomik sıkıntılarla birlikte evden çalışma imkanı da gençlerin bazılarını bu tercihe itiyor. Ancak oranın bu denli yükselmesinde global çapta görülen ekonomik daralmanın da çok etkili olduğunun altı çiziliyor.
EKONOMİK OLARAK EN ÇOK GENÇLER ETKİLENDİ
Covid-19’u ekseriyetle daha hafif atlatan ve daha düşük risk grubunda olan 18-25 yaş arası gençler, pandeminin ekonomik etkisinden ise oldukça ağır bir şekilde etkilendi. OECD raporuna göre, pandemi sürecinde, 18-25 arası gençler, 26-64 yaş arası bireylere göre 2.5 kat daha fazla oranla işten çıkarılıyor. Ipsos’un aralarında Türkiye’nin de yer aldığı 27 ülkeden yaklaşık 20 bin katılımcıyla hazırladığı “What Worries the World” (Dünyayı Ne Endişelendiriyor?) çalışmasında da çarpıcı sonuçlar ortaya çıkıyor.

Bu çalışmanın da ışığında gençlere kulak verdik. Beş gencimiz endişelerini, korkularını, kaygılarını ve ciddi rahatsızlıklarını samimiyetle Sözcü.com.tr’ye anlattı.
21 yaşında bir radyo televizyon ve sinema öğrencisi olan Ecem Gelgeç, “Gelecek kaygısını çok fazla hissetmeye başladığım bir dönem. Çevremde birçok insanın mesleki açıdan sıkıntı yaşadığını görüyorum. Bu süreçte iş bulmak çok zor. Kaldı ki evden çalışmanın mümkün olmadığı sektörlerde -benim alanım da böyle olacak- çalışan insanlar bitik haldeydiler” dedi ve ekledi: “Evdeyken kendini geliştirmek için bolca vakti oluyor insanın evet ama o psikolojiyi artık yavaş yavaş kaybetmeye başlıyormuşum gibi hissediyorum. Böyle olduğunda da o bol vakti, hiçbir şey uğruna harcamış gibi hissetmekten öteye gidemiyor insan…”
ʻʻ ‘En çok rahatsız olduğum şeylerden birisi de bilinçsiz insanlar. Her şeyden önce bireysel değil toplumsal düşünmek gerek. Bence toplum, bir kişinin sorumsuzluğunun kaç kişinin hayatına mal olduğunu öğrenmeli. 21 yaşındaki üniversite öğrencisi Ecem Gelgeç, rahatsızlık duyduğu şeyleri bu sözlerle aktarıyor…
Ipsos’un araştırmasına döndüğümüzde Türkiye’den katılanların yüzde 74’ünün ülkenin yanlış yolda olduğunu düşünüyor olması dikkat çekiyor. 25 Eylül ve 9 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilen araştırmada çıkan sonuçta pandeminin de yoğun etkisi görülürken, ülkesinin yanlış yolda olduğunu düşünenlerin oranı Fransa’da yüzde 79, Belçika ve İspanya’da yüzde 76, Birleşik Krallık’ta yüzde 71, ABD’de yüzde 68, Almanya’da ise yüzde 52 seviyesinde.

Ecem Gelgeç’in de bahsettiği gibi evden çalışma imkanının olmadığı sektörlerde çalışan gençler de kendilerini ciddi bir baskı altında hissediyor. Bu gençlerden biri de 27 yaşındaki Kubilay Çakmak. Radyo televizyon ve sinema öğrencisi olan ve İstanbul’da bir restoranda garsonluk yapan Kubilay “Artık salgının ölümcül risklerinden çok, bendeki maddi ve manevi etkisini düşünmeye başladım. Hani derler ya ‘Canına geleceğine…’ diye, bu süreçte alınan sözde tedbirler ile bir gelecek hayal edemez oldum. Yiyecek-içecek sektöründe çalıştığım için kısıtlamalar kazancımın %70’ini etkiliyor. Lakin artık bir kazançtan da bahsedemediğimden, asıl istediğim mesleği icra edemeyeceğimi düşünmeye başladım ve bu konuda da büyük endişe duyuyorum” diyor.
ʻʻ Devlet halkın güvenliğinden ve sağlığından sorumludur; şu an sadece kendi güvenlik ve sağlıklarından sorumlu gibiler. Böyle olduğu içinde ne verdikleri sayıya, ne söyledikleri cümlelere inancımız kalıyor. Kubilay Çakmak, yetkililere duyulan güvenin azalmasını bu sözlerle açıklıyor.
Kubilay bu süreçte en çok rahatsızlık duyduğu konunun ise ülkeyi yöneten siyasetçilerin tutarsızlıkları olduğunu ifade ediyor:

“‘Mesafe de mesafe’ denirken yapılan mitingler ortada. Tüm bunlardan sonra da tüm yasak ve tedbirlerle sadece bizim (halkın) yaşam alanı kısıtlanıyor. Bir yerde devlete güven kalmadıysa kendi sorumluluğunu kendin üstlenirsin, kendi kurallarını koymaya başlarsın. Bu da zaten gelinen noktanın en büyük nedeni; artık insanlar hastalığı takmıyor. ”

Özel bir klinikte çalışan 24 yaşındaki anestezi teknikeri Çağla Ürgün ise en çok mağduriyet yaşayanların sağlık çalışanları olduğunun altını çiziyor:

“Pandemi hepimizi maddi ve manevi yönden fazlasıyla etkiledi. Sürecin doğru yönetildiğini düşünmüyorum ve bu süreçte en çok yıpranan, mağdur olan kişilerin de sağlık çalışanları olduğunu düşünüyorum. Sağlık çalışanlarının izinleri durdurulurken, istifa ve emeklilik hakları alınırken insanlar düğünler yapmaya, restoranlara, kafelere, barlara gitmeye devam ettiler.”
‘ENDİŞE EDİYORUM…’
“Ekonomimiz kötü olduğu için vaka sayıları azalır azalmaz eski hayata dönüşün yolu açılmıştı ve şimdi yeniden kısıtlamaya gidiyoruz. ‘Kafeler kapanıyor ama panik yapmayın AVM’ler açık’ deniyor adeta. Anlamak çok güç” diyen Çağla da salgının ekonomik etkisinin uzun süreceğinden endişe ediyor: “Bu virüsle birlikte ekonomimizde asla düzelmeyecek yaralar oluşacağından ve yaşadığımız hem maddi hem manevi çöküşün süreceğinden endişe ediyorum.”
DÜNYADA DA DURUM BENZER
Gençlerin ABD’de ve dünyanın pek çok farklı yerinde de benzer şikayetlere sahip olduğunu görüyoruz. Financial Times’ın, genç kuşağın pandemide doğan rahatsızlıklarına yer verdiği özel haberinde ortaya çıkan sonuç da şaşırtıcı olmuyor. Bir şeylerin yanlış gittiği konusunda hemfikir olan gençler; değersiz hissettiklerini, işsizlik korkusunun psikolojik etkileriyle çok zorlandıklarını, liderlere güvenmediklerini, her şeyden korkar hale geldiklerini ve sistemin ekonomik açıdan kendilerini kurban ettiğini aktarıyorlar. Bu ortak görüşlerin Türkiye’de de bir yansıması var elbette. Ipsos’un araştırmasına geri döndüğümüzde Türkiye’de corona virüsünden endişe duyan katılımcıların oranı yüzde 34. İşsizlik ve sahip olunan işi koruma konusunda duyulan endişenin oranı ise yüzde 38. Yoksulluk ve sosyal eşitsizlik endişesinin oranı da yüzde 32 olarak kaydedilmiş.

Radyo ve televizyon programcılığı mezunu olan ancak barmenlik yapan 29 yaşındaki Birkan Harmandalı’nın da endişesi oldukça benzer. Birkan, haberimize görüşü ile katkı veren Kubilay ile ev arkadaşı. Yiyecek-içecek sektöründe çalışan ikili son kısıtlamalar ile kara kara düşünmeye koyuldu. Kısa filmler çekmek, senaryolar yazabilmek için bu sektörde çalışan ve kendilerine bir yarı-stüdyo, yarı-ev denebilecek bir mesken kiralayabilen Birkan ve Kubilay’ın gündeminde evi kapatmak da var…
‘AŞIK OLMAYA CESARET ETMEK GÜÇ…’
“Her şeyin başında işsizlikten endişe duyuyorum; ekonominin tükenme noktasına geldiğini ve bu sorunun uzun vadede de devam edeceğini düşünürsek 2021 yılına nasıl bir durumla gireceğimizi tahmin etmek zor olmamalı. Gelecekle ilgili konuşulan tek bir şey bile yokken insanların her geçen gün umursamaz davranması endişelerimi daha da artırıyor. Planlar yapmak, radikal adımlar atmak, aşık olmak, daha bir sürü şeye cesaret etmek çok güç…”
ʻʻ Bu süreçte en çok şikayet edeceğim durum ise insanların bencilce davranması. İlk zamanlar sokağa çıkmak için saat tutan insanlardan, maskesini çenesine takan insanlara kadar gider… 29 yaşındaki Birkan Harmandalı, insanların bencilce davrandığını düşünüyor
 
BELİRSİZLİK KORKUTUYOR
Tarih bölümünden mezun 24 yaşındaki Sena Özdemir ise “Adına ‘yeni normal’ dedikleri süreci, yeni doğmuş bir bebek ürkekliğinde karşıladık. Bu süreç, bildiğimiz hayatın normallerine hiç benzemiyordu. Daha önce ne maskeyle hayata karışmayı tecrübe etmiştik ne de sevdiklerimizle aramıza mesafe koymayı… En büyük endişemiz ise bu yeni normallerin, artık hayatımızın geri kalanında da bizimle olacak olmasıydı” dedi.

Sena, “Bu sürecin ne zaman biteceğinin belirsiz olması beni de en çok endişeye düşüren noktaydı. Bu belirsizlik içinde, gelecek ile ilgili hedefler koyup, çalışmak çok sıkıntılıydı. Atalete sürüklendiğim çok zamanlar oldu” diye konuşurken, olayın ciddiyetinin farkına varılamamış olmasından şikayetçi:

“Pandemi sürecinde alınan tüm tebdirler karşısında bazı insanlarımızın olayın ciddiyetinin farkına varamayıp, vakaların artmasına sebep olacak davranışlar göstermesi, sekiz aydır virüsle mücadele eden tüm sağlık çalışanlarına ve kendini korumaya çalışan insanlara yapılan büyük bir haksızlıktı.”

Kaynak: Sözcü