Bir kişinin muhafazakar olduğu nasıl anlaşılır

Mozaik, küçük ve renkli parçaların yan yana getirilmesiyle elde edilen bir eserdir.

Sosyolojik anlamda ise bir zeminde her bir azınlığın temsilini ifade eder.

Mozaiğin en önemli yanı, rengi ne olursa olsun en küçük parçanın bile dikkate alınması, onun yok sayılmamasıdır. Ana rengin hâkimiyeti arttıkça mozaik de özelliğini kaybeder.

Bu kural mozaik pasta yapımı için de geçerlidir. Ana malzeme olan çikolata sosu, ölçüsüz konulduğu takdirde içindeki bisküvileri eritip mozaik görüntüsünü yok eder. Fazladan konan bu sos aynı zamanda pastayı lezzet olarak da ağır yapar.

Türkiye Adalet Akademisi Başkanı Muhittin Özdemir’in 6 Ocak 2020 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde bir röportajı yayımlandı. Malumunuz, geleceğin hâkim ve savcılarını bu kurum yetiştiriyor.

Söyleşide iki nokta dikkatimi çekti. Birinde Başkan aynen şöyle demiş:

“…Şu andaki adaylara bakın. Anadolu’da kim varsa burada da o var. Her gruptan insan var. Muhafazakâr var, başörtülü var, açık var, herkes var. Türkiye mozaiği var.”

Şahsen bu tarz tasnif edici bir söylemi oldukça sıkıntılı buldum. Sayın Başkan, sınavla aldıkları bir adayın muhafazakârlığını nasıl anlayabilmiş? Hadi “başörtülü, açık” ayrımını dış görünüşten yapmak mümkündür. Bir bakışta kişilerin muhafazakâr olduklarını nasıl tespit etmişler?

Sayın Başkan, buradan çıkan anlam şu: Demek ki sınav sisteminiz bu türden ayrımlar üzerinden yürütülüyor.

O halde bize adayların kaçının laik, ateist, deist; kaçının sosyal demokrat, liberal, milliyetçi, ulusalcı veya solcu olduğunu da söyleyebilir misiniz? Muhafazakârlar arasında iktidar muhalifleri de var mıdır? Mesela Babacan veya Davutoğlu ekibinden?

Ya da muhafazakârları cemaat bağlamında da tasnif edebilir misiniz? Örneğin Menzil, İskenderpaşa, İsmailağa gibi… Pardon, Alevi vatandaşlarımızı unuttuk. Yoksa onlar potaya da mı girmedi?

Bu söylediklerim size absürt gelmesin! Bir kişinin muhafazakâr olduğunu hemen söyleyebilmek, bu konuda kişisel bir veri havuzunuzun olduğuna işaret eder.

“Türkiye Mozaiği” iddianıza gelince, muhalefet partililerden il, ilçe başkanlığı yapmış olanı bırakın, bunların akrabası olan tek bir kişinin dahi hâkim veya savcı olduğunu gösterebilir misiniz?

Akrabalığı da bir yana bırakalım. İktidar partisinden bizatihi il veya ilçe başkanlığı yapmış kişiler içerisinden “Zinhar hâkim ve savcı yaptığımız kimse yoktur.” diyebilir misiniz? “Geçin bunları kardeşim, bal tutan parmağını yalar. Bu geçmişte de böyleydi.” diyecekseniz o da ayrı bir mesele…

Ancak yazılı sınavı ilk sıralarda kazanıp da mülakatlarda elenmiş, bu mozaiğe küçük bir çakıl taşı dahi olamamış onlarca gencin çığlıkları ortalıkta kol geziyor. Yoksa size hiç ulaşmadı mı?

Sayın Akademi Başkanı bir diğer söyleminde yine garip bir vurgu yapmış: “Hâkim ve savcılarımız tarafsızlıklarına bağımsızlıklarına hepsi çok düşkünler. Bir kaç tane spesifik olay üzerinden adaletle ilgili algı yaratmanın doğru olmadığını düşünüyorum. Haksızlık, kesinlikle haksızlık.”

Yani Sayın Başkan, açıkçası adaletle ilgili her şeyin rayında gittiğini, birkaç belirgin olay üzerinden algı problemi yaratıldığını iddia etmiş.

Sözcü Davası’nda verilen kararın Adalet Bakanı’nı bile çileden çıkardığını acaba bir biz mi duyduk?

Taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelere rağmen hâkim ve savcılarımız Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Osman Kavala hakkında verdiği hak ihlali kararını tınlamadı bile.

Ceza yargılamasında beraat edip veya haklarında takipsizlik kararı verilen kişilerin idari yargı kararıyla hâlihazırda avukatlık ruhsatları iptal ediliyor. Bu yüzlerce vatandaşın durumları sizce çok mu sıradan?

Cumhuriyet Gazetesi Davası sizce “Ne var canım, yatıp çıktılar!” denebilecek kadar çok basit spesifik bir olay mıydı?

Yoksa Fetö borsası iddiaları sizce dikkate alınmaması gereken bir adli masal mıdır?

“Damat ol, kurtul!” ilkesi acaba hangi teşkilatta geçerli? Sakın ha Tarım ve Orman Bakanlığı demeyin!

Üç kişilik heyetten oluşup da kararları tek kişinin verdiği, diğer üyelerin adeta stajyer olarak çalıştırıldığı Ağır Ceza Mahkemeleri acaba hangi ülke veya ülkelerde yer alıyor?

Aynı eyleme birden fazla soruşturma başlatmak veya takipsizlik kararı verilen bir dosya için iddianame düzenlemek “pardon” ile geçiştirilebilecek bir olay mıdır?

Sayın Başkan, bence siz bu konulara hiç girmeyiniz! Zira göreve geleli henüz sekiz ayı bile doldurmadınız. Vazifeniz geçmişte yapılan yanlışlıkları savunmak veya adaylarınızı görüşlerine veya inançlarına göre tasnif etmek değil. Hele ki bunu kamuoyu ile paylaşmak hiç değil. Eğer niyetinizde samimi iseniz ki öyle inanmak istiyoruz; sadece ve sadece hâkimlik vasfı ile bağımsızlık ve tarafsızlık ilkelerine odaklanın yeterli.

Bu vasıfların neler olduğu gerek çağdaş ve gerekse milli hukuk sistemimizde mevcuttur. Yine de hoşunuza gider diye bu konuda nostaljik bir yolculuk yapayım istedim. Mesela Mecelle’de bile bir hâkimde olması gereken vasıflar açıkça belirtilmiştir. Mad.1792 şöyle der: “Hâkim; hâkim (bilgili), fehim (kavrayışlı), müstakim (doğru), emin (güvenilir), mekin (vakarlı), metin (dayanıklı) olmalıdır.” Kısacası günümüzde biz buna liyakat diyoruz. Dikkat ederseniz burada bile “muhafazakâr, başörtülü, başı açık”  şeklinde bir kıstas yok.

Bağımsızlık ve tarafsızlık ise sözde olmaz. Bir hâkime veya savcıya coğrafi teminat güvencesini sağlamadan, edilen her laf havada kalır.

Sayın Başkan, söylemlerinizin arasına sıkıştırdığınız “Bir kaç tane spesifik olay üzerinden adaletle ilgili algı yaratılıyor.” şeklindeki ifadenizle, asıl siz yapılan bir takım yanlışlıkları gizlemeye yönelik bir algı yarattığınızın farkında değilsiniz.

Üstelik bir pasta şeklinde sunmuş olduğunuz bu mozaik iddianızı ben sindiremedim. Zira görünürdeki muhafazakâr ana sos bana çok ağır geldi. Sindirebilen varsa, afiyet olsun!

Ramazan Bulut

Odatv.com

1,016 Bu habere tepkiniz:

Kaynak: OdaTV