2.5 ayda ne değişti… Erdoğan’ın sözlerini AKP’liler unuttu

<p>CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel ve İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu'nun bazı sözleri üzerine başlayan “darbe” tartışmaları hızlanarak devam ediyor.</p>

10 gün önce Özgür Özel, “Saray rejiminin sonu geliyor” ifadesini kullanmış, Canan Kaftancıoğlu da, “İktidar iyi bir yere gitmiyor. Bu da önümüzdeki süreçte bir erken seçimle veya başka bir şekilde…” demişti.

Bu açıklamalardan, hemen hemen tüm AKP’liler ve iktidarı destekleyen yazarlar, “darbe çağrısı yapılıyor” sonucunu çıkardı.

Sadece AKP Sözcüsü Ömer Çelik ve Erdoğan’ın tepkilerini hatırlatalım.

Çelik, özetle şunları söyledi:

“Bu şahıslar demokrasiyi felç etme örgütü üyeleri olarak bu şekilde konuşuyorlar. Rejim krizi çıkarmaya çalıştıklarını görüyoruz. Asıl yapmaya çalıştıkları şey, her zaman olduğu gibi kendilerini devletin sahibi olarak görüp, devlet bürokrasisini tehdit ederek kontrol altına almaya çalışıyorlar… Şimdi TSK’nın, emniyet güçlerimizin, jandarmamızın demokrasiye gönülden bağlı olması, demokratik rejime bağlı olması bunlar için büyük kabustur. Bunlar isterler ki silahlı güçleri istedikleri gibi manipüle edebilsinler… Bu darbe çağrısı, bu vesayet çağrısı bambaşka bir manaya geliyor. Bu milletimizin tehdit edilmesidir.”

Erdoğan da Pazartesi günkü Kabine toplantısından sonra; önce koronavirüs tedbirlerini anlattı, ardından, “Milli iradenin üstünlüğünü, demokrasiyi, hakkı, hukuku, adaleti, sandığı hazmedemeyen bu faşist zihniyetin hâlâ vesayet, darbe ve cunta özlemiyle yanıp, tutuştuğunu” bildirdi.

“CHP yöneticileri ile aynı zihniyetin medyadaki ve diğer mahfillerdeki mensuplarını bir kez daha ikaz ettiğini” de vurgulayan Erdoğan, “Artık bu anlayışın miadı dolmuştur. İnsanlık nasıl Kovid-19 virüsünü eninde sonunda yenecekse, inşallah Türkiye de bu bağnaz zihniyeti bir daha geri dönmemek üzere tarihe gömecektir” dedi.

TSK’YA İFTİRA ATILIYOR

Şimdi bu yılın ilk aylarına dönelim.

Ocak ayında CIA’nın yan kolu olarak bilinen ABD’nin önde gelen düşünce kuruluşlarından RAND Corporation’ın, 276 sayfalık Türkiye raporu gündeme geldi.

Raporda, TSK içinde uygulamalardan rahatsız bir grubun “darbe” yapabileceği öne sürülürken, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar için “Anahtar muhatap” ifadesi kullanılıyor, “Rusya’yı dengelemek için NATO üzerinden sürekli Türk Ordusu’na angaje olunmalıdır” tavsiyesinde bulunuluyordu vs.

Şubat başında da Ergenekon kumpasında Silivri’de yatan Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ, “FETÖ’nün siyasi ayağı” konusunda bir açıklama yaptı. Başbuğ, 26 Haziran 2009’da TBMM’de gece yarısı çıkarılan TSK ile ilgili kanunu örnek gösterip, “Bu kanun teklifini kim hazırladı? Tamamen FETÖ ile ilgili. Bu araştırılsın” dedi. Muhalefet partileri Başbuğ’u desteklerken, Erdoğan ve AKP’liler, “Meclis’in itham altında bırakıldığını” savundu.

İşte gerek RAND Raporu, gerekse de Başbuğ’un bu sözlerinden sonra da “darbe” tartışmaları yaşandı.

İktidarı destekleyen yazarlar yine ortak bir dille, yeni bir darbe tehlikesi olduğunu, bunun “FETÖ”den değil, “Kemalist” veya “Avrasyacı” diye tanımlanan gruplardan geleceğini iddia etti.

Bu söylentiler sürerken, 18 Şubat’ta Erdoğan, AKP Genel Merkezi’nde partisinin bazı milletvekilleriyle bir araya geldi. Basına kapalı toplantıdan sonra Sözcü Ömer Çelik, Erdoğan’ın sözkonusu söylentilerle ilgili değerlendirmeleri hakkında şu açıklamayı yaptı:

“Cumhurbaşkanımız bu gündemlerle ilgili olarak bugünkü toplantının açılışında net bir değerlendirme yaptı. O değerlendirmeyi paylaşayım sizlerle; bütün bu gündemlerin, sanki bir darbe tehlikesi varmış, bir darbe hazırlığı varmış gibi gündemlerin Türkiye’yi ana hedeflerinden saptırmaya dönük, Türkiye’nin enerjisini başka alanlara akıtmaya dönük olarak bir yaklaşım olduğunu… Bugün biz bakın son derece kapsamlı bir gündemle meselelerimizi yürütüyoruz. Meclis’te son derece önemli reformların geleceği bir siyasi ajandamız var. Milletvekillerimizle toplanıyoruz, bu sene içerisinde neler yapacağımıza milletvekillerimizle birlikte karar veriyoruz… Doğu Akdeniz’deki gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Libya konusunda da Münih Güvenlik Konferansı’nda yeni kararlar alındı. Suriye ile ilgili olarak ise son derece kritik bir dönemdeyiz. Tam bu dönemde Türkiye’nin enerjisini, toplumun dikkatini dağıtacak, devlet kurumlarının dikkatini dağıtacak şekilde darbe ile meşgul etmek, Türkiye’yi hedeflerinden uzaklaştırmak, enerjisini başka bir yöne çevirmektir.”

15 Temmuz darbe girişimi sırasında millet başta olmak üzere devlet kurumlarının demokrasiye bağlılığının test edildiğini de belirten Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Adalet Bakanlığı, HSYK, illerdeki hakimler, savcılar, Türk yargısı, demokrasiye sadakatini ve anayasaya sadakatini gösteren büyük bir performans ortaya koydu. Aynı şekilde Türk Silahlı Kuvvetlerinin içinde demokrasiye bağlı subaylar, Mehmetçik, darbecilere karşı güçlü bir duruş göstererek, kendi duruşunu ortaya koydu. Dolayısıyla Türkiye’nin devlet kurumları demokrasiye bağlılıklarını göstermişlerdir. Böyle bir gündem yoktur. Darbe tartışması, darbe gündemi Türkiye için lüzumsuz bir gündemdir, gereksiz bir gündemdir. Türkiye’nin tarihine baktığımızda her zaman bunun heveslileri oldu, her zaman buna girişmeye çalışanlar oldu, geniş çapta ya da dar çerçevede. Ama demokrasiye bağlı olan bütün kurumlarımız uyanıktır, bütün bunlardan ders çıkarılmıştır.”

Çelik son olarak TSK hakkında şunları söyledi:

“TSK kendisine verilen görevleri kahramanca yerine getirip, Suriye’de, dünyada herkesin dikkatle izlediği büyük operasyonlara imza atıyor. Tam da bu dönemde darbe gibi bir söylentiyi dillendirme, bunu gündem yapma, devletin dikkatini başka alanlara kaydırmaya, devletin gözünü ve aklını kapatmaya dönük bir reflekstir. Bu söylentiler, TSK’ye dönük provakatif bir yaklaşımdır, atılmış çok büyük bir iftiradır.”

Peki, daha 2.5 ay önce bu değerlendirmeler yapılmışken, şimdi ne/neler oldu da yeniden “darbe” ana gündem yapılıyor?

Evet, 2.5 ayda çok şey oldu.

Koronvirüs belası var… Ekonomik kriz had safhada, kaynak aranıyor… ABD tehditleri yüzünden S-400’lerin faaliyete geçmesi “erteleniyor”… Suriye ve Libya’da sıkıntılar artıyor…

Amaç; bunlar yüzünden “lüzumsuz” bir gündemle, “devletin gözünü ve aklını kapatmak”, milletin dikkatini dağıtmak mıdır?

Değilse, Milli Savunma Bakanı Akar başkanlığında, TSK komuta heyeti daha 15 gün önce 23 Nisan’da üniformasız, kravatsız görüntüleriyle, kimilerine göre, “sivil iradenin emrindeyiz” mesajı verdiği halde iktidarın ciddi bir endişesi var demektir.

Böyle ise yapılması gereken, ama yapılmayanları da bir sonraki yazıda anlatalım.

Silivri’deki Barış’lara, Hülye Kılınç’a ve Murat Ağırel’e kucak dolusu sevgiler.

Müyesser Yıldız

Odatv.com

Kaynak: OdaTV