“Altın çağ” diyen yandaş ismi eleştirdi ve ekledi: Böyle tiyatro imkansız

Tiyatro ve dizi oyuncusu Nedim Saban, pandeminin ardından son üç ayda tiyatro dünyasında yaşananlar hakkında dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Karar gazetesinden Saliha Sultan’a konuşan Saban, pandemi sürecinin sıkıntıları daha da arttırdığını belirtti. Saban, “Ben sosyal mesafeyle tiyatronun neredeyse imkansız olduğunu düşünüyorum” dedi.

Nedim Saban, yandaş Sabah gazetesi yazarı Mevlüt Tezel’in tiyatrolarla ilgili “altın çağını” yaşadığına dair sözlerine de bir göndermede bulundu. Saban, tiyatronun pandemi öncesi “altın çağını” yaşadığını söyleyenlerin tiyatro dünyası hakkında hiçbir fikri olmadığını belirtti.

Nedim Saban, “Bağımsız tiyatrolar pandemi öncesi altın çağını yaşamıyordu. Son on yıldır oyun başı ödemelerle ayakta duruyoruz. Türk tiyatrosunun bağışıklık sistemi düşüktü. Altın çağda yanlış vitamin kullanmışız. En büyük kriz, tiyatrocuların böyle bir dönemde bile ayrışarak ‘Kim daha zor durumda?’ yarışına düşmesi oldu. Temmuzda perdeler açılıyor açıklaması gerçekçi değil. Sosyal mesafeyle tiyatro neredeyse imkansız” dedi.

Sabah gazetesi yazarı Mevlüt Tezel, koronavirüs salgını nedeniyle 17 Mart’ta perde kapatan tiyatroların emekçileri tarafından başlatılan “Tiyatromuz Yaşasın” kampanyasından bahsettiği yazısında şunları yazmıştı:

“Salgından önce özel tiyatrolar altın çağını yaşıyordu, bazı oyunlara 100-150 liraya bilet bulunamıyordu, devlet yine yardım yapsın ama kuzum siz de hiç mi kenara para koymadınız?”

Nedim Saban’la yapılan röportaj ise şu şekilde:

“-Pandemi süreci tiyatro camiasını nasıl etkiledi?

Pandemi sürecinde işsiz kalan yüzlerce emekçiden söz ediyoruz.  Sadece oyuncular değil, ekmeğini tiyatrodan kazanan ışık teknisyeni, dekor teknisyeni, tasarımcı ve daha nice insan. Özel tiyatrolar eskiden tüm kadrolarını sezon başında kurar ve maaş usulüyle çalışırlardı. Ancak gerek salonlarımızın kapanması, gerek tiyatro sezonunun kısalması, yaz turneleri yapamamamız, kentlerin büyümesi nedeniyle bir semtte barınmak yerine İstanbul’da, Anadolu’da salon tahsislerine bağımlı olarak bazı aylarda birkaç temsile düşen oyun sayımız nedeniyle son on yılda oyun başı ödemelerle ayakta duran bir sektör haline gelmiştik. Sezonun en verimli ayı Mart’tır, çünkü seyirci görmek istediği oyunlara artık karar vermiştir, Tiyatro Günü ekseninde festivaller başlar, turneler hızlanır. Bu talihsiz süreçte her şey Mart ayında aniden durunca, hem onlarca oyun iptali oldu, hem de hazırlıksız yakalanmış olundu. Yüzlerce ön bilet satışına rağmen durmak zorunda kaldık.

-Normalde ayda bir kaç oyunla nasıl geçiniyordu tiyatrocular? Günlük mü yaşıyor tiyatrocularımız?

Oyuncular, dizi setleri, dublajlar, reklam çalışmalarıyla dengeliyorlardı bunu. Türkiye tiyatrosu ne yazık ki öyle oluyor. Oyuncuların büyük bölümü harcamalarını iki oyun arasına denk getiriyor, bizler de gece yarısı 24.00’da pos gelirlerinin hesaba düşmesiyle ertesi sabahki ödemeleri planlıyoruz. Özellikle salon kiraları, maaşlı elemanları, büyük harcamaları olan tiyatrolar daha da zor durumda kaldı. Ancak bence en büyük kriz tiyatrocuların böyle bir dönemde bile ayrışarak, ‘Kim daha zor durumda?’ yarışına düşmeleri oldu. Tiyatro, sektöre dönüşmeli dediğim zaman esnafça düşünmekle suçlanıyordum, oysa bir sektör olabilseydik, sorunların çoğunu göğüsleyebilirdik. Sektör olmak ya da biraz daha sade bir ifadeyle meslek olarak görülmek için, siyasi, estetik görüşler, yaklaşımları bir kenara itersiniz, üst akılda  ve ortak çıkarlarda birleşirsiniz. Bu çıkarlar da günlük sıkıntılardan öte, gelecekle ilgili olmalıdır.  

-Tiyatromuz pandemi öncesi ‘altın çağını yaşıyordu’ diyenler var… 

Nicel büyümeye aldanmamak gereğini baştan beri söylüyordum, yılda birden bire 500 oyun sahnelenmesi bir altın çağ değildir. Altın çağı kapıda starlarla selfie çektirmek isteyen seyirci üzerinden okursanız, bu hale düşersiniz. Galiba pandemi sürecinden çıkan sonuç şu: Türkiye Tiyatrosu’nun bağışıklık sistemi düşüktü. Altın çağda yanlış vitamin kullanmışız.  

SOSYAL MESAFELİ TİYATRO İMKANSIZ

-Bağımsız tiyatrocular bu üç ayın sonunda ne hissediyor? Temmuz’da perdeler açılabilir açıklaması heyecan yarattı mı? Ya da endişe var mı?

En büyük endişe kendimizi ifade edemiyor olmamız. Pek çok sektör zor durumda, işsizler ordusu var, en çok tiyatrocuların sesi çıkınca ve sosyal medya da bir güç olarak kullanılınca, yolu hiç tiyatrodan geçmeyenler ‘ayrıcalığınız ne’ diye sorabiliyorlar. Bunu sanat düşmanlığı olarak görmemek  lazım. Üst perdeden ‘sanat iyileştirir’ mesajları yerine, biz sanatçılar da seyircimizle aynı durumdayız mesajı verebilmeliyiz. Bunun için de, pandemi öncesinde metrobüse binmekten gocunmayan insanlar olmalıydık. Temmuz’da perdeler açılıyor açıklaması hiç gerçekçi değil. Bir oyun planlamak, bilet satmak için oyunu hangi kurallarda oynayacağınızı bilmeniz lazım. Sosyal mesafe kuralları ne olacak? Geçen gün Berliner Ensemble’da  uygulanan oturma düzenine bakınca, neredeyse dörtte bire düşüyor sayı. Biz bu oyunu hangi kurallarda oynayacağız? Ticari olarak riskimiz ne olacak, oyuncularımızı turneden turneye götürürken onların sağlığını nasıl koruyacağız? Ben sosyal mesafeyle tiyatronun neredeyse imkansız olduğunu düşünüyorum. Seyircinin sesini duyamayacaksınız, kaldı ki oyuncularınız da birbirlerinden uzak oynarsa, işin bütün sıcaklığı gidecek.

Açıkhava Tiyatroları büyük bir potansiyel. Belediyelerin bunun farkında olmaları ve özel tiyatrolara kapılarını açmaları gerek. Belki sosyal mesafe koşulları burada daha rahat uygulanabilir çünkü. Öte yandan belediyeler iptal edilen festivaller ya da planladıkları oyunların ödemelerini yapabilirdi tiyatrolara mesela. Böyle bir insiyatif bile soluk aldırırdı hepimize. 

EN BÜYÜK EKSİĞİMİZ KÜLTÜR POLİTİKASI

-Bu süreçte devletin kredi imkanı, vergi, SSK öteleme desteklerini nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Ötelemek bir çözüm değil, borçlandırarak bir batağa sürükleniyor sektör. Yıllardır en azından vergi oranlarının düşürülmesini tartışıyoruz. Bunu yapmak o kadar zor muydu bilemiyorum.  Devlet desteği yılda bir kez toplanan bir kurulun ödeme yapması demek değildir. Bu tabii ki gerekli ve hatta arttırılmalı, Bakanlık bunu yaptı, ancak bir kültür politikası olsa, devlet sanata, sanatçıya farklı biçimde sahip çıkabilir. En büyük eksiğimiz bir kültür politikası! Geriye dönüp baktığımızda, 1970’lerin ilk günlerinden bu yana tartışılan şeyler 2021’de de konuşuluyor. Bütün hükümetler sorumlu. En acısı da, kültür insanlarıyla devlet yönetimi arasında bir ara yüz olmaması. Bunu bürokratlar gerçekleştiremez, nitelikli kültür insanları yapar. Gerçeküstü şeyler de oluyor. Devlet desteğine başvurmak için vergi borcunuz olmamalı ama vergi borcunuz olduğu için devlet desteğine gereksiniminiz var ve devlet desteği alarak yine devlete borcunuzu ödüyorsunuz. Çok pratik bir önlem olarak, başvuruyu alır, desteği aktarmadan önce vergi borcunu tahsil edersiniz, olur biter.

Odatv.com

<br/>

1,050 Bu habere tepkiniz:

Kaynak: OdaTV