Cezaevlerinde ücret tarifesi!

Sevgili okurlarım, Türkiye’de pek çok gazeteci arkadaşımızın tutuklu veya hükümlü olarak cezaevlerinde yatmakta olduğunu biliyorsunuz.

Hiçbir suçları olmadığı halde, sadece siyasi nedenlerle…

Onlardan biri de Murat Ağırel…

Son çıkan kitabı Sarmal’ı eğer okumadı iseniz mutlaka okumanızı bir kez daha öneririm. (Kırmızı Kedi Yayınevi.)

Türkiye’yi kimlerin nasıl soyduğunu, elde edilen soygun paralarının İslamcı kesimle birlikte yandaş kesime nasıl hortumlandığını belgeleriyle göreceksiniz.

Ama konumuz bu değil…

★★★

Yeniçağ Gazetesi yazarı Murat şu anda devletin gizli bilgilerini açıklamak iddiasıyla Silivri cezaevinde tutuklu yatıyor.

Birkaç gün önce gazetelerde çıkan bir yakınmasını, daha doğrusu mektubunu okudum…

Okudum ve şaşırdım kaldım…

Şöyle diyordu:

“Silivri Cezaevi’nde tek kişilik bir hücrede tek başıma kalmaktayım.

Geçenlerde bana 112 liralık bir elektrik faturası geldi.

Hücremde sadece bir televizyon ve su ısıtmada kullandığım bir ‘kettle’ var.”

Belki yazmayı unutmuştur…

Bir de gece karanlıkta kalmamak için ışık yakıyor! Koğuşlarda 24 saat ışık yanması zaten zorunlu. Karanlık yasak.

Murat Ağırel işi biraz da gırgıra vurup, kısa mektubunu şöyle bitiriyor:

“Bu fatura mutlaka dış güçlerin işi olsa gerek!”

★★★

Bu mektubu okuyunca meraka kapıldım ve cezaevi işlerini bilen hukukçulara sordum…

-Bir tutukluya böyle bir fatura gelebilir mi?

Evet, gelirmiş.

Normal bir uygulama imiş… Konuşmalarımız devam etti:

-“Nasıl oluyor bu?

-Tamamen yasaldır, mevzuatta yer almaktadır. Herhalde bilmiyorsunuz, dahası da var. Tutuklu ve hükümlülere sadece elektrik değil, koğuşta kullanılan suyun faturası da gelir. Ama iş bu kadarla biter zannetmeyin. İçeride yatanlara devlet günde üç öğün yemek verir. Sabah kahvaltı, öğle ve akşam yemeği. Şimdi belki şaşıracaksınız ama bu yemeklerin parası da cezaevinde yatana ödetilir.

-Peki ama tutuklu veya hükümlünün içeriye para sokması kesinlikle yasak olduğuna göre, çıkarılan borçlar kendisinden nasıl tahsil edilir?

-Hesabına yazılır.

-Sonra?

-Ölmediği takdirde, nasıl olsa günün birinde tahliye edilecektir. İşte o zaman, tahliyeden bir süre sonra kendisine Maliye’den bir tebligat gidecektir ‘Cezaevi günlerinizden kalan şu kadar yemek, elektrik ve su parası borcunuz vardır. Bunun en kısa zamanda ödenmesi’ diye…’

-Peki tahliye edilen şahsın parası yoksa?..

-Ödeme emri bazen icraya konulur. Herhangi bir malı, mülkü ya da maaşı, geliri vesairesi varsa onlara haciz gelebilir. Hiçbir malı mülkü olmasa bile bu haciz kararları olduğu gibi kalır. Günün birinde bir şeyleri ortaya çıkarsa Maliye onun tepesine biner ve karar uygulanır! Biliyorsunuz, devlet alacağına şahin, vereceğine kargadır derler! Doğru laftır, alacağını hiç kimsede bırakmaz. Ama devletimiz çoğu zaman ‘Anlayış’ gösterir. Bu işin üzerine fazla gidilmediğini de bilmek gerek. Yani sonuçta her tahliye edilen, üzerindeki borç kayıtları ve baskısıyla çıkmış olur.”

Bu kısacak soruşturma sonrasında elimde olmayarak “Vay anasını sayın seyirciler, bir yaşıma daha girdim” demişim.

★★★

Sevgili okurlarım, bunca yıldır gazetecilik yapma iddiasıyla geçinen sıradan bir vatandaşım…

Ama inanın, Türkiye’deki cezaevlerinde böyle bir uygulama olduğunu ilk kez Murat Ağırel’in o kısacık yakınma mektubu sonrasında öğrenmiş oldum.

İyi ki merak edip bilenlere sormuşum. 

Başka ülkelerde durum nasıldır, aynı uygulama var mıdır, doğrusunu isterseniz onu bilemiyorum.

★★★

Cezaevine hiç kimse kendi isteği ve özgür iradesiyle girmez.

Ya bir suç işlemiştir, ya iftiraya uğramıştır, ya da verilen yanlış yargı kararları nedeniyle haksızlığa kurban edilmiştir…

Şimdi bir düşünün yani, herhangi bir kimse şu veya bu nedenle cezaevinde yatmak zorunda kalmış…

Ve tahliye edildikten sonra bile kendisinden cezaevinde geçmiş ayların ve yılların elektrik, su, yemek paraları isteniyor!

Varlıklı biri değilse o kadar parayı nereden bulup ödeyecek?

Tam özgürlüğün tadına varacakken, tepesine binen haciz kararlarıyla nasıl baş edecek?

Bilemedim…

Lütfen cahilliğime verin ama ben bu işi hiç anlayamadım.

Siz anladınız mı?

Kaynak: Sözcü